“ÖLEN MÜSLÜMAN ÖLDÜREN MÜSLÜMAN”

 

Önce, Taha Akyol’un yazımıza konu olacak “Ölen Müslüman Öldüren Müslüman” adlı tuhaf yazısını okuyalım. Taha Akyol tuhaf bir yazıcıdır, birtakım şeylerden şikayet eder ama onların kökenine asla gitmez. Örneğin IŞİD’i ve öteki İslamcı terör örgütlerini eleştirir ama neden eleştirdiğini anlamazsınız; İslamcı terör örgütlerini eleştirir ama ganimet ele geçirmek için uydurulmuş  “Cihad” kavramını arındırmaktan, masumlaştırmaktan geri kalmaz. Tarikatlara, imam-hatip tufeylilerine, imamlara, hocalara, tefsircilere toz kondurmaz.

Bir zamanlar açık idi, şimdilerde gizli bir karşı devrimcidir. MHP ağacına liberal demokrasiyi aşılamaya kalkışmış, ortaya rüküş bir manzara çıkmıştır. Okuyalım:

[CUMHURBAŞKANI Erdoğan, bayram namazından sonra yaptığı açıklamada, “Allahu ekber diyerek insanlann öldürülmesi” faciasına dikkat çekti.

Bu tablonun İslam’ın asli kimliğine uymadığını söyleyen Erdoğan’ın sözleri şöyle: “Öldüren Müslüman, öldürülen Müslüman! Böyle bir tabloyu yaşıyor ve Allahu ekber nidalarıyla insanların ölmesi ve öldürülmesi tahammül edilir, katlandır bir şey değil ve bunun bizim dinimizde katiyen bir yeri de yok.”

Tarihte kalmış bu tür facialann 21. asırda İslam dünyasında hâlâ devam ediyor olması, çok vahim bir sorundur.

SİYASET VE DİN

İslam tarihinde, Cemel ve Sıffin savaşlannda, hem de Peygamberimizin en güzide arkadaşları birbirini öldürdü. Aylarca devam eden bu savaşlarda “Müslümanlar tarafından öldürülen Müslümanların” sayısı 70 bin civanndadır! Hangisinin imanı zayıftı? Hiçbirinin! Onları çatıştıran, siyasetti!

Yaklaşık bin yıl sonra Avrupa’daki mezhep savaşları… Tarihçi Holt, Fransa’da Din Savaşları, 1562-1629 adlı eserinde korkunç rakamlar verir:

Katoliklerden ve Protestanlardan 765.200 kadın ve erkek öldürülmüştü! 12.300 kadın ve kızın ırzına tecavüz edilmiş, 9 şehir ve 252 köy haritadan silinmişti. Yakılıp tahrip edilen ev sayısı 184.000’di. Hele Protestanlara uygulanan “Saint-Barthélemy Katliamı” yok mu, dehşet vericidir. (Mack P. Holt, The French Wars of Religion, 1562-1629, s. 190, 195.)

Orada da siyasi hâkimiyet kavgasıydı bu kanlı bilançonun asli sebebi.

21.YÜZYILDA ORTAÇAĞ

Bu olaylara bakarak dini suçlamak da yanlıştır. Dünya savaşlarının, Hitler ve Stalin rejimlerinin milyonları katletmesi… Dinlerle hiçbir ilgisi yoktu.

Bir genelleme yapmak gerekirse, hoşgörüsüzlük, bağnazlık, hukuk fikrinin ve hukuk kurumlannın bunları önleyecek kadar gelişmemiş olması gibi faktörlerden bahsedebiliriz.

İslam dünyasında Taliban, IŞİD, Boko Haram, Nusra gibi geniş tabanlı hareketler ortaya çıkıyorsa, sebep yine aynıdır: Hoşgörü yerine “tekfir”, yani farklılıkları kâfirlik sayan ve “Allahu ekber diyerek insan öldüren” bağnaz din anlayışı… Bu anlayışa bağlı siyasileşmiş cihat tutkusu…

Hukuk ve insan hakları fikrinin yer almadığı ortaçağdan kalma sosyal kültür… Zira bu örgütler yaptıklan her şeyi bağlamından koparsalar bile, eski fıkıh kitaplarından alıyorlar!

CAĞIMIZDA İSLAM

Tekfire değil hoşgörüye, çatışmaya değil uzlaşmaya, husumete değil şefkat ve merhamete, siyasete değil sosyal yardımlaşmaya yönelik bir islam anlayışı için İslam tarihinde fevkalade zengin birikim vardır. En azından Mevlana, Yunus, Hacı Bektaş diyoruz, değil mi?

Elbette, fıkıh anlatılacaksa mutlaka hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, insan hakları, özgürlükler gibi modern normları da anlatmak gerekir. Siyasi hayatta, din ve vicdan özgürlüğünü herkes için evrensel ölçülerde savunurken, dini inançları siyasallaştırmaktan dikkatle sakınılmalıdır. Siyasetin tabiatında bulunan güç çatışması dine bulaşırsa, bunun nelere yol açabildiğinin hazin örneklerini sayıp dökmeye ihtiyaç da yoktur.

Rahmetli “Turgut Ağabey” (Özal), Çankaya’da bu yönde ilahiyatçılarla görüşmeler yapmaya başlamıştı; yanılmıyorsam bunlardan biri, dilimize Fazlur Rahman gibi bir âlimin eserlerini kazandıran Prof. Mehmet Aydın’dı. Sayın Erdoğan, Aydın’dan bilgi alabilir.

Günümüzde Prof. Mehmed Hatiboğlu, Ali Bardakoğlu, Süleyman Uludağ, İlhami Güler, Vecdi Akyüz gibi, hiçbir yönde siyasallaşmamış, değerli birçok ilahiyatçının bulunduğunu da belirtmek isterim. (Taha Akyol, Hürriyet, 6 Ekim 2014)]

***

Önce şu cümleden başlayalım: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bayram namazından sonra yaptığı açıklamada, “Allahu ekber diyerek insanlann öldürülmesi” faciasına dikkat çekti.

Bu tablonun İslam’ın asli kimliğine uymadığını söyleyen Erdoğan’ın sözleri şöyle: “Öldüren Müslüman, öldürülen Müslüman! Böyle bir tabloyu yaşıyor ve Allahu ekber nidalarıyla insanların ölmesi ve öldürülmesi tahammül edilir, katlandır bir şey değil ve bunun bizim dinimizde katiyen bir yeri de yok.”

“Tarihte kalmış bu tür faciaların 21. asırda İslam dünyasında hâlâ devam ediyor olması, çok vahim bir sorundur.”

Müslümanın müslümanı öldürmediği, öldürmemesi gerektiği iddiasının gerçekle hiçbir ilişkisi yoktur. Devr-i Saadet’te bile Müslüman müslümanı öldürmüştür.

1.İlk halife Ebu Bekir zamanında Ridde savaşları yapıldı. Müslüman müslümanın kanını döktü. Ebu Bekir, ilk dört halifeden yatağında ölen tek halifedir.

2.İkinci halife Ömer bin Hattab, bir vergi sorunu yüzünden sabah namazında bir Müslüman tarafından öldürüldü.

3.Üçüncü halife Osman bin Affan: Sebe taraftarları tarafından evinde Kuran okurken öldürüldü.

4.Dördüncü halife Ali bin Ebû Tâlib bir Müslüman tarafından zehirli kılıçla öldürüldü. Onun zamanında müslümanlara karşı Cemel, Sıffin ve Nehrovan savaşları yapıldı.

Kuran’da bir müslümanın bir müslümanı öldürmesini meşru kılacak yeterli sayıda ayet vardır. Bu ayetler olmasaydı hocalar nasıl fetva verirdi. IŞİD, Kuran’a, hadise dayanarak, fetva alarak öldürmektedir.

Bu gerçekleri görmemek iki yüzlülüktür!

Taha Akyol, “Tarihte kalmış bu tür faciaların 21. asırda İslam dünyasında hâlâ devam ediyor olması, çok vahim bir sorundur” diyor.

Peki gardaşım, tarihte kalmış faciaların günümüzde de devam etmesi elbette çok vahim sorundur, senin işin ve görevin bu vahim sorunun nedenlerini bulmak ve açıklamak değil mi?

Bunu neden yapmıyorsun?

Gardaşım, İslam tarihinde, Cemel ve Sıffin savaşlarında, hem de Peygamberimizin en güzide arkadaşları birbirini öldürdü. Aylarca devam eden bu savaşlarda ‘Müslümanlar tarafından öldürülen Müslümanların  sayısı 70 bin civarındadır! Hangisinin imanı zayıftı? Hiçbirinin! Onları çatıştıran, siyasetti!” diye bilgi incileri saçıyorsun da, R.T.Erdoğan’a neden yaptığı ayrımcılığın, fitne tohumları saçmanın, dini siyasetin fahişesi haline getirmesinin toplumumuzu felakete sürüklediğini neden açıkca hatırlatmıyorsun? “Hatırlatmıyorsun” çok hafif kalır, bundan dolayı neden her gün eleştirmiyorsun?  Suriye’ye karşı savaş kışkırtıcılığı yaptığı için kınamıyorsun, işi bilmeceye bağlıyorsun?

Böyle sıkıştığı zaman, Taha Akyol ustaca bir bel çalımı atar ve sözü Hıristiyan dünyasına getirir. Bu kez de öyle yapıyor ve 1562-1629  yıllarında yapılan din savaşlarını örnek gösterir: “Katoliklerden ve Protestanlardan 765.200 kadın ve erkek öldürülmüştü! 12.300 kadın ve kızın ırzına tecavüz edilmiş, 9 şehir ve 252 köy haritadan silinmişti. Yakılıp tahrip edilen ev sayısı 184.000’di. Hele Protestanlara uygulanan “Saint-Barthélemy Katliamı” yok mu, dehşet vericidir” dedikten sonra o müthiş keşfini (!) açıklıyor: “Orada da siyasi hâkimiyet kavgasıydı bu kanlı bilançonun asli sebebi.”

E, sonra? Sonrası yok. Avrupa’da din savaşlarının 400 yıldır ve günümüzde tekrarlamamasının (bilinen) gerek ve gerekçelerini yazmadan meseleyi kapatıyor ve 21.yüzyılda ortaçağ olarak tanımladığı manzarayı aktarıyor:

“Bu olaylara bakarak dini suçlamak da yanlıştır. Dünya savaşlarının, Hitler ve Stalin rejimlerinin milyonları katletmesi… Dinlerle hiçbir ilgisi yoktu.

Bir genelleme yapmak gerekirse, hoşgörüsüzlük, bağnazlık, hukuk fikrinin ve hukuk kurumlarının bunları önleyecek kadar gelişmemiş olması gibi faktörlerden bahsedebiliriz.

İslam dünyasında Taliban, IŞİD, Boko Haram, Nusra gibi geniş tabanlı hareketler ortaya çıkıyorsa, sebep yine aynıdır: Hoşgörü yerine “tekfir”, yani farklılıkları kâfirlik sayan ve “Allahu ekber diyerek insan öldüren” bağnaz din anlayışı… Bu anlayışa bağlı siyasileşmiş cihat tutkusu…

Hukuk ve insan hakları fikrinin yer almadığı ortaçağdan kalma sosyal kültür… Zira bu örgütler yaptıklan her şeyi bağlamından koparsalar bile, eski fıkıh kitaplarından alıyorlar!

Taha Akyol gene bel çalımı atıyor. Oysa:

1.Kaynağını dinde bulmayan tek bir dinsel oluşum, hareket, ayaklanma, savaş ve katliam yoktur.

2.Hitler ve Stalin ya da ötekiler yaptıkları işi din uğruna yaptıklarını mı söylüyorlar? Bütün cinayetler kadın yüzünden işlenmez, borç-alacak yüzünden, gölgeye basmaktan falan da işlenir.

3.Din savaşlarını, dine dayalı husumetleri sadece laik düzen, laik anayasa, laik yasalar, laik hukuk, laik adalet, laik ahlak engeller. Taha Akyol bunu söyleyeceğine kıvırtıp duruyor.

4.“ İslam dünyasında Taliban, IŞİD, Boko Haram, Nusra gibi geniş tabanlı hareketler ortaya çıkıyorsa, sebep yine aynıdır: Hoşgörü yerine “tekfir”, yani farklılıkları kâfirlik sayan ve “Allahu ekber diyerek insan öldüren” bağnaz din anlayışı… Bu anlayışa bağlı siyasileşmiş cihat tutkusu…” diyor, ama cihadın bizzat kendisinin bir tür siyaset olduğu gerçeğini görmüyor.  İslamın başından beri disiplinsiz bir din olduğu gerçeğini göremiyor.

5.Ve sonunda dramatik itirafını yapıyor: “Hukuk ve insan hakları fikrinin yer almadığı ortaçağdan kalma sosyal kültür… Zira bu örgütler yaptıklan her şeyi bağlamından koparsalar bile, eski fıkıh kitaplarından alıyorlar!”

Türkiye’de bu trajik rezaletlerin olmaması için laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ayakta kalması gerekir; Cumhuriyet devrimlerine sıkı sıkıya sarılmak gerekir. Taha bey biraderimizin bu bağlamda olumlu bir hareketi, olumlu bir yazısı yoktur. Laikliğe ancak AKP anlayışı içinde rıza gösterir.

AKP’nin eğitim-öğretim politikası sonunda ülkemizde birden fazla Taliban, IŞİD, Boko Haram, Nusra çeteleri ortaya çıkacak ve bunlara imam-hatip okulları kaynaklık ve yataklık edecektir. Fakat Taha Akyol’un AKP iktidarının imam-hatip siyasetini eleştiren tek bir satırı bulunmamaktadır.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Cumhuriyet’in temel direğidir. Taha Akyol, bildiğim kadarıyla, bu yasaya da karşıdır.

6.“Günümüzde Prof. Mehmed Hatiboğlu, Ali Bardakoğlu, Süleyman Uludağ, İlhami Güler, Vecdi Akyüz gibi, hiçbir yönde siyasallaşmamış, değerli birçok ilahiyatçının bulunduğunu da belirtmek isterim” diyor.

İyi de bu adamlar, “Laik bir cumhuriyette İslam dini ve sorunları” konusunda ne yaptılar, ne gibi eserler verdiler ki “sorun”un giderilmesine olumlu bir katkıda bulunacaklar?

Sadece maaş almak için yazı yazan bir insandan, demek ki daha fazlası beklenemiyor…

Özdemir İnce

9 Ekim 2014