ONUR ÖYMEN’İN “ÇIKIŞ YOLU”

Yazarının adı Onur Öymen değil de bir başka ad, özellikle de bir yabancının adı olsaydı “Çıkış Yolu” (Remzi Kitabevi, 2008) göklere çıkartılır, baskı üstüne baskı yapardı. Kitabın bendeki nüshasının tarihi Haziran 2008. Birinci basım. 2.000 (İki bin) adet yapılmış. Ama daha bitmemiş. Ama bu şaşırtıcı değil !
***
“Çıkış Yolu”nu okurken Onur Öymen’in neden hep linç edilmek istendiğini de iyice anladım : Onur Öymen gazetecinin, profesörcünün, falanın ve filanın etkisine girmesi olanaksız bir siyasetçi. Girmez, çünkü her şeyi hepsinden daha iyi biliyor. Her şeyi onlardan daha iyi bildiğini ileri süren kendisi değil. Bu benim kanıtlamak zorunda olduğum bir sav, bir iddia !
Onur Öymen eğer CHP Genel Başkan Yardımcısı olmasaydı, kitabını emekli büyükelçi sıfatıyla yazmış olsaydı, “Çıkış Yolu”, gazeteciler ve tarihçiler tarafından 2008-2009 yılının en önemli kitabı ilan edilirdi.
TRT’de çalıştığım sırada aynı şey benim de başıma gelmişti. Aralarında “Yeditepe Ödülü” de olmak üzere, dönemin birkaç önemli ödülü “TRT Televizyonunda önemli bir görevde” bulunduğum için bana verilmemişti. Bunun böyle olduğunu jüri üyeleri rahmetti Recep Bilginer ile rahmetli Cemal Süreya’dan duymuştum.
Onur Öymen Türkiye için gereğinden fazla bilgili, gereğinden fazla ilgili, gereğinden fazla kişilik sahibi bir aydın, münevver, enteleküel.
***
“Çıkış Yolu”, genel olarak 496 sayfalık siyasi tarih, özel olarak da emperyalizm tarihi. Sadece bu kadar da değil : Bu tarih, sadece olayları betimlemiyor (tasvir etmiyor), onları çok ciddi bir diyalektik bakış açısı içinde ameliyat masasına yatırıp otopsisini yapıyor. Muhteşem bir analiz ve sentez düzeneği çalıştırıyor.
“Bindirme” (superposition) bir televizyon ve sinema kavramıdır. Daha çok televizyonda kullanılan bir tekniktir. İki görüntü üst üste biner ve biri altta öteki üstte tek görüntü oluşturur.
Tarih yazıcılığında, bu yöntem, geçmiş ile bugünün arasındaki örtüşmeli, benzeşmeli iliştileri ortaya çıkartır. Örnek olarak İran Başbakanı Musaddık’ın İngiliz-CIA işbirliğiyle düşürülüşünü betimleyen şu satırları okuyalım :
“Amerikalılar Musaddık’ı devirmeden önce onun yerine geçecek yeni başbakanı bulmalıydı, buldular da. Bu emekli General Zahidi’ydi. Bu iş için para lazımdı. Tahran’da bu darbeyi düzenleyecek olanlara önce 1 milyon dolar gönderildi. Darbeyi düzenlemekle görevlendirilen istihbarat uzmanları Kıbrıs’a yerleşti. O tarihlerde bir İngiliz sömürgesi olan Kıbrıs’ta darbe planlarını hazırladılar. O sırada yapılanlar, daha sonraki yıllarda bir lideri veya bir siyasi grubu halkın gözünden düşürmek, zayıflatmak, itibarını kırmak için yapılacakların âdeta provasıydı. // Hazırlanan plana göre, Amerikalılar İran’daki gazetecileri, genel yayın müdürlerini, din adamlarını ve kamuoyu üzerinde etkili olabilecek şahışları elde etmek için 150.000 dolar harcayacaklardı. O tarihte Tahran’da bu parayla çok şey yapılabilirdi.” (S.199-200)
***
Bu satırlar size, Kemalist Cumhuriyet’e, TSK’ya, CHP’ye ve yurtsever aydınlara karşı yürütülen darbe fesadını hatırlatmıyor mu ? Yöntem aynı, fakat bin dolarların yerini milyon dolarlar almıştır. CIA’nın ağzında bakla ıslanmadığı için bu miktarın ne kadar olduğunu, sanırım, on yıl içinde öğreneceğiz !