OPERA KAHKAHASI YAYINLANDI

Birkaç gün önce VE Yayınevi tarafından yayımlanan Opera Kahkahası benim 80 yaşımda kendime armağan ettiğim şiir kitabı(m). Aynı zamanda yayınevinin şiir yayıncılığına armağan ettiği, baskısı en mükemmel bir şiir kitabı. Artık ne Türkiye’de ne de bir başka ülkede yayınlanmış bir şiir kitabına imrenmeme gerek yok, kalmadı.

Biraz sonra okuyacağınız “Destansız Destan 5” adlı şiir dolayısıyla çok eski ve çok değerli dostum Tarık Akan’a adanmıştı kitap. Bu şiirden ve niyetimden haberi yoktu Tarık’ın. Kitap Ocak 2017’de yayımlandığı zaman sürpriz olsun istiyordum. Ama olmadı, olamadı.

Büyük ressam Ekrem Kahraman tarafından resimlenen Opera Kahkahası, Başyüce’ye ve tab’asına kurdeşen döktürecek ters bir kitap. Ağzı bozuk, feleksiz ve zırdeli!… Züccaciye dükkanına giren bir fil! Tıpkı bana benziyor: Ağzından bir kez “evet” çıksa bile evlendiğinde, 99 kez “Hayır!” çıkmıştır, çıkar.

ÖZDEMİR İNCE

3 ŞUBAT 2017

***

OPERA KAHKAHASI, VE YAYINEVİ, OCAK 2017

1

Tek bir zamanda birçok mekânda

 yaşadım, yaşıyorum

 çoğul zamanda

 tek bir mekânda yaşadım,

 yazıyorum bir dağın gölgesinde,

 

 bir yazın içinde burada öleceğim

 kumarda ütmezsem bayan  Ölüm’ü.

 

Arka pencereden bakınca rüzgârla

 çarpışıyor komşunun çamaşırları

 güneş var yok güneş saati.

 

 Zaman zamansız, sökülmüş dikişleri.

 

 Böyle oluyor, böyle olmuştu her zaman:

 İçine doğru göçer ışık hiç pörsümeden

 patlayan mısırdır sesin kar sessizliği.

 

 Bir serap artığıdır bu yama uzatmalar.

 

 Böyle konuşuyor kendi kendine

 ağzımda bir tuhaf kızılcık tadı.

 

2

 

Vahiy ve mucize arının ağzında,

arı çiçeğin yörüngesine girer

ve teslim olur:

 

Bir ara eczacı olarak.

 

Gerisi çiçek tozlarının işi,

döl yumurtayı görür dölyatağında.

 

Ölüm ve hayat

biri ötekinin içindedir.

 

Benim mucizem: Ölmekteyim

1 Eylül 1936’dan bu yana.

 

İnsan bokuna basmışım gibi

sulak bir çayır arıyorum

temizlemek için ayağımı

 

düşünmeden çayırın soracağı hesabı.

 

***

DESTANSIZ DESTAN

 

5

 Yukarıdan aşağı  dipsiz bir uçurum, aşağıdan yukarı küçük bir Himalaya.

: –

Akşam gazetesinin bir haberi (12 Nisan 2016):

Tarık Akan, Erdoğan’ı çocuklarıyla tehdit etti!

Her fırsatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve hükümeti hedef alan açıklamalarıyla gündeme gelen Tarık Akan, yine haddini aştı!

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Aile Bakanı Ramazanoğlu’nu hedef alan çirkin sözlerini savunan Akan, “Kılıçdaroğlu çok güzel cevaplar verdi. Bravo Kılıçdaroğlu’na” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerinin kendisini çıldırttığını söyleyen Akan daha da haddini aşarak şunları söyledi: “Cumhurbaşkanı’nın yakınlarının çok acı çekeceğine eminim. Hesapları sorulacak.”

: –

Aşağıdan yukarı içe göçmüş bir Himalaya, yukarıdan aşağı bir dipsiz uçurum, kavanoz kıçlı. Uçurumun dibinde bir Yargı Gecesi: Kaynayan katran kazanları, lâl rengi ekmek sacları, üzerinde günahkârlar namaz kılsın diye. Kapıda Osmanlı gençliğinin ters yüz edilmiş zebanileri. Allah mı olur kul hakkını sormayan tanrı?

 Eminim ki eşkiya kıyafetinde rol icabı söylememiştir Tarık, o çok anlamlı sözleri. Vasiyet olarak … Yaşlandıkça bana benziyor!

 Karar Gecesi, Kefeluka’da, Fener Lokantası’nda beyaz şarap içeceğiz Tarık’la. Ayakta bekleyecek haber yazıcıları bize hizmet için.

 Ufukta batan güneşin merhemi!

 ***

YOLLUK OLARAK ŞİİR

Yaşadım diyebilmek için, yaşamı da ölümü de kendine yakıştıracaksın.      Yakıştırmasan da olur. Ölümün yaşamına denk olacak. Olmasa da olur.  Doğduğun gün unutulacak, sonsuzluğa eklendiğin gün gibi.

Sonsuzluk mu? Kimseye vermek yetkim yok ama hak eden alır, alsın. Kamu malıdır. Paylaştırmadan kimseye yetmez. Paylaştırınca da kimseye yetmez. Diyeti kan ve beleş!

Hayatlarımdan birinde rastlamışımdır ya bir meyhanede ya da bir Asya kerhanesinde. Ona ve Talih adlı kör, sağır ve dilsiz  ulağına. Yanında, dört gölge halinde. Kapanma saatlerinde gelmiştir, mumlar, şamdanlar söndürülürken handa, haneberduş bir dilenci kılığında.

Hayatlarımdan birinde, Bağdat’tan Türklerin oturduğu topraklara giden bir     kervana katıldım çok gençliğimde. İbn Fadlan adlı bir Halife katibi bir seyahatnâme[i] hesabı tuttu bin yıl önce[ii]:

 Hayatlarımdan birinde doğruca benim masama geldi, bir Ekbatana[iii] meyhanesinde, yanımda kutsal bir fahişe haremi, bilinen her dinden. Elimden aldı esrar nargilesini, bir ömür boyu duman çekti içine. Hiç konuşmadı bir sonsuzluk kadar. Sonra kendi kendine sustu:

“Yorulunca bu dünyada bu dünyadan, olduğum yere kıvrılırım.” dedi. “Kapısından içeri adım bile atmam benim  onuruma yaptırdıkları tapınak evlerin.

  Bok herifler! Bok heriflerin!”  

—————————————————-        

[i] İbn Fadlan, Bin Yıl Önce Türkler ve Ötekiler, Türkçesi: Sadık Şaşar; İstiklal Kitabevi, Ekim 2005.

[ii] [Türkler] “Dışkı ve sidik definden sonra temizlenmezler. Cenabet olduktan (cinsel ilişkiden) sonra ya da diğer kirlenmelerden sonra yıkanmazlar. Suyla hiç temasları yoktur, özellikle kış zamanı. Kadınları erkeklerinin ya da başka erkeklerin önünde örtünmez. Ayrıca ka­dın, vücudunun hiçbir kısmını hiç kimseden gizlemez. Bir gün, içlerindcn birinin çadırına girdik ve oturduk. Bu adamın karısı bizim yanımızdaydı. Biz konuştuğumuz sırada, edep yerini (cinsel organını) açtı ve kaşıdı, biz de ona bakıyorduk. Yüzümüzü ellerimizle örttük ve ‘Allah affetsin!’ dedik. Kocası gülmeye başladı ve tercümana hitaben, ‘Söyle onlara, siz buradayken cinsel organını açıyor ve siz görüyorsunuz, ama onu erişil­mez tutuyor ve oraya giriş yok; hem orasını örtüp hem de sahip olunmasına izin vermesinden iyidir,’ dedi. Zinadan haberleri yoktur, ama birinin bu tür bir iş yaptığını öğrenirlerse, onu aşa­ğıda anlattığım şekilde ikiye ayırırlar: İki ağacı birbirine kavuş­tururlar, zina suçunu işlemiş olan kişiyi dallara bağlarlar, ağaçları serbest bırakırlar ve iki ağaca bağlanmış olan kişi ortadan ikiye ayrılır”.  (age. s.19)

[iii] Ekbatana (Eski Farsca: Haŋgmatana, Yunanca: Ἀγβάτανα = Agbatana veya Ἐκβάτανα = Ekbatana, Agámtanu)