ORHAN PAMUK’UN ZIRVALARI

En eski arkadaşlarımdan, Can yayınlarının kurucusu rahmetli Erdal Öz’e danışmanlık yaparken Orhan Pamuk’un “Cevdet Bey ve Oğulları”nı yayınlamasını desteklemiştim. Bu destek çok önemliydi, çünkü kaldırıma düşmüş ve işportada bile satılamayan bu kitabı yayınlamak konusunda kararsızdı Erdal.
Daha sonra, Orhan Pamuk’un “Kara Kitop”ı, “Beyaz Kale” ve öteki kitapları yayınlanırken Can Yayınları’nda editördüm. Orhan Pamuk hakkında yabancı basında çıkan olumlu yazıları çevirip Erdal’a getirir, Erdal’da benim odamdaki makineden basına faksla gönderirdi. Ancak olumsuz yazıların hiçbirini, doğal olarak göremezdik, getirmezdi. Ama ben bilirdim !
Orhan Pamuk iyice palazlanınca telif ücretini yüzde 25’e çıkartmak istedi. Erdal gene kararsızdı. Kendisine Orhan Pamuk’la anlaşmamasını, onu yayınlayarak yayınevini mahkûm ettiğini, oysa ona verilen aynı parayla yılda en az 20-25 yazar yayınlayabileceğimizi, böylece ondan doğacak boşluğu doldurabileceğimizi söyledim. Erdal Öz, Orhan Pamuk’a istediği parayı vermedi. O da daha önceden anlaştığı İletişim Yayınları’na geçti.
Hatırlarsınız, Orhan Pamuk’a verilen Nobel Ödülü’ne de karşı çıkmıştım. Karşı çıkışımın yazınsal nedenlerini açıklamamın yeri bu sütun değil, edebiyat dergileri !
***
Bu satırlardan anlaşılabileceği gibi Orhan Pamuk hakkında olumlu bir duygu ve düşüncem yok. Hele dünkü yazımda yazdıklarımı ve “Masumiyet Müzesi” müzesi tasarısını İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesinden aldığı (alacağı) para ile gerçekleştirdiğini (gerçekleştireceğini) öğrendikten sonra olumsuz duygu ve düşüncelerim iyice azdı.
***
Orhan Pamuk, Nobel’i alıp, Türklerin soykırıma uğrattığı Ermeni ve Kürtlerin çetelesini tutmayı bıraktıktan sonra, şimdi demokrasi müfettişliği rolünü üstleniyor.
Amerikan PBS televizyonunda “Charlie Roze Show” adlı programı katılan beyimiz, ülkedeki dengesizliği “laik/şeriatçı” çekişmesine bağladıktan sonra “Demokrasinin din devletine dönüşeceğinden mi korkuluyor sorusunu ?” söyle yanıtlıyor:
“Hayır böyle söylüyorlar, ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Bence bahane bu. Maalasef, Türk bürokrasisi ve ordudaki bazı kesimler, sahip oldukları ayrıcalıklarını kaybetmek istemiyor. Bu kesimler, AB ile müzakelerden de memnun değiller. Çünkü ayrıcalıklarının bazılarını kaybedebilirler.” // “Kendimi kültürel olarak onlara (laiklere) yakın hissediyorum. Daha batılılar, ancak, kendi otoriter hallerinin, hoşgörüsüzlüklerinin, ifade özgürlüğü üzerinde durmamalarının, Türkiye insanlarının oylarına saygı göstermemelerinin sorununu yaşıyorlar. Laiklerin birçoğu iyi insanlar ama demokrasiye, halkın oylarına ve insan haklarına saygıları yok.” (Hürriyet, 30.12.09)
***
Bu densiz adam utanma ve arlanma duygusunu tamamen yitirmiş. Sanki bürokrasinin kadrolarını tamamen AKP yandaşları doldurmuyormuş gibi, AKP iktidarı basın özgürlüğünün ırzına geçmiyormuş gibi, sendikalı işçilerin üzerine sıfır derecede suyu AKP’nin polisleri değil de laik örgütler sıkıyormuş gibi.
Bu ne ödenmez borçmuş, bu ne tükenmez kin ve nefretmiş ! Büyük yazar kimseye borç ödemez, gerçek yazar kimseye kin duymaz ve kimseden nefret etmez !
Nobel Ödülü alt tarafı bir ödüldür, Jean-Paul Sartre’ın almaya tenezzül etmediği ödüldür, kimseyi büyük yazar yapamaz, adam sınıfına yükseltemez !