ORKESTRA, HÜKÜMET AMOK KOŞUCUSU

Birkaç okur pazar günkü Cumhuriyet gazetesini bulamadıklarını, bu nedenle o gün yayınlanan “Orkesra ve Hükümet” adlı yazımı kendilerine göndermemi istediler. Pazar günleri ben de İstanbul’da bulamıyordum. Dediklerini yaptım. Ama yazıyı siteye de koymak geldi aklıma. Ve “Bir Amok Koşucusu” adlı yazıyı da ekledim.

ÖZDEMİR İNCE

18 Mayıs 2020

**********************************************

ORKESTRA VE HÜKÜMET [i]

Toroslarda, kiraz ağaçları arasında bir yayla kulübesinde doğmuş, tek odalı evlerde büyümüş, 11-12 yaşında çalışmaya başlamış, beş numara gaz lambasının ışığında dünyayı okumuş, masasız, sandalyesiz, radyosuz bir genç adam: Bu “ben” olan yaratık size bugün orkestra, senfoni ve koncerto üzerine lafazanlık edecek. Köksüzleşme değil mi bu!

***

1969-1970 kuruluş döneminde yöneticileri arasında planlamacı olarak bulunduğum halkçı TRT televizyonuna benzeyen TRT2’de bir Pazar Konseri’ni dinlerken bu yazıyı yazmak aklıma geldi. Program ve Yayın Planlama Müdürü olduğum dönemde “kıymetli” zamanlara klasik müzik yayını koyduğum olurdu. Orkestra şefi Hikmet Şimşek’e dikkat ederdim. Size tuhaf gelecek ama Yılmaz Pütün (Güney) ve Nihat Ziyalan da benim gibi çok sesli müzik severlerdi. 17-18 yaşlarında proletarya çocukları.

***

Orta öğrenime 1948 yılında Mersin’de başladım. Sabahleyin kale kapısına benzer kapısı öğrencilere açıldığı anda hoparlörden klasik müzik sesi duyuyordu. Bu işi akordeon çalan Ergun Evren adlı arkadaş yapardı. Müzik öğretmenimizin adı Hikmet Hazar idi. Okulda müzik odası vardı, ders sınıflarda yapılmazdı. Müzik tarihi, solfej, marşlar, opera aryası adaptasyonları öğrenirdik. Hikmet Hazar bazen bütün ders boyu keman çalardı.

***

Ankara’da 1950’lerde Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesinin giriş katındaki salonda Cumhurbaşkanlı Senfonisi Orkestrası cumartesi ya da Pazar günleri konserlerine giderdik. Suna Kan, İdil Biret, Ayla Erduran gibi genç virtiyozlar konserler verirlerdi. Gazi’de okurken toplu halde opera ve bale gösterilerine giderdik. Devlet Tiyatrolarındaki oyunların sadık izleyicileriydik. Bu da yetmez, İlhan Berk’in öncülüğünde  Faruk Güvenç’in ABD Kültür Merkezi’nde düzenlediği (izahlı)  modern, atonal, elektronik  müzik dinletilerine bile giderdik.

Hayatımın en büyük iki heyecanını  gençliğimde, o sırada  Faruk Güvenç’le  evli olan Suna Kan’la bir karayolu lokantasında ve geçen yıl İdil Biret’le tanışırken duydum. Neden?

***

Gelelim şu orkestra denen örgütlü topluluğa: Klasik Batı Müziği orkestrasında üç tür çalgı bulunur:  Yaylı çalgılar, Üflemeli çalgılar, Vurmalı çalgılar.

Yaylı çalgılar : Orkestrada kullanılan enstrümanların çoğunluğunu  (genelde üçte iki) oluşturur. Genelde orkestradaki enstrüman sayısının en az üçte ikisi :  Keman, Viyola, Çello, Kontrbas ve Arp’tan oluşur.  24 keman, 12 viyola, 12 çello, 4 kontrbas ve 1 arp.

Üflemeli Çalgılar:Tahta üflemeliler ve bakır üflemeliler olarak ikiye ayrılır. Tahta üflemeliler ailesinden; flüt, obua, pikolo, klarnet ve fagot kullanılırken, Bakır üflemeliler ailesinden; trompet, trombon, tuba, korno ve kornet bulunur. Standart bir senfoni orkestrasında, eserin türüne göre 20-25 üflemeli çalgı vardır.

Vurmalı Çalgılar: Timpani, davul, timbal, zil, üçgen, tamtam, tef, çan, ksilofon, vibrafon ve bazen de piyano.

Orkestra: Elli ya da daha az müzisyenden oluşan görece küçük orkestralar oda orkestrası olarak adlandırılabilir. Tam kadro bir orkestra ise yaklaşık 100 kişiden oluşur ve senfoni orkestrası ya da filarmoni orkestrası olarak anılabilir.

***

Eveet, ama besteci ve beste yoksa orkestra şefi, çalgılar, çalgıcılar ne işe yarar? Besteci  müzik duygu ve düşüncesini notalara dökecek, bir dil ve anlam dünyası kuracak. Bu yoksa müzik aletleri tozlanır, orkestra elemanları hamlar, şef ise hiçbir işe yaramaz. Şef, ancak orkestrayı yönetirken şeftir. Ben olmasam müzik olmaz diye düşündüğü an gerçek ve doğruların dışına düşer. Müzik (özgürlük, eşitlik, adalet, uyum, birlik, çokluk) için o da orkestra gibi hem fail (icracı), hem araştır

***

AKP orkestrasının üyeleri siyast konservatuarına gitmedikleri için ne nota  bilmiyorlar; şef ise bestecinin (TBMM) partisyonu (Anayasayı) kaldırıp atmış, rasgele el kol sallayıp duruyor,

Yönettiği devlet aleyhine ekonomik ve siyasal sözleşmeler yapan AKP’nin cazırdayıp duran orkestradan hiç farkı yok. Yok ama şef çubuğunuı elinde tutan zat kendisini Herbert von Karajan’dan daha  iyi şef olduğunu düşünüyor.

***

Canlı konserlerde bulunduğum yerden göremem ama İntermezzo ve TRT2 gibi  televizyonlarında izlediğim konserlerde gözüm hep  en arkada timbal, zil, üçgen gibi vurmalıları çalanlar üzerindedir: Koskoca senfoni ve koncertoların icrasında birkaç kez aletlerini kullanırlar; kameranın “zoom”u ve çın sesi birkaç saniye sürer.

———————————————————————————-

BİR AMOK KOŞUCUSU SANKİ…[ii]

«Amok hastalığı, özellikle Orta Asya’da ve Malezya’da daha yaygın şekilde görülen bir tür psikiyatrik hastalıktır. Bugüne kadar tespit edilmiş olan psikiyatrik hastalıklara oranla çok daha nadir olarak görülen bu hastalık, kişilerde saldırganlığa neden olur ve ölüme neden olabilecek kadar ciddi boyutlara ulaşabilir. Hastalığın daha yaygın olarak görüldüğü Malezya’da halk dilinde daha kaba bir tabirle öldürücü çılgınlık anlamına gelen “Mengamok” veya dünya çapındaki adıyla “Running Amok” şeklinde de ifade edilir. Hastalık genellikle ani olarak gelişir ve bireyde istemsiz hareketler, şuur kaybı, saldırgan tavırlar gibi olumsuzluklara yol açabilir. Bu tür semptomlarla birlikte hem hastanın kendisi hem de çevresindeki bireyler yaşamsal tehdit altına girebilirler. (…) »[iii]

***

Edebiyatta “abartı”   (mübalağa, exagération) adı verilen bir yazma tarzı vardır. Bir şeyi daha iyi anlatmak için kullanılır. AKP, boks deyimiyle,  nakavt olmak üzere, başı kesilmiş horoz gibi debelenmekte. Korona vırüs salgınında maske dağıtımı yapmayı bile beceremeyen partinin başkanı, sahibi olmadığı, müşteri ayarlı bir hastanenin çeyrek bölümünü açarken havalarda uçuyor. Köprü, ve tünel tarzı yaptırılmış bir hastane…gösteriş ve para tuzağı.

***

Bir okurdan, 19 Nisan günü yayımlanan “Aman Gelme” yazımı destekleyen bir ileti geldi. Okur Bodrum’la ilgili olarak şöyle yazıyor:

«Bu arada Konacık, Ortakent mevkiinde inşaatına 2017 senesinde başlanan 55 bin metre kare üzerine kurulu 150 yataklı yeni Bodrum Devlet Hastanesi inşaatı bilinmeyen nedenlerle durdu. İhale bedeli 41 milyon 850 bin liraydı. Son halinin fotoğraflarını ek olarak paylaşıyorum.»

Anladığım kadariyla, Bodrum hastanesi, hasta garantili kaymaklı kadatıf değil. Devlet bütçesiyle yaptırılan avantası az, epeyce mazbut bir inşaat.

***

AKP’nin Saray hükümetinin “sıfır” notlu hal ve gidişini “Koronaya karşı mücadeleye karşı mücadele” (21 Nisan 2020) adlı yazımda tasvir etmiştim. Başta CHP, HDP ve İYİ parti belediyeleri olmak üzere hükümetin muhalefet belediyelerine karşı düşmanca siyaseti ancak amoklu bir kafanın ürünü olabilir. AKP sadece belediyeleri değil aynı şekilde kendine oy vermiş yoksul halkı da cezalandırıyor. Kendi seçmenlerini cezalandıran bir parti ondan artık umut kesmiş olmalı. Burada duralım ve düşünelim: AKP, önümüzdeki yıllarda yapılacak her türlü seçimden umudu kestiğine göre hesabı ne? Adı olup içeriği belli olmayan 2023 hedefi mi? Demokrasi ve cumhuriyeti boğazlayacak çok karanlık bir hedef mi?!

***

AKP’nin seçimden vazgeçtiğini kanıtlamak için 20 Nisan 2020 tarihli Sözcü gazetesinin birinci sayfasından yararlanacağım:

«Bu sıkıntılı günlerde siyaset ve oy hesabı yapmayın; CHP’li ne yaparsa yasak, AKP’li ne yaparsa serbest. İktidar virus önlemlerinin başladığı günden beri CHP’li belediyelerin halka yardımlarını çekemiyor. Engelliyor. AKP’li belediyelere ise ses çıkartmıyor. »

Aynen böyle: AKP amoklu bir kafayla siyaset  yapıyor.  Bu kafayla giderse Cumhurbaşkanlığı, genel ve yerel seçimleri kazanma ihtimali yok. Demek ki bilmediğimiz,  bir hesabı var.

« Mersin. CHP’li belediyeye ekmek dağıtırmıyorlar. Kayseri. AKP’li belediye ekmek dağıtabiliyor.»

« İstanbul.CHP’li belediyenin yardımını engelliyorlar. Balıkesir. AKP’li belediye koli koli yardım dağıtıyor.»

Amigo televiyonlar haber vermeseler de Tele1, HalkTv gibi televizyonlar haber yapıyorlar. Bundan dolayı da izleyicileri artıyor.

Havuz gazeteleri yazmasalar da Cumhuriyet, Sözcü, BirGün, Evrensel gibi gazeteler var.

Sosyal medya var.

Ve asıl önemlisi halkın gören gözleri var. Koş amok koşucusu koş!!!!!!!!!!

«AKP, yardım etmeyi bu kez ‘Paralel Yapı’ saydı. AKP’li Mahir Ünal, CHP belediyelerinin yardım çabasını “Ayrı baş çekmek” diye niteledi.”Bunun devletteki karşılığı parallel yapıdır” dedi. »

Bu adamlar Türkçeyi, deyimleri ve kavramlara hep yanlış kullanırlar. Devlet içindeki parallel yapıları (ordu, polis, güvenlik,vb.) her zaman iktidarlar kurar. İran’daki Devrim Muhafızları bir parallel ordudur. 12 Mart ve 12 Eylül’deki ülkücüler parallel polis gibiydi. Fetö kendi parallel devletini AKP ile aile hayatı yaşarken kurdu. Yani muhalefetin belediyeleri halka  hizmetlerini Saray nam ve hesabına mı yapacaklardı?  Arsızlık dediğin bu aymazlığın yanında masum kalır vallahi.


[i] Cumhuriyet Gazetesi, 17 Mayıs 2020

[ii] Cumhuriyet Gazetesi, 15 Mayıs 2020

[iii] Vikipedi