“ORTAK AKIL”, “DEVLET AKLI”; BRE TÜRK, BU NE BİÇİM İŞ?!

İbn Fadlan’ın seyahatnamesi  (كتاب إلى ملك الصقالبة; Kitāb ilā Malik al-Saqāliba) benim en birinci kitabımdır. Her yıl birkaç kez bu kitaba başvururum.

İBN FADLAN 1

Bu seyahnamenin önemi sadece Oğuz Türkleri’nin hal ve gidişleri bakımından değil, Musevi dinini seçen Hazar Türkleri bakımından çok önemlidir. Bu kitapçıktan ilham alan Arthur Koestler’in On Üçüncü Kabile adlı kitabında kayıp 13.Yahudi kabilesinin Hazar Türkleri olduğunu savunduğu belgesel romanını Zeki Velidi Togan’ın biraz sonra okuyacağınız bulgusundan yararlandığını bilginize sunmak isterim.

13.KABİLE

Ibn Fadlan ve kitabı hakkında internetten aktardığım bilgi kuşkuya yer bırakmayacak kadar doğrudur.

İbn Fadlan’ın Oğuz Türkleri hakkındaki gözlemlerini okumanıza sunuyorum:

***

[Daha sonra, bunun üzerine, çok miktarda odun bulunan bir yere kadar yürüyüşümüzü sürdürdük. Orada durduk ve kervan ateşi yaktık. Isındık, giysilerimizi çıkardık ve kurutmak için serdik. Daha sonra yola çıktık ve her gece, gece yarısından öğlene ya da ikindiye kadar en hızlı biçimde ve elimizden gel­diğince en büyük merhaleleri kat ederek yolumuza devam et­tik. Daha sonra mola verdik. Böyle on beş gün yürüdükten son­ra çok kayalık büyük bir dağa geldik; kaynaklardan çıkan sular kendilerine bir yol buluyor ve bazı yerlerde toplanıyordu. Bu dağı aştıktan sonra, Guz (Oğuzlar) adı verilen bir Türk boyuy­la karşılaştık.

Bunların kıl çadırları olan ve oba kurup oba kaldıran göçe­beler olduklarını gördük Göçebe yaşam tarzları ve yer değiştir­meleri uyarınca çadırları kâh orada kâh burada görülür. Sefalet içinde yaşarlar ve başıboş eşekler gibidirler. Ne Allah’a tapın­mayı öğretirler ne de akla başvururlar (din hususunda) ve hiç­bir şeye tapmazlar, ama büyüklerine “Ata” derler. İçlerinden bi­ri reisine herhangi bir konuda bir şey sorduğu zaman, “Atam, şu veya bu şeyde ne yapmalıyım?” der.

İdare biçimleri karşılıklı danışmayla idare biçimidir. Bu­nunla birlikte bir şey üzerinde anlaştıkları ve ona girişme kara­rı aldıkları zaman, içlerinden en aşağılık ve en sefil olan biri çıkar ve sonuca vardıkları anlaşmayı bozar. Onların, ülkelerinden geçen Müslümanlara şirin görünmek için, ‘Allah’tan başka ilah yoktur; ve Muhammed onun resulüdür,” dediklerini işittim, ama buna kesin olarak inanmazlar. Eğer içlerinden biri bir  haksızlığa uğrararsa, ya da başına nahoş bir şey gelirse, kafasını göğe doğru kaldırır ve “Bir Tengri” der, ki bu Türkçe’de tevhid  kelimesidir».

Dışkı ve sidik definden sonra temizlenmezler. Cenabet olduktan (cinsel ilişkiden) sonra ya da diğer kirlenmelerden sonra yıkanmazlar. Suyla hiç temasları yoktur, özellikle kış zamanı. Kadınları erkeklerinin ya da başka erkeklerin önünde örtünmez. Ayrıca ka­dın, vücudunun hiçbir kısmını hiç kimseden gizlemez. Bir gün, içlerindcn birinin çadırına girdik ve oturduk. Bu adamın karısı bizim yanmazdaydı. Biz konuştuğumuz sırada, edep yerini (cinsel organını) açtı ve kaşıdı, biz de ona bakıyorduk. Yüzümüzü ellerimizle örttük ve “Allah affetsin!” dedik. Kocası gülmeye başladı ve tercümana hitaben, “Söyle onlara, siz buradayken cinsel organını açıyor ve siz görüyorsunuz, ama onu erişil­mez tutuyor ve oraya giriş yok; hem orasını örtüp hem de sahip olunmasına izin vermesinden iyidir,” dedi. Zinadan haberleri yoktur, ama birinin bu tür bir iş yaptığını öğrenirlerse, onu aşa­ğıda anlattığım şekilde ikiye ayırırlar: İki ağacı birbirine kavuş­tururlar, zina suçunu işlemiş olan kişiyi dallara bağlarlar, ağaçları serbest bırakırlar ve iki ağaca bağlanmış olan kişi ortadan ikiye ayrılır.]

(Ibn Fadlan, Bin Yıl Önce Türkler ve Ötekiler, Çeviren: Sadık Şaşar, İstiklal Kitabevi, Ss.18-19)

İBNİ FADLAN

[Abbasi halifesi Muktedir’in 921’de İdil Bulgarları hükümdarı Almış Han’a gönderdiği heyette yer aldı. Görevi, oradaki Müslüman bilginleri denetlemek, halifenin mektup ve armağanlarını sunmaktı. Önemli bir diplomat ve dikkatli bir gezgin olarak kabul edilen İbn Fadlan, bu yolculuğunu ‘Rihla’ (Seyahatname) ve (كتاب إلى ملك الصقالبة; Kitāb ilā Malik al-Saqāliba) adlı ünlü yapıtında anlatmıştır.

İbn Fadlan, daha sonra Bulgar (Bolğar) şehrine gelince, Wisu (veya Isu şimdiki Perm Kray) bölgesine kısa bir gezi yapar, orada İdil Bulgarları (Volga Bulgarları) ile Komilerin (yerel bir Finli kabile) aralarında ticaret yaptıklarını izlemiştir. İbn Fadlan’ın Bağdat’a dönüş güzergahı belli değildir.

Bu kitabında (كتاب إلى ملك الصقالبة, Kitāb ilā Malik al-Saqāliba) Volga Bulgarlar‘nın ülkesi ve halkına ilişkin gözlemleri yanı sıra, yolculuğu sırasında gördüğü yerler ve halklarla ilgili önemli bilgiler de aktarmıştır. Bunlar arasında, Oğuzlar, Başkırtlar, Bulgarlar ve Pecenekler ve Tatarlar da vardır. Maveraünnehir’de henüz devlet öncesi bir düzende yaşamakta olan Türklere (Oğuzlara) ilişkin gözlemler yapmıştır.

Bu saygılı ve heyecan dolu gezi yazısı, Başkirt Türkolog Ahmed Zeki Velidi Togan tarafından 1923 yılında İran‘nın kuzey doğusundaki Meşhed (Farsça: مشهد Mashhad) şehrinde bir kütüphanede eksik bir çeviri yazı olarak bulunmuştur.

Zeki Velidi Togan
Ord.Prof.Dr.Zeki Velidi Togan

İbn Fadlan’ın eseri 1975 yılında “İbn Fazlan Seyahatnamesi” adı ile Bedir Yayınevi tarafından basılmıştır

Bir Arap Televizyon yayımcısı İbn Fadlan Seyahatnamesi’ni dizi halinde The Roof of the World veya Saqf al-Alam (Arapça: سقف العالم‎) ismiyle 2007 yılında yayınlamıştır.]

İBN FADLAN 1A

İbn Fadlan’ın 921 yılında Oğuz Türkleri hakkında yaptığı gözlemleri ben çok sevimli buluyorum. 921 yılında don giymeyen Oğuz kadının cinsel organını açıp kaşımasında şaşırtıcı bir taraf yok. Çünkü aynı seyahatnamede Slavların ortalık yerlerde cinsel ilişkide bulunduklarını yazar. Seyahatname’de en çok Türklerin özgür ve bağımsız ruhları etkiledi beni. Bir de “İdare biçimleri karşılıklı danışmayla idare biçimidir. Bu­nunla birlikte bir şey üzerinde anlaştıkları ve ona girişme kara­rı aldıkları zaman, içlerinden en aşağılık ve en sefil olan biri çıkar ve sonuca vardıkları anlaşmayı bozar” gözlemi son derece önemlidir. Bu gözlem aslında akılsızlığın ve köleliğin kanıtı olan “Ortak Akıl” (yakında bu konuda yazacağım) zırvasını günümüze getirir. Biliyorsunuz  R.T.Erdoğan biat kültürünün simgesi olan Ortak Akıl’a pek önem verir.

Yazımı kitaptan son bir alıntıyla bitireceğim. Metinde geçen Huderkin (Kuzerkin) Oğuz Hakanı’nın yardımcısıdır, ikinci adamdır. Bizim Türk Huderkinin sakalına sıçıyor. Bu muhteşem bağımsız ruha bakın. şiirlerimde ilham kaynağım olan bu adam benim için simgedir, benim gurur duyduğum büyük atamdır. Buyurun atamla tanışın:

“Ertesi gün, bir Türk ile karşılaştık. Görünüşü çirkin, sefil giysili, cılız ve hali gerçekten tiksinçti. Az önce şiddetli bir yağ­mura yakalanmıştık. “Durun!” diye bağırdı. Bütün kervan dur­du; yaklaşık üç bin at ve beş bin adamdan müteşekkildi. Sonra, “Kimse geçemez,” dedi. Emrine uyarak durduk ve ona şöyle de­dik: “Ama biz Huderkin’in dostlarıyız.” Gülmeye başladı ve “Huderkin de kimmiş? Huderkin’in sakalına sıçayım,” dedi. Sonra, “Pekend” dedi; yani Harezm dilinde “ekmek”. Ona pek­simetleri verdim, aldı ve “Geçin, size acıdım,” dedi.”

***

Bir yanda yaklaşık üç bin at ve beş bin adamdan müteşekkil bir kervan ve onun karşısında tek başına bir Türk. Delibozuk!

Özdemir İnce

12 Eylül 2014

 

 

 

 

 

 

 

t

.