ORTAK AKIL VE BAŞYÜCE

Dostoyevki’nin şu sözlerini aklımızın defterine dikkatle yazalım: “İsa insanların sırtına taşıyamayacakları bir yük –özgürlük yükünü- yükledi. Oysa çoğunluk o yükü taşımak istemiyor. Onların istediği ekmek ve güvenlik yani içinde olacakları sürünün sıcaklığı….

“Onların istediği ekmek,  önünde yerlere kapanacakları imgeler, mucizeler, yerine getirecekleri buyruklar.”  

AKP ve R.T.Erdoğan’ın hikmeti işte burada, bu kolektif bilinçaltında.

Dostoyevski ezelî Rus insanını ve bunların oluşturduğu Rus toplumunu tanımlıyor. Ama aynı zamanda Müslüman birey ve toplumu da tarif ediyor. Osmanlı birey ve toplumu ile Cumhuriyeti içine sindirememiş AKP cemaatini de…

Bu durumu çok iyi bilen Necip Fazıl Kısakürek davasının en önemli maddesini yazıyor:  İnsan hür değildir; hür olan, eşek veya köpek…” (İdeolocya Örgüsü, s.424)

“Özgür olmayan” insana ekmek vermesen de olur. Önünde yerlere kapanacakları imgeler, mucizeler, yerine getirecekleri buyruklar var.

Bütün bunlar hepsi onların “kollektıf bilinçaltı”nda  kayıtlı.

AKP’ye çıkar ilişkisiyle bağlı 15-20 milyonluk sadaka ve avanta yığışımı kaypaktır. Ekonomik yıkım geldiği zaman, avanta ve sadaka kesileceği için, AKP’yi ilkin bu yığışım terk eder. Hemi de sokaklara dökülerek.

AKP tutsaklığı kolektif bilinçaltına kayıtlı yığışım bu partiyi uzun süre terk etmeyebilir.

Sosyoloğlar ve psikoloğlara seçmenin kolektif  bilinçaltını deşmelerini öneriyorum, bakalım ne bulacaklar?

Bilgi dünyasında ve entelektüel ortamda “anlamlar” ve “kavramlar” aracılığıyla düşünce üretilir ve iletişim kurulur. Türkçe, anlamlar ve kavramlar mezarlığına benzerleştiği için meramımı parantez içinde anlatmaya çalışıyorum. Örneğin “söylem” sözcüğünü avamın bozduğu anlamda kullanmadığımı göstermek içi parantez içine “discours” diye yazmak zorunda kalıyorum. “Zevk” anlamında kullanılan “beğeni” avamın ağzında “beğenilme”ye (“Beğeni kazanmak”) dönüştü.

Daha vahim örnekler de var: Örneğin “Devlet Aklı”. “Devlet Aklı”nı Fransızcası kıt bir akademiksiyen icat etmiştir mutlaka. Bir metinde “Raison d’Etat” ile karşılaşmış; sözlüğe baksa “Devleti yararı  gereği”, “Hikmet-i hükumet”[i] anlamına geldiğini görecek ama bu Zahmete girmemiş.

Devletin arşivi olur, aklı olmaz. İnsanın aklı vardır.

“Devlet aklı”ndan daha beteri var: “Ortak akıl”, “Kollektif akıl”, ki bunların  Avrupa dillerinde bir karşılığı yoktur. Türkiye’de ise, artık, “Tek adam”ın “Başyüce’nin aklı” anlamına gelir. Ne anlama geldiğini, 17 yıl önce, Hürriyet gazetesinde (Hürriyet Pazar, 16 Eylül 2001) aziz milletimize anlatmıştım. “Meşveret” anlamına gelmez.

Siyaset dünyası maymun gibi taklit eder ve tekrarlar. “Ortak Akıl” kavramını, solcuların, sosyalistlerin bile kullanması şaşırtıcıdır.

Bir kenara yazın ve unutmayın efendim:

Ortak Akıl, faşist akıldır.

Bireysel çoğul akıl, demokratik akıldır, demokrasinin aklıdır.

Ne yazık ki siyasal partilerde Ortak Akıl (!) egemendir. İlkin TKP’ler ve CHP,  Ortak Akıl’ı reddetmek zorundadır.

***

NOTA BENE: CHP’nin seçim izleme sitesini kim ıskartaya çıkardı? Bu skandalda Rusya’nın parmağı olabilir mi? Komplo teoriyenleri uyuyor mu?

ÖZDEMİR İNCE

30 Temmuz 2018

***

 

[AK PARTİ’NİN KOLLEKTİF AKLI[ii]                    

Franz Kafka’nın “Değişim” adlı romanının kahramanı Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini hamamböceği olarak bulur.

Bizim teokratik devlet mecnunu, şeriat düşkünü, ümmet meftunu, Arapperest Siyasal İslâmcılarımız da tıpkı Gregor Samsa gibi, bir sabah uyanınca kendilerini “muhafazakar demokrat” olarak bulmuşlar.

“Bulmuşlar” diyorum, çünkü bu değişimin herhangi bir tanığı yok. Kendi sözleri. Kendi sözleri olunca da, sabıkaları olduğu için, inanmak biraz zor. Kimse kendilerinden değişmelerini istemedi. Çok önemli bir nedeni olmalı ki, ağır suç işledikleri için yıllarca hapiste kalmış sabıkalılar gibi “Biz değiştik!” diyorlar.

R.T.Erdoğan ve Arkadaşları’nın değişip değişmemelerinin  aslında beni ilgilendirmemesi gerekir. Ne var ki, Cumhuriyet ve başta laiklik olmak üzere cumhuriyet ilkelerini içlerine sindirmeleri hem kendilerinin hem de ülkenin yararına. Bu nedenle, değişim bu bağlamda ise, buna kayıtsız kalmam olanaksız. 

Bu konuda düşünmeyi sürdürelim: AK Partisi’nin başkanı R.T.Erdoğan, roman kahramanı Gregor Samsa gibi bir mutasyona uğrayıp değişti diyelim. Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç ve öteki zevat  nasıl olup da hep birlikte koro ve kitle halinde değiştiler? Aynı anda yumurtadan çıkarak kanatlanıp uçan kelebekler gibi.

Bunun da cevabı hazır. Akılları (akılları kollektifmiş) gibi değişimleri de kollektif bunların. Her şeyleri kollektif: Gözleri, kulakları, ağızları, elleri, ayakları… Her şeyleri kollektif!

İlk kez Parti’nin kuruluş basın toplantısında “Kollektif Akıl”dan söz etmişti R.T.Erdoğan. 26 Ağustos 2001 tarihli Akit gazetesinde yayımlanan röportajında da bu kavramı kullanıyor.

Gazetenin muhabirleri Serdar Arseven ile Kenan Kıran ortaklaşa soruyorlar:

“Ak Parti, seçime kadar herhangi bir koalisyonun içinde yer alabilir mi? Böyle bir teklif gelse…”

R.T.Erdoğan yanıtlıyor:

“Bu benim tek başına karar verebileceğim bir konu değil…Az önce de söyledim. Biz bir kollektif aklın temsil edildiği bir parti olacağız… Bu konu gündeme gelirse, oturup, kendi aramızda konuşuruz…Bu konuda konuşmak için çok erken”

R.T.Erdoğan’ın “Daha önce söyledim” dediği cümle de şu:

“Bir diğer özelliğimiz, tekelci liderlik anlayışına son vermektir…Kollektif aklın temsil edildiği bir liderlik anlayışını benimsiyoruz.”

“Kollektif Akıl!” kavramı gündemin hayhuyu arasında dikkatlerden kaçtı. Oysa basının, öteki politikacıların, siyasetbilimcilerim, toplumbilimcilerin duydukları zaman tüylerini diken diken etmesi gereken bir kavram bu. R.T.Erdoğan bu kavramı anlamını bilerek mi kullandı,  bilimsel konuşma merakını tatmin için mi, yoksa “ilmî malûmat-ı zaruriyye” sahibi olduğunu dosta düşmana kanıtlamak için mi?

“Kollektif Akıl” kavramını kullanma gerekçesi ne olursa olsun, yandık ki nasıl yandık. Kollektif Akıl’ı temsil eden liderlik ebedîdir. Kendisini seçen kollektif aklı temsil ederken, kollektif akla dönüşüp bizzat kollektif akıl olacağı için bir daha yerinden kımıldamaz. Kollektif akılla tekelci liderlik anlayışına son vermek bir yana, kollektif akılla tekelci liderliğin daniskası kurulur.

Peki ama “Kollektif Akıl” da neyin nesi?  “Kollektif Akıl” nasıl bir akıl?

Kollektif’in anlamı “Ortak, ortaklaşa; toplu, topluca.”

Yani kollektif akıl, “Ortak Akıl” anlamına geliyor.

“Ortak Akıl” diye bir kavram yok felsefe ve sosyolojide. Buna karşılık “Ortak Bilinç” var. Emile Durkheim gibi idealist sosyoloğlar, bireyüstü ve ayrı bir varlığa sahip olduğu varsayılan üstün bir bilinç olduğunu  savunurlar. Bilinç hayatının en yüksek biçimi olan bilinçlerin bilinci.

Kollektif akıl da, demek ki, en yüce akıl, akılların aklı anlamına geliyor. Mülkiyetin, bilincin, çıkarın, psikolojinin, taşkınlığın “Ortak” olabileceğini aklım kesiyor da aklın ortaklaşası pek zor. İlkin, akıl akılsa ortaklaşa olmaz. Akıl bireyselleştikce akıllaşır. Akıllı bir insanın ortak aklın iradesini kabul edebilmesi için aklını yitirmesi gerekir. Kendi aklından vazgeçip bir ortak aklın yönetimine girmek ne demek? “Aklını yitirmek, mümin olmak, iman etmek,” demek. İradesi özgür olmayan, aklı özgür olmayan, bir ortak aklın direktifleriyle karar veren insan topluluğunun demokrasiyi bulması, yaşatması mümkün mü?

Ortak (Kollektif) Akıl’ın vardığı noktayı en iyi Erbakan Hoca belirliyor ve “Lidere itaat farzdır” diyor.

Ortak Akıl, demokrasilerde değil, teokratik düzende, faşizmde, totaliter rejimlerde geçerlidir. Onlar tarafından yaratılır ve onları yaratır! Ya da onları yaratır ve onlar tarafından yaratılır!] (Hürriyet Pazar, 16 Eylül 2001)

***

Kendimi kutluyorum: Taa 16 Eylül  2001 günü (bunun elbette öncesi var) AKP ile R.T.Erdoğan’ın bugünkü durumlarını öngörmüşüm. Ortak aklın (!) bir başyüce yaratacağını ve ona boyun eğeceğini keşfetmişim. Tekrar kutluyorum kendimi. Olacakları   17 yıl boyunca yazdım, yazdıklarım Başyücelik Devleti[iii] adıyla kitaplaştı. Ama kitabın adını anmaktan korkuyorlar.

Tekin Yayınları, Haziran 2018

 

Şimdi okuyacağınız iki yazı bir tarihsel yüzleşmenin en çarpıcı örnekleridir.

 [AKP’Yİ  DOĞRU  OKUMAK[iv]

 AKP’yi doğru okumayı başaran öylesine az ki… Ama bereket versin Cumhurbaşkanı (Ahmet Necdet Sezer), Genelkurmay Başkanı,  Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı  bu partiyi doğru okumaktalar. Bu çok önemli.

Allah korusun ya onlar da İkinci Cumhuriyetçi tarzı ve neoliberal yöntemi ile okusalardı AKP’yi! Cumhuriyet’in kepenk indirişini seyretmek zorunda kalırdık.

AKP’yi herhangi bir kimse doğru okuduğu zaman hükümet tedirgin oluyor, üstü kapalı tepki gösteriyor; İslamcı ve hükümetçi basın hiçbir kural tanımadan saldırıya geçiyor.

AKP’yi doğru okuduğum için İslamcı ve hükümetçi basının aleyhime yazdıkları birkaç ayda  bir klasör dolduracak kadar birikiyor.

Cumhuriyet ile demokrasinin darası birbirine eşit olmadıkça çağının çağdaşı ve gerçekçi bir siyasal okuma yapmak, bence, son derece güç. “Hasan Cemal & Co.” yazarlarının hatası şu: Siyasal okumalarında sadece soyut ve ütopik demokrasinin kuşkulu darasını kullanmaları, terazinin kefesinde Cumhuriyet olgusunun genellikle yer almaması…

Başbakan Erdoğan olsun, TBMM Başkanı Arınç olsun ve öteki parti ileri gelenleri ve hükümet üyeleri olsun denk düştüğü zaman 8.yıllık ilköğretime karşı çıkarlar ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu çiğneyip İmam Hatipleri savunurlar; okullarda, üniversitelerde ve kamusal alanlarda türban yasağının herhangi bir yasal kaynağı bulunmadığını ileri sürerler… Dolayısıyla Cumhuriyet’in temel nitelikleriyle uzlaşamadıklarını dünyaya ilan ederler.

AKP ve hükümetinin düşünsel yapısını ve girişimlerini gayet iyi okuyan Cumhurbaşkanı yaptığı konuşmalarla bunları mahkum eder, çıkardıkları yasalara veto kullanır.

Genelkurmay Başkanı olanları gayet iyi okuduğu için zaman zaman uyarılarda bulunur.

Son olarak,  “Din duygularını istismar eden ve türban serbestliği için faaliyette bulunan Refah Partisi ile Fazilet Partisi’nin kapatıldığını” anımsatan Anayasa Mahkemesi Başkanı, yargı kararlarına karşın üniversiteler ve kamuda türban serbestliği vaadinde bulunmanın din istismarı olduğunu açıkladı. Ve “Anayasa değişikliği yapılsa bile laiklik ilkesi var oldukça kamusal alanda türban takılamayacağı”nı söyledi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumin’in konuşmasına  TBMM Başkanı  Bülent Arınç “Birileri çok iyi değerlendirsin diye söylüyorum. Yasakçı zihniyetle hiçbir yere varılmaz” diye tepki gösterirken, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de “Özgürlük anlayışı ülkeden ülkeye değişmez” diye karşı çıkarken Cumhuriyet’in temel ilkeleriyle çeliştiklerinin farkında değiller mi?

Cumhuriyet’in temel ilkelerinden hoşnut olmayan, ona karşı çıkan, sapkın bir özgürlük ve demokrasi anlayışını Cumhuriyet ilkelerinden üstün tutan parlamento başkanı ile dışişleri bakanı ve başbakan yardımcısı nerede görülmüş?

Aynı şeyi iktidar partisi AKP ve onun hükümeti için de söyleyebiliriz. Devletin kuruluş ilkeleri ve varoluş cevheri ile çekişen ve çekişen hükümet dünyanın neresinde  var?

İtalya NATO ülkesi olduğu için, yeterli oy almasına karşın Komünist Partisi hiçbir zaman hükümete giremedi, hükümet kuramadı. Avrupa Birliği, ırkçı lider Hayder’in Avusturya’da hükümet kurmasına izin vermedi. FKP’nin hükümete girmesi Fransa’da hep sorun oldu…

Demokrasiyi ve tarihi  tersine okumada bizim ütopik-liberal  demokratlarla kimse yarışamaz!] (Hürriyet, 3 Mayıs 2005)

***

AKP’Yİ DOĞRU TERCÜME ETMEK[v]

Tercüme yani çeviri son derece güç ve karmaşık bir iştir. Sadece bir dilden öteki dile çeviri değil, dil içi çeviri de güçtür. Türkçe konuşurken de Türkçeden Türkçeye çeviri yaparız. Söylenen ve yazılanları doğru tercüme etmezsek yanlış anlarız, yanlış yorumlarız.

Üç-dört yıl önce başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Milli Görüş talebesi politikacıların değişip değişmedikleri konusundaki tartışmada  adı geçenlerin söz ve eylemlerinin yanlış çevirisinden kaynaklanıyordu.

Aradan geçen süre içinde ve günümüzde adı geçen siyasetçilerin değişmedikleri, değiştiklerini iddia edenlerin yanlış tercüme yaptıkları ortaya çıktı.

Adı geçen kadronun değiştiği varsayımını kabul eden ABD artık aynı düşüncede değil. 23 ve 24 nisan günleri SKY-Türk televizyonunda yayınlanan programda konuşan ABD’li uzmanlardan bazıları AKP’nin Avrupa Birliği programında gizli bir takvimi olduğundan artık emin bulunduklarını söylediler. Maskesi düştü, dediler. AKP’yi artık muhafazakar demokrat bir parti olarak değil İslamcı bir parti olarak görüyorlar.

Amerikalılar  tercüme hatalarını düzeltmişler. Ama bizimkiler hatalarında direniyorlar.

Son zamanların ilk doğru tercümesini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri  Ok yaptı ve “Son dönemlerde güçlenme ortamı bulan laiklik karşıtlarının hızla devlete sızdığı”nı söyledi. Ardından “Köktendincilerin, saf ve temiz kadın ve kızlarımızla kamusal alanı da zorladıkları bir gerçektir. Öğrencilerin, okulda dini simge ve işaret taşımaları da kesinlikle laikliğe aykırıdır” dedi. (2 Nisan, Çanakkale Barosu)

Yanlış  tercümeleriyle ünlü köşemenler bu konuşmayı pek onaylamasalar da “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı kendini zora soktu”; “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı siyasi parti gibi davranamaz” başlıklı yazılar yazmadılar.

Cumhurbaşkanı ve Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın irtica konusundaki  konuşmalarının içeriğine karşı çıksalar bile biçimsel olarak herhangi bir itirazda bulunmadılar. “Devlet memurlarının bu konularda açıklama yapmaları yasalara ve AB normlarına uygun değildir!”  diyebilirlerdi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de AKP’yi ve iktidarının işlerini doğru tercüme etti. Ama bizim yanlış-savunur mütercim-tercümanlar, konuşmasının biçim ve içeriğine itiraz ettiler ve  “Her ne olursa olsun tercüme yapmaya hakkı yok!” dediler.

Evet usul gereği tercüme yapmaya hakkı yok, ama  yaptığı tercüme doğru.

Bir partinin devletin kuruluş ilkesini umursamamasını demokrasiye aykırı  bulmayacaksınız;

Bir partinin eğitim ve öğretimi dinselleştirme girişimini demokrasiye aykırı bulmayacaksınız;

Bir partinin devletin kadrolarını dinselleştirmesini ve bu kadrolara kendi militanlarını yerleştirmesinden rahatsız olmayacaksınız;

Üniter devletin  federasyona dönüştürülme çabalarını  insan hakları bağlamında  değerlendirip onaylayacaksınız;

Türkiye’nin ılımlı İslam ülkesi ve devleti olduğu iddialarına ses çıkarmayacaksınız;

Ermeni iddialarını mazoşist bir duygusallıkla onaylayacaksınız; Türkiye’nin ve KKTC’nin Avrupa Birliği tarafından dolandırılması karşısında susacaksınız ve ucu size dokunduğu için Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasını demokrasiye aykırı bulacaksınız!

Egonuzu tatmin etmek dışında, somut demokrasinin gelişmesi için ne yaptınız Allahaşkına?… (Hürriyet, 7 Mayıs 2005)


[i] “Devletin yüce çıkarı”, “milli menfaat”, “devletin korunması”, “devlet politikası” , “devlet yararı” anlamlarında kullanılır. “Hukuk Devleti” ile çatışma halindedir.

[ii] Hürriyet Pazar, 16 Eylül 2001

[iii] Tekin Yayınları, Haziran 2018.

[iv]  Hürriyet,3 Mayıs 2005

[v] Hürriyet, 7 Mayıs 2005