“ÖTEKİ” YA DA TAVŞAN DAĞA KÜSMÜŞ

“Öteki” sıfatı son yıllarda çok moda olan post-postmodern bir kavram. Öteki aşağı, öteki yukarı ! Bir savunma, bir saldırı, bir kışkırtma ve aşağılama aracı !
“Öteki” kim ? Bunun en yalın yanıtı : “Ben olmayan” olmalı. Ama öyle değil ! Televizyonlarda, konuşma ve tartışmalarda “Benden olmayan”a evrilmiş durumda. “Ben olmayan” başka “Benden olmayan” başka.
Bu sorular ve olgular felsefenin alanına girer. Ama felsefenin alanına giren bir sorunsalı ve olguyu politika ya da sokak sosyolojisinin çıkmaz sokağına sokarsak, iş içinden çıkılmaz hale gelir. Türkiye’de zaten olan bu. Neredeyse borsa ve fuhuş dünyalarına da girdi girecek !
***
Hegel, insanın kendisini ancak başkaları sayesinde algıladığını söyler. “Ben güzelim, o çirkin, o zengin ben fakir !” Ancak, gördüğüm kadarıyla bizim sokak feylesofları (!) “öteki”ni bir “egemen” prototipine göre konumlandırılıyor, Kürtler, Aleviler, azınlıklar, Romanlar, engelliler, eşcinseller “öteki” haline getiriliyor. Halk arasında Çingenelere “Başka” dendiğini hiç duydunuz mu ? Ben eskiden çok duymuştum.
Bir soru : Bir eşcinsel bir başka eşcinselin “öteki”si değil mi acaba ?
Modern şiirin iki kurucusundan Comte de Lautréamont “Bir başkası benim” derken Arthur Rimbaud “Ben bir başkasıdır” diyordu. Demek ki ben bir başkasıysam, bir başkası ben olmakta. Bu işler felsefe, estetik ve poetikanın işleri. Bırakalım yerlerinde kalsınlar.
Kendi varlığını alımlayamayan, algılayamayan ya da içinde yaşadığı ekolojik koşullar nedeniyle kendisi hakkında yanılsamaya kapılan birey, bir başka bireyi felsefi düzeyde nasıl algılasın ? Sokaktaki insan “öteki”ni ancak gündelik yaşamın pratiğinde algılar.
Molière’in, “Kibarlık Budalası” oyununun Monsieur Jourdain diye bir kahramanı vardır. Dil öğretmeninden nesir konuştuğunu öğrendiği zaman “Demek ki ben nesir konuşuyorum ha ?” diye şaşırır. Onun gibi, entelektüel camiada epeyce feylesof Monsieur Jourdain var !
***
Jurgen Habermas, “Benimsemek, kendi içine kapanmak ve ötekine karşı kapanmak değildir. ‘Ötekini benimsemek’, toplumsal sınırların herkese – hatta ve özellikle de, birbirine yabancı olan ve birbirine karşı yabancı kalmak isteyenlere – açık olması demektir” (“Öteki” Olmak, “Öteki”yle Yaşamak, YKY, S.9) diyor.
Ne anlayacağız bu cümleden ? Hiçbir şey anlaşılmıyor bence. “Sokaktaki Adam”, “Gâvur”u, “Ermeni dölü”nü, “Yonan tohumu”nu, “Gomonist”i anlar.
Felsefe güzel bir şeydir, felsefeye sonsuz saygım var, ama toplumsal ve bireysel ilişkileri felsefe değil gündelik hayatın koşulları belirliyor. Gerçekte “ben” olmayan her şey ve herkes “öteki”dir. “Öteki”ni ancak yüksek bilinç ve yüksek kültür sayesinde fark edebiliriz ve ona katlanabiliriz. Bu nitelikten yoksunlarda saygıyı ancak kurallar ve yasalar sağlar.
***
“Mahalle Baskısı”, bu baskıyı yapanlarda yüksek bilinç ve yüksek kültür bulunmadığını gösteriyor. Bunların referansı etik ve akıl değil, fakat gelenekler ve din. “Ben” ile “Öteki”nin hak ve sorumluluklarını kabul ettirmek için kendi referanslarına teslim olup “Mahalle Baskısı” yapanları dayanaklarından yoksun bırakmak, gelenek ve din baskılarını engellemek gerekiyor. Bunu yapacak olan yasalardır. Ama yasaları yapanlar ve uygulayanlar bizzat “Mahalle Baskısı”nın ürünü ve üreticileri ise, ne olacak, nasıl olacak ?