ÖZDEMİR İNCE ŞİİRİNDE METAFİZİK DOLAYIMLAR

 

CELAL SOYCAN

CELAL SOYCAN

BELİRTİLER ÜZERİNE

Günler geçmek bilmedi bu yıl, uzadıkça uzadı;

gece ile gündüz karıştı birbirine,

günler sadece gün mü, geceler yalnız gece mi?

Anlayamadık.

 

Güneş hiç doğmadı bazan, ay hiç batmadı,

bir tencere kapağının altına girdi bazan ikisi de,

bazan çatılara kadar yükseldi kar dağ köylerinde,

elimizde kürek gece gündüz kar küredik,

baktık ki kuma dönüşmüş kürediğimiz karlar;

günlerce rüzgâr esti karışık yönlerden

verimli topraklarımızı örttü cam tozu kumlar.

 

Tuhaf bir yıldı, kadınların sırtlarını dönüp yattıkları bir yıl,

yağ bitmiş de meğer fitil yanmaya başlamış,

kimsenin aklına gelmedi lambaya üflemek.

 

Kahvelerde sabırla oturuyordu emekliler, yaşlılar,

nargile çekip gazete okuyorlardı, -bir bildikleri mi vardı? –

kendi kendine mırıldanıyordu bir gün aralarından biri,

bir emekli defterdar:

hep böyle olur, dedi, her yirmi, yirmi beş yılda bir,

belirtileri var bunun, kokuları var, sesleri var.

Bu nedenle

öğrenebilir, kıssadan hisse çıkartabilir, neden olmasın,

beyaz ipliği iğne deliğinden geçiren insan.

 

Agias Stefanos, 31, 8, 1981

****

Şiirin yazarı: Özdemir İnce

Şiirin adı: Belirtiler Üzerine

Kitabın adı: Yedi Deryalar Geçsen

Birinci Basım: Yazko, 1983

Üçüncü Basım: Kırmızı Yayınları, 2002 (Toplu Şiirler 2 – “Susan Denizin Sesiyle” içinde, s.146)

yedi deryalar geçsen

***

Celal Soycan – Özdemir İnce  Şiirinde Metafizik Dolayımlar

 “Belirtiler Üzerine “ şiiri, şairin “ Yedi Deryalar Geçsen “ kitabına ait ve bu kitaptaki şiirler Nisan-Aralık 1981 arasında yazılmış ; 1980 Askerî Darbesi’nin en koyu ayları…

Bu süreçte, özellikle Marksist gelenekten gelen aydınlar yalnızca düz anlamda baskının ((hapislik, işkence, sürgün ya da kaçak yaşama vb.) ötesinde ve asıl olarak,  inanç/bağlanma odaklı bir iç sorgulamaya maruz kaldılar; meseleyi yazınsal düzeyde, elbette epistemik olanı  öne almak üzere, temelde ontolojik bir hesaplaşmaya açtılar.

imagesLNUXCVWS

“ Yedi Deryalar Geçsen “ bütünüyle bu bir yıla çökelen yakın zamanları anlama, anlamlandırma ve aşma sancılarıyla yüklüdür; dil acı içinde ilerler ve Özdemir İnce şiirinde zaten hep diplerde balkıyan varoluşsal endişeyi poetik olarak kodlar: İnsan tekinin  yalnızlığı, bilgi bilimsel tutamakların kopuşu, dramatik kararsızlık anları, doğru/yanlış, ışık/karanlık, iyi/kötü, gece/gündüz ikiliklerinde iç acıtıcı odak kaymaları…

“Belirtiler Üzerine “  şiirinde maddileşen bungunluk ve  karamsarlık ( kötümserlik değil), somut deneyim üzerinden evrensel bir dolayım kazanır.

Anlayamadık/../ Güneş hiç doğmadı bazan, ay hiç batmadı /../ bazan çatılara kadar yükseldi kar dağ köylerinde,/ elimizde kürek gece gündüz kar küredik,/../ Tuhaf bir yıldı, kadınların sırtlarını dönüp yattıkları / bir yıl

Şiirin semantik çözümü, İnce şiirindeki bir  kırılmanın da ilk  işaretlerini belirler. Ben, sonrasında bu şiirselin gövdesine tümüyle yerleşen ve özellikle de 2000 sonrasında şairin zihin haritasını kuran “Maddeci- Metafizik “ örüntüyü konuşmaya çalışacağım.     

1/ Şiirsel söylemde dilin gidimsiz olduğunu biliyoruz. Bu her şeyden önce gündelik ( gidimli ) dilin aşıldığı anlamına gelir. Peki gündelik dille derdimiz nedir ? Şiirsel söylem Dil’de(n) nasıl bir gedik açar ve niçin? Bu soruların cevabı, ortalama şiir okuru nezdinde alfabe bilgisidir; ama konumuza eşik döşemek açısından hatırlamakta fayda var.

Gerçek ( real,reel) ile Hakikat ( true, wirklich, verite ) arasında salınan Dil, aslında olgu/ anlam; dünyasal / göksel; algı/ sezgi; fizik/ fizik-ötesi  vb. dikotomiler arasında gerilidir ve şiirsel söylem bu gerilimi diyalektik bir salınım üzerinden çözündürmeye taliptir.

Heidegger, “ Hölderlin ve Şiirin Özü” adlı ünlü makalesinde (çev. A. Turan Oflazoğlu,Kültür Bak.Çeviri Dergisi,1979) şiirin dille ilişkisi konusunda ufuk açıcı bir kavram olan “ Ereignis ”i kullanır. Dil’deki özsel olanın yeridir Ereignis; Dil’in kökendeki birliğini kendinde bir yer olarak gerçekleştiren Olay’dır.

Şiirde Dil’in özsel yanı olarak gerçekleşen bu  “ bir ve aynı olan “ nedir ? “ Şeyler Dil’de varlık alanına çıkarken ( Heidegger ) , ötede gerçekleşen nasıl bir özsel birliktir ?

Heidegger’de varolan ( Seien de ) olarak  insanın Varlık’a ( Dasein ) açılmasının Dil’sel bir süreçte yer aldığını biliyoruz ; dolayısıyla doğal-olandan dilsel-olana açılan Dasein, fizik-ötesiyle teması ketlenmiş bir dil (gidimli ) içinden edip eylerken, doğal-olana ait imkânları Var-oluş dolayında içerden deneyimler. Gidimli dilin kodlarıyla indirgenmiş bir anlamlandırma kapasitesinin , içsel deneyimi Dil’e doğru sürüklemesi imkânsızdır.

sony33_Bir_zamanlar_Mersin3_20060812_164570

Henüz Dil’e temas etmemiş duyusal süreçler, bilinçdışı yığıntılar, tökezlemiş anlamlandırma kırıntıları, fenomolojik bilinç katmanına sızmak üzere olanca gerilimiyle bekler. Sanatın/ şiirin  gidimsiz dili, düşsel/çağrışımsal olanı da içererek , düşünsel/görsel imgelerin içinden bir  Karşı-dil ( İ.Mert Başat ) halinde örgütlenir.

Heidegger’in Ereignis kavramı, tam da bu tözel ( özsel ) birliği işaret eder. Doğal-olanla dilsel-olan, kendinde bir yer olarak Dil’in kökensel birliğinde gerçekleşmiş “ bir ve aynı” dır. Şiirle Varlık ( Dasein ) bilgisinin yönü değişmiş ve bir içsel deneyimi soğurarak maddileşen Dil, kendi hakikatini  (şiirsel gerçeklik ) mülk edinmiştir.

2/ Özdemir İnce şiirinin semantik aksı iki temel bileşene dayanır:

a-     Dipsiz bir “çocukluk”ta çökelen anakronik zaman

b-     Özne/nesne diyalektiğinde işleyen  ben/ öteki tözel birliği

Çocukluk, genel olarak şairlerin bilinç-dışı düzeylere  Dil’sel dalgıçlık yaptıkları bir imkânı işaret eder. Özdemir İnce şiirinde dünyayla sürtüşen şair-özne, yalnızca ontik değil, epistemik  düzeyde de köklü irtibatlar için çocukluğuna döner: Kokular, sesler, kırık dökük imgeler, dokunuşlar, sözcükler üst üste yığılırken; arı sürüsünün saldırısı sonrasında neredeyse bir yıla yakın koma hayatı, çocuk yaşta gece vardiyasına kaldığı fabrika işçiliği,

DEMİRIŞIK (4)
Mersin Toroslarında Demirışık köyü dolayları

Toroslar’da ince ince içselleştirdiği doğayla iç içe ama kesinlikle “ yalnız ve ayrıksı “ çocukluğu bir kalın halat halinde sarmal zamanı kurar. Annesi Güccük Gelin, Kevser Hala, katran ocağı işleten dede, mahallenin  delileri , “L” şeklinde sokakta kaleci durarak oyunu  ancak arkadaş sesleriyle takip edebilmesi; dramatik çizgilerle bir sınıfsal aidiyet muskası halinde boynunda asılı durmuştur. Bu çökeltiyle hesaplaşmak için  , elbette  ustalık dönemi beklenmiştir:”keskindoreke fındınfalava” ve en dipleri taradığı:  “ağustos 1936 / annemin karnında son bir ay “.

Dünyayla bakışırken tutunduğu, anlamsal bir direnç için içeriye daldığında sezgiler, çağrışımlar, imgeler, kodlar, duyuşlar, işaretler halinde dile yonttuğu her şey çocukluktadır.

sony33_Bir_zamanlar_Mersin_16_20060901_1261

Öyleyse söylemek gerek: Bu şiirselde şair-öznenin çocukluk zamanı, metafizik bir dolayımın bütün imkânlarına haizdir ve şairde toplanan bütün anakronik iç-zamanın  kuyu-rahmidir.

Peki, dış-zaman için nasıl bir metafizik hacimden söz edebiliriz? İçeriyle dışarısı arasında cinnetli bir dil içinden çalışan mekik, şairin zihin haritasında nasıl bir poetik örüntüye yol açar?

3/Bir “ Eser “, her zaman “ Gerçek “ ten daha fazlasıdır ; bu fazlalık Dil’e çökelmiştir ve gidimli dilin yaslandığı Akl’ın ötesine işaretlidir. Rasyonel olan sabitlenmiş olandır, uzlaşımsalın  güvenli sularında seyreder ve tehlikenin uzağındadır; korkuya temas etse de endişeye yer yoktur. Kaldı ki, gündelik dilin kodladığı zihin, denge ve cevap vaat eder; soruyu geriletir, bastırır, siler .Kişiye açıklık ve huzur bağışlar. Cevabına dayanamayacağı sorular sormaz. Bu kertede, anlamın değil olgunun hükmü geçerlidir. Anlamı kurcalayan dil, rasyonel dünyanın içinde kaldıkça mesele çıkarmaz; akl’ın  memnû kıldığı söz   ise önce kendi dizgesine çarpar; onu aşmak zorundadır. Verili  sosyallikler, aidiyetler, onay arayışları ve kalabalıklar dili sağaltır. Anlamsal kurgular, cemaat dayanışması, yapılanmış düşünce öbekleri döngüsel zamanı çizgiseldeki gelecek kurgusuna kilitler. Bütün bunların örtüsü altına sarkan dil, öncelikle  dilsel olanla hesaplaşmak, yani  verili dili aşmak üzere kendine döner, maddileşir. Döngüsel zaman algısı da, şimdiyi bir geniş zamanlar kesiti olarak deneyimler ve bu deneyim imkânı da şair-özneyi bütün insanlığın kolektif hafızasında soluklanan ne varsa oraya sürükler; ki bu, temelde estetize edilmiş  Dil’sel bir yaşantıdır. Verili bilgi nesneyi/nesnelliği gözetirken, anlama/anlamlandırma çabası doğaya, geçmişe, ilişkilere, duygulara, kendiliğe, bilinçdışına, yalana ve suça, kutsala ve küfre, günaha ve yakarışa, pişmanlığa ve vaade, hazza ve hüzne, ölüme ve hiçliğe dokunur. Bu kertede inanç kendini inkârda sınar ve mitler, tanrılar, trajediler, hurafeler, masallar, meseller bir dipsiz labirentte ve beriden öteye kendi metinleriyle ışırlar. Kısaca, “ Kutsal “ olanda, içrek olanda çökelmiş bir metafizik hacme hamle edemeyen bir Dil, işaretler toplamından ibarettir ve bunun aşılabilmesi için daha öteye, anlama, anlamlandırmaya, öyleyse kapalı olana, cinnet sorulara bulaşmak kaçınılmazdır.

yeni camii-gümrük

4/Kutsal kelimesinin, özellikle bizim kültürümüzde doğrudan Din’i çağrıştırdığını ve dinsel olanla kutsal olanın çakıştığı bir zihinsel yapılanma ( kut: bereket, talih) nedeniyle ve kısaca: şiirin retorik düzeyde dinsel metinlerden yararlandığını, hele modern şiirde bu metinlerin çok verimli metaforlara kaynaklık ettiğini biliyoruz. Düşünce çerçevesini “cevaplar “ toplamı olarak çizebileceğimiz dinler, kendi gerçeklik zeminlerini kurarlarken kelâmı temel alırlar; sözün daldıkça derinleşen bulutsu maddesini anlam için  bir imkâna dönüştürürler. Tek Tanrılı dinlerin coğrafyasının Mezopotamya olduğunu, Doğulu toplumların bilme biçimlerinin, eşyayla ve olguyla ilgilerinin Söz’e dayandığını hatırlayalım. Oysa Batı toplumlarında bu ilgi Görme odaklıdır. Bu nedenle, dinsel olan kendini dünyaya açarken, dilin bütün retorik, metaforik ve metonomik hacmini sonuna kadar kullanmaktan öte, mesellerle, masallarla, hurafelerle, mitlerle insana, eşyaya, hayata, evrene; kısaca varlığa ve var-oluşa dair bütün bir hakikat çevresini tarar, taramıştır.

Buradan: İnsanın varoluşuna, varlığının ve ilişkilerinin anlamına ve amacına dair sorulara dalan bir düşünme için meta-fizik çevren, modern şiir için, kesinlikle araçsalın ötesinde üretken bir imge kaynağıdır. Kutsal-olan ise bu anlamda bir biçimlemenin gösterge kalıbı halinde Dil’e aittir.

DEMİRIŞIK 2
Mersin Toroslarında, dedesi Kör İbram’ın köyü Demirışık dolayları…

5/ Dünya içinde huzursuz bir şiirdir Özdemir İnce şiiri; her anlamda sorunsallaşan var-oluş, şair-öznenin bilincinde eksik/indirgenmiş haldedir ve kendi hakikatine doğru çırpınır. Meydanlardan çarşılara, sulara, hayvanlara, kadınlara, yara bere içindeki çocukluğa , lanetlilere ve cinnetlilere döner yüzünü; her şeyin, evrenin ilk haline tutunmaya çalışır. En eski zamanlardan tek Tanrılı dinlere kadar,  insanlığın  bütün inanç haritasını kat eder. Yusuf Meseli’nden Miraç’a, Musa’nın Asâ’sından  Nasıralı’ya, Kabil’den Lazarus’a  kolektif hafızaya çökelen bütün meta-fizik  imkânlara sırtını dayanan bir keskin kalkışmadır bu şiir: Mani Hayy!

Yetmez; çocukluğun sarmaşık diline tutunur: Keskin doreke fındın fallava! Dünyaya fırlattığı söz, o günden bugüne, hâlâ ve hep iletişim sancısıyla kıvranır. Keskin doreke fındın fallava, neredeyse bütün bir poetik dolayımla içerden yüzleşir. Bilinç ve duyarlılık, felsefeyle kurduğu ölümcül ilişki içinden  özgün ve berrak bir şiirsele varır. Uykusuzluk (1996),Mani Hayy ( 1998),Evren Ağacı( 2000),Ot Hızı ( 2002 ), daha yakın zamanlara ait  Magma ve Kör Saat ( 2007),Ağustos 1936 Annemin Karnında Son Bir Ay ( 2008) ve Karadelikte Bir Yolculuk (2014) kitapları,  ilmek ilmek  bir metafizik anlam arayışı, anlamlandırma çabasıyla yüklüdür.

Vassily20_Ogulhan_dissi

Yazgının ve yargının dizgesini bozan, zamanın ve şeylerin derisini soyan dağınık  dizelerde konaklayarak hatırlayalım:

Terra Nova : Varlık yokluğun kurtuluş fidyesidir /bilinen bilinmeyenin larva evresidir (Uykusuzluk)

Koşuyor/boynu kesilmiş kurban/../ Derler ki/böyle olmak ancak bir uluya yaraşır/ dolaşmak istiyorsan yaşarken/../sonsuzun çevresini ( Uykusuzluk)

Ocağın Başında harf sırrına ermiş bir usta7 alnında bâtıl zamanların sapkın vahiy teri/ bir Hızır görmüş yıkandığı ateşin suyunda ( Ot Hızı )

Sıçrayarak uyandım bir bedevî uykumsan/ ve baktım: Sığdığım sahranın ucu bucağı yok;/ gördüm ki suretimi gizlemekte bütün taşlar ( Ot Hızı )

La rahe fi’d-dunya dedim/ kendi ağzımla, kalbime doğru, içeri /” rahat yok insana bu dünyada ( Ot Hızı)

Acelem var: Beni bekliyorlar mezarlıkta !/ Nerede benim kazmam küreğim ?/ Tabut çakıp mezar kazacağım./ Ya Hıdır ! Ya Hızır ! ( Karadelik’te Bir Yolculuk)

İnsanoğlu olsam, bilicisiz ve k3ahinsiz,/ keşif seferleri yapsam, rotasız ve pusulasız,/ inandığım zaman inandığıma inanmasam ( Ağustos 1936)

Benim hayatımdır bir başkasının hayatı, eğer uyanıksam,/ eğer uykudaysam ( Magma ve kör saat)

6/Okul çağında, zavallı, sert çocuk ellerinin  aldatılmış sırdaşlığında, çaresiz günahları denemiş olan erkekler, kendilerini tekrar o günahları işlerken yakalarlar ;yahut çocukken yendikleri bir hastalık teper yeniden, yahut kaybolmuş bir alışkanlık, yıllar önce yapmakta oldukları çekingen bir baş hareketi, yine ortaya çıkmıştır. Ve beliren şeyle birlikte, batmış bir eşya etrafındaki ıslak yosunlar gibi, ona yapışık şaşkın anılar kargaşalığı başkaldırır.    

(malte laurids brigge’nin notları , Rilke, çev. Behçet Necatigil, Adam,1966)

CELAL SOYCAN & METİN CENGİZ& ÖZDEMİR İNCE
CELAL SOYCAN & METİN CENGİZ& ÖZDEMİR İNCE

 

ÖZGEÇMİŞ

Celâl  SOYCAN  :

celalsoycan@gmail.com

CELAL KİTAP 2

Şair ve yazar. 1948 Gaziantep doğumlu. Gaziantep Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi mezunu.  Üniversite yıllarında başlayan yazı yaşamı, sonrasında edebiyat ve resim alanında yoğunlaştı.

Şiirlerinde insanın yeryüzü serüvenine ilişkin olguları sorunlaştırır. Dil özeni ve disiplinler arası düşünüşüyle, farklı , özgün bir şiir kurar. Yazılarıyla da bu arayışın kuramsal dayanaklarını açığa çıkarmaya çalışır. Son dönem Türk şiiri üzerine düşünen, yazan bir şairdir.

CELAL KİTAP 4

Çağdaş resim üzerine de farklı  metinleriyle ve eleştirileriyle dikkat çeker. Çeşitli katalog çalışmalarına katılmıştır. Almanya, Fransa, ABD, Japonya, Litvanya, İspanya ve İsrail’de  yazıları ve şiirleri yayımlanmıştır.

Şiir üzerine yazılarıyla ve şiirleriyle ülkenin önde gelen dergilerinde gözüken Soycan, birçok şiir dergisinin yayımında görev almıştır. ISLIK şiir dergisini yedi yıl yayımlamıştır.  Halen Şiirden Dergisi’nin çıkışına katılmaktadır. Mersin’de yaşıyor.

CELAL KİTAP 3

Yayımlanmış yapıtları: Öyle Kal (şiir),  Cemresiz Günlerde ( şiir), Saptım Burçlar Bilgisinden ( şiir), Adın Olsam( şiir), Ölüler İçin Oda Müziği( şiir ), Âzâde (şiir ) , Kün (şiir), Şiir İçin Notlar (poetik yazılar), Şiirin Zamanı/ Zamanın Şiiri( poetik yazılar), Mevsimsiz Bir Şair- Özdemir İnce ( inceleme), Anlatmaktan Anlamaya: Ahmet Yeşil  (resim katalogu ).

CELAL KİTAP 5

İletişim adresi: Denizhan-2 sitesi, B-3 blok, daire: 9   ( pk.33190 )   Mezitli / Mersin

 GSM: 0532 4074545     celalsoycan@gmail.com