ÖZDEMİR İNCE’NİN “BELİRTİLER ÜZERİNE” ŞİİRİ

 

METİN CENGİZ
METİN CENGİZ

 

BELİRTİLER ÜZERİNE

 

Günler geçmek bilmedi bu yıl, uzadıkça uzadı;

gece ile gündüz karıştı birbirine,

günler sadece gün mü, geceler yalnız gece mi?

Anlayamadık.

 

Güneş hiç doğmadı bazan, ay hiç batmadı,

bir tencere kapağının altına girdi bazan ikisi de,

bazan çatılara kadar yükseldi kar dağ köylerinde,

elimizde kürek gece gündüz kar küredik,

baktık ki kuma dönüşmüş kürediğimiz karlar;

günlerce rüzgâr esti karışık yönlerden

verimli topraklarımızı örttü cam tozu kumlar.

 

Tuhaf bir yıldı, kadınların sırtlarını dönüp yattıkları bir yıl,

yağ bitmiş de meğer fitil yanmaya başlamış,

kimsenin aklına gelmedi lambaya üflemek.

 

Kahvelerde sabırla oturuyordu emekliler, yaşlılar,

nargile çekip gazete okuyorlardı, -bir bildikleri mi vardı? –

kendi kendine mırıldanıyordu bir gün aralarından biri,

bir emekli defterdar:

hep böyle olur, dedi, her yirmi, yirmi beş yılda bir,

belirtileri var bunun, kokuları var, sesleri var.

Bu nedenle

öğrenebilir, kıssadan hisse çıkartabilir, neden olmasın,

beyaz ipliği iğne deliğinden geçiren insan.

 

Agias Stefanos, 31, 8, 1981

 

BELİRTİLER ÜZERİNE

METİN CENGİZ

Şiirin altındaki tarih olmasa, biz bu şiirde anlatılmak isteneni, yani asıl mesajı büyük olasılıkla anlamayacaktık, ya da anlamakta zorlanacaktık. Özdemir İnce şiirinin anlamının derin arka plana yayılması  anlamın anlaşılmasını zorlaştırıyor. Ancak dikkatli bir okuma, gösterenin yankısını anlamlandırabilme ile anlama ulaşabiliyoruz. Zira şiirin geneli açık uçlu bir zeminde hareket ediyor. Şiirin ritmi anlatının tedirgin işleyişinde bir yavaşlık ediniyor. Şiirin uyak, müzik, ölçü gibi öğeleri bu yavaşlıktan, tedirgin ilerleyişten oldukça etkilenmiş bir halde neredeyse görünmez durumdalar. Her gün düzenli bir biçimde tekrar eden doğa olaylarının bozulması (bazan güneşin hiç doğmaması, ayın batmaması), verimli toprakların kumla örtülüp kıraçlaşması… bizi toplumsal bazı olaylara hazırlıyor elbette. Ancak bu toplumsal olayın ne olduğunu anlamak güç.

Şiirin üçüncü birimine kadar dizeler, bizi bir aşk hikayesinin hazin bir sonla insanları derinden sarsmış olduğu düşüncesine de götürebiliyor. Yaşanan trajik bir aşk olayının toplumsal bir sarsıntı yarattığı, diğer bütün toplumsal olayları unutturduğu çokça görülmüştür. Andre Gide’in Dar Kapı adlı kitabının gençleri intihara sürüklediğini, toplumsal bir çalkantı yarattığını biliyoruz. Bizde de bu türden olmasa da değişik örnekler verebiliriz. Şiirin üçüncü birimine kadar bir bilinmezlik söz konusu. Ters giden bir şeylerin olduğu, alışılmış yaşamın alt üst olduğu bir dünya gösteriyor bize Özdemir İnce. Oysa bu bilinmezliğe karşın şiir, benzetme sanatlarından oldukça yalıtılmış, sade bir konuşma diliyle yazılmış. Yine de bizi şaşırtan şiirin kullandığı dil, ne olup bittiğini öğrenmek için hızlanıyoruz.

Üçüncü şiir birimindeki “Tuhaf bir yıldı,” sözünü gördüğümüzde duraklıyoruz;  buraya kadar anladığımız tuhaflığı doğrulayan bir söz. Şair yukarıda anlattığı tuhaflığı, altını çizerek  adlandırıyor. Devam eden dizelerde de yine belirtilerden söz ediliyor: “kadınların erkeklerinden uzaklaşmaları, lamba fitilinin yanması”. Toplumsal olayın bütün toplumun üstüne çökmüş bir tehlikeyle ilgili olduğunu buradan anlıyoruz. Aşk krizi, felaketi genellikle kadın ve erkeği daha da bir yakınlaştırır birbirine. Gazın kalmaması ve fitilin yanması olayı da bireyselden çok bizi toplumsal bir olguya yönlendiriyor. Bireysel olaylar için daha çok “alev, ateş” benzetmelerinin kullanıldığını hatırlayalım. Oysa burada fitilin yanmasıyla ateşin daha köklü bir olaya yol açtığını anlıyoruz. Formun içerikle birlikteki hareketi bizi yönlendiriyor. Form içerikle birlikte belli bir doğrultuya yönlendiriyor bizi.

“kimsenin aklına gelmedi lambaya üflemek.” dizesi belirsizliği beslese de yukarıdaki iki dizeyle okunduğunda toplumsal krizin engellenebileceği düşüncesini uyandırıyor bizde. Ama halen bu krizin ne olduğu konusunda kesin bir bilgiye sahip değiliz. Temsili modern dünyanın kriz içine girdiğini ima ettiğini görüyoruz Özdemir İnce’nin.

Devam eden alttaki dizelerde olayın yol açtığı davranışlar iyice toplumsal mekana sokulur. Üstteki “kadınlar”ın yerini artık toplumsal işlevi etkin olan kahveler, bu kahvelerde oturan çokluk emekli insanlar almıştır. Bunlar olay karşısında “tevekkül ” değil, daha etkin bir eylem olan sabır içindedirler. Gazete okuyup nargile çekmektedirler. Olayı yakından takip etmekte ve olayın sona ermesi için sabretmektedirler. İçlerinden birinin kendi kendine mırıldandığı “hep böyle olur, dedi, her yirmi yıl, sesleri var./-Bu nedenle/öğrenebilir, kıssadan hisse çıkartabilir, neden olmasın/-beyaz ipliği iğne deliğinden geçiren insan.” dizeleri, şiirin çekül doğrultusunu gösteren dizeler. Toplumsal bir olayın belirli aralıklarla ülkemizde tekrarlandığını (20-25 yıl arayla) gösteren sözlerle, zihnimizde olup bitenin 1980 askeri cunta tarafından yapılan darbeyle ilgili olduğunu anlıyoruz. Bu darbelerin nasıl geleceği de bellidir: “belirtileri var bunun, kokuları var, sesleri var” imgesi tam yerinde kullanılmıştır: geleceğim diyerek gelmektedir darbe. (İmgenin nasıl yerinde kullanıldığını göstermesi bakımından da öğretici) Ancak kaçınılmaz da değildir. İnsan hatalarından ders çıkarmasını bilen akıllı bir varlıktır. Yaşlı adam bunu da söylemektedir son iki dizede. İnsan becerisiyle bilinir zira. Becerir.

***

Özdemir İnce şiirini tamamlamayı okura bırakır, bu genel tavrın bu şiirde de egemen olduğunu görüyoruz. Okura bırakılan şiirin bütününde ulaştığı imgedir. Biraz daha açıklarsak… Modern şiirde şiiri örgütleyen egemen öğe imgedir. Ancak bu demek, her dizede bir imgenin olması gerektiği demek değildir. Her şiir kendi aurasını oluşturur, bu şiirin asıl yapısıdır. İmge bu yapıya biçim verir.

Konuşma diliyle yazılmış şiirlerde imgeye ulaşmak zordur, ustalık gerektirir, şiirin bütününde yaratılmak istenen imgeyi ne denli gizlerseniz, örgünün o denli güçlü olmasını da sağlamak zorundasınız. Yani şiir amacı doğrultusunda ilerlerken kendi etrafında da dönermiş gibi görünür. İşte Özdemir İnce’nin bu şiirinde bu inşa biçimi egemendir. Şiirin bütününde ulaşılmak istenen imge şiiri baştan sona örgütlemiştir.

Bu yazış biçimi de modern şiire geçmişinden kalma bir miras olup günümüz söyleyiş ve kurgu zenginliğiyle görünür.

Modern şiirin imge örgütleyiciliğindeki inşası doğrultusunda yapılacak eleştirilerde bu ve benzeri inşalar es geçilmemesi gereken önemli noktalardır. Bir kalıbı alıp bütün şiirleri bu kalıbın şemasına zorlamak, modern şiiri bu kalıpta dondurmak, şiir çözümlemesi için kaçınılması gereken bir şablonculuk olduğu kadar, modern şiiri bir kalıptan ibaret gören bir dar görüşlülüktür de.

***

Meşum bir olayın anlatısı ardında gelişir bu şiir, her yere sinmiş, herkesi etkilemiş meşum bir olay. Yarattığı sonuçlar anlatılarak okuyucu düşünmeye davet edilir; farklı çıkarsamalara açıktır dizeler, ancak ipuçlarıyla gidilecek yol nişanlanmıştır. Gizemli, kapalı olan, bu inşa tarzının yarattığı auradır.               Doğrusu şiirin florası bu aurayı yaratmaktadır, insana ait olan zorlukların, baskıların karşısında direnme, bunların üstesinden gelme, yani meşum olayın bir daha yaşanmaması için gerekli olan gönderme şiirin sonunda verilir. Ancak hiç de yumuşak bir geçiş yapılmaz bu sonuca varılırken, aynı mesafeli anlatım şiirin başından sonuna kadar korunur. Abartma, retorik yoktur, derinlik sağlama gibi yapay oyunlara da başvurmaz şair. Sade olanın derinliğini her sözcükte hissettirir.

***

Süssüz bir şiirdir “Belirtiler Üzerine”, şiir sanatlarından tamamen soyunmuştur. Konuşma havası okumayı kolaylaştırsa da şairin maksadına okuma derinleştikçe varamamanın tedirginliği dizelerde de kendisini hissettirir. Metafizik bir titreyiş görürüz bu bağlamda. ” Kahvelerde sabırla oturuyordu emekliler, yaşlılar,/ nargile çekip gazete okuyorlardı, -bir bildikleri mi vardı? -” dizeleri bu titreyişi iyice görünür kılan dizeler. Hayat hakkındaki bir deneyim de bu titreyişle girer okumaya: “bir bildikleri mi vardı?” sorusuyla. Bu cümlecik bizi sona merakla götürse de aslında bu cümleciğin orada şiire bir daha dönüş yapmak ve sonu daha iyi kavramak için yabancılaştırma efekti olarak işlev yaptığını görüyoruz. Basit bir hile, şiirde birden bütün yükü üzerine alan ama aslında yük taşımakla ilgisi olmayan ek bir kolon gibi bu cümlecik (binayı taşıyan kolonların yanına konmuş süs kolonlar düşünülsün; ama bu kolon süs değil, diğer kolonların işlevine daha dikkat çekmekle görevli bir kolon.)

***

Şimdi diğer yazılara dikkat kesilelim.

(VARLIK DERGİSİ, AĞUSTOS 2014)

Metin Cengiz

Şair, yazar. Göle (Ardahan, 3 Mayıs 1953,) doğumlu. İlk ve Ortaokul öğrenimini  Göle’de, Lise öğrenimini Kars’ta tamamladı (1970) Erzurum Atatürk Üniversitesi Temel Bilimler ve Yabancı Diller Yüksek Okulu Fransızca Bölümü (1977) ile Marmara Üniversitesi Fransızca Bölümünü bitirdi (1987). Türkiye’de çıkan hemen her dergide şiir ve yazı yayımladı. Şarkılar Kitabı ile 1996 yılı Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü; Sonsuzluk Çiseler Durgun Sularda (Toplu Şiirler 1) ve Dünyaya Katkımız Bir Ebru Vurgusu (Toplu şiirler 2) ile 2010 Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü ve bütün yapıtlarıyla Romanya’da Yazarlar Birliği ile Targu Jiu Kent Konseyi ve Kültür Merkezi tarafından verilen Uluslararası Tudor Arghezi  şiir ödülünü aldı. Türkiye Yazarlar Sendikası, Türk PEN, Edebiyatçılar Derneği üyesidir. 2005’te arkadaşlarıyla Şiirden Yayıncılık’ı kurdu. 2010’da (Eylül) Şiir’den dergisini yayımlamaya başladı.

Şiirleri Fransızca, İngilizce, Almanca, İspanyolca, İtalyanca, Boşnakça, Rusça,  Romence, Makedonca, Bulgarca, Arapça, İbranice,  Sırpça, Yunanca, Hintçe, Azerice ve Kürtçe gibi birçok dile çevrildi. Şiirlerinden seçmeler, Apres le tempête et autres poèmes adıyla Fransızca bir kitabı yayınlandı (2006, Harmattan/Paris). Yine şiirlerinden seçmeler Poemas Escogidos/ Seçme Şiirler adıyla yayımlandı (2013, Liber Flactory/Madrid). Levant dergisinde sekiz şiiri Türkçeleriyle birlikte yayımlandı (2009, Montpellier). Editörlüğünü yaptığı Çağdaş 17 Türk Şairi adlı antoloji Harmattan Yayınları arasında çıktı (2009, Paris), Jaime B. Rosa ile hazırladığı Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi ise İspanya’da yayımlandı (2013); ülkemizi tanıtmak için birçok ülkeyle karşılıklı şiir antolojileri düzenlemektedir (Romanya, Sırbistan, Makedonya, İtalya, İsrail, Filistin). Sekiz şiiri Convorbiri Literare’da (Romanya, Temmuz 2011) ve sekiz şiiri de Poesia’da (Romanya, 2011) yayımlandı. Seçme şiirleri Sırbistan ve Arnavutluk’da yayımlanmak üzeredir. Europe dergisinde “İstanbullu Yazarlar” adıyla hazırlanan dosyada şiirleri yayımlandı (no:1019, Mart 2014)

Türkiye’yi “Konuk Ülke” olduğu Frankfurt (2010) ve Paris’te Türk Mevsimi (2011) Kitap Fuarlarında temsil eden yazar ve şairler arasında yer aldı.

ESERLERİ:

METİN CENGİZ 1

Şiir: Bir Tufan Sonrası (1988), Büyük Sevişme (1989), Zehirinde Açan Zambak (1991), İpek’A (1993), Şarkılar Kitabı (1995), Gençlik Çağı (1998), Aşk İlahileri&Günümüze Hüzzamlar (2006), Özgürlük Şiirleri (2008), Sonsuzluk Çiseler Büyük Sularda (Toplu Şiirler 1, 2008), Dünyaya Katkımız Ebru Vurgusu (Toplu Şiirler 2, 2010, Hayat ve Şiir ile Hayat ve Rastlantılar İlk defa), İmgeler Benim Yurdum (2011), Yeryüzü Halleri (2013)

Deneme-Eleştiri-İnceleme: Şiirin Gücü (2. Basım, 2006), 1923-1953 Toplumcu Gerçekçi Şiir (2000), Modernleşme ve Modern Türk Şiiri (2. Basım, 2011), Şiir, Din ve Cinsellik (2005), Nâzım’dan 70’li Yıllara Türk Şiirine Eleştirel Bir Bakış (2005),  Şiir, İmge, Biçim, Biçem-Şi-irin Teorik Sorunları (2005), Şiir, Dil, Şiir Dili, Şiirsel Anlam (2005), Küreselleşme, Post-modernizm ve Edebiyat (2007). İmge Nedir (2009), Kültür ve Şiir (2010), Felsefe ve Şiir (2010), La Paix (Şiir ve Hayata Dair Denemeler, 2011), Platon ve Aristoteles’te Şiir Düşüncesi (2012), Cemal Süreya, İkinci yeni Bilincinin Kurucu Gücü (2012), Şiir Nasıl Yazılır (2013).

Röportaj: Hayat, Edebiyat, Siyaset-Ahmet Oktay ile Dünden Bugünden (2004).

Çeviri: Max Jacob / Sahici Mucizeler (derleyen: Ülkü Tamer; 1991), Aimé Cesaire/ Seçme Şiirler  (Eray Canberk ile, 1999, ikinci baskı 2001), Pablo Neruda /Aşk Soneleri (1991), Pablo Neruda (Ateşten Kılıç, 1991), Eugene Guillevic /Seçme Şiirler (1993), Jacques Prevert /Seçme Şiirler (Eray Canberk ile 1994), Jules Laforgue /Sevdalılar (1991), Venus Khoury Ghata/Gölgeler ve Çığlıklar (1996), Baudelaire’den Günümüze Modern Fransız Şiiri (Çev. ve haz., 2000), Batmış Güneşler Üstünde Günümüz Fransız Şiirinden Seçmeler  (2005), Naim Araidi/Acıklı Şeyler İçin Bayram (2010), Gerard Augustin/Seçme Şiirler (Eray Canberk, Başak Aydınalp, Müesser Yeniay ile, 2011), Michel Cassir/Kişisel Antoloji (Eray Canberk, Müesser Yeniay ile, 2011), Tahar Bekri/Sabırsız Düşler (Medine Sivri ile, 2012), Çağdaş İspanyol Şiiri Antolojisi (Müesser Yeniay ile, 2013), Deniz Şiirleri (Jaime B. Rosa, 2014).