ÖZDEMİR İNCE’NİN İNCELİKLİ ŞİİRİ

OGÜN KAYMAK

Ogün Kaymak

“Kargı‘’ Özdemir İnce’nin ilk şiir kitabı. 1957-62 aralığında çalışılmış şiirlerden mürekkep. Dönemsel olarak bakıldığında İkinci Yeni’nin bir şiir hareketi olarak Garip’ten kopmaya çabaladığı yıllar. İkinci Yeni şiire yeni bir imge ölçütü getirirken, ontolojik anlamda modern dünya sanatının meselelerini Türkçe yazına taşıma girişimi olarak mutlaka altı çizilerek okunması gereken bir başlangıç itkisi elbette. Yeri de, işlevi de yadsınamaz. Dönemsel olarak eş yaşta şiire giriş yapan Özdemir İnce ise üst-gerçekçi tutumuyla İkinci Yeni’den kendi sınırlarıyla ayırmış şiirini. Bu bir tutum,  bilinçli bir duruş elbette.

Kitabın ilk şiirinin sürrealist şiirin kurucu ve sürükleyici şairlerinden Comte De Lautreamont’a adanışı tesadüf değil. Bu tepkisel çıkış İkinci Yeni’cilere de genç tepkisel bir nitelik taşıyor. Genellikle, ilk kitabını yayımlayanlar hakkında ‘’şiir kumaşı‘’ metaforunu kullanarak görüş bildirmeye alışmışızdır. Oysa  “Kargı‘’ bir kumaştan ziyade parlak kostüm niteliğinde dikiliyor karşımıza. Ender rastlanan doğuştan ustalıklı bir söyleyiş biçimini sunuyor. Salt bu nedenle dahi yeniden basımı değerlidir.

Türk şiirini kitabın bütününde üst-gerçekçi akımına yanaştırdığını iddia edişimiz ilk şiirdeki ithaf değil sadece. Şiirlerin genelinde yarı uykuda hatta rüyada konuşma (sayıklama) tavrı belirleyici bir özellik. İmge kuruluşunu da, şiirin dikey bütünlüğünü de bu tavır etkisi altına almış görülüyor. Andre Breton’un  cümlesiyle konuşursak: Sürrealizmin bütün istediği, dilin ‘’ham maddesinin‘’ (simyacıların düşündükleri biçimde) ele geçirilmişliğinden emin olmaktı. Özdemir İnce şiirinin başlangıcı da bunu mesele yapmaktadır.

Alcyone, kitapta iki kez karşımıza çıkar: Önce şiir başlığıdır, daha sonra bölüm başlığı. Tarihsel olarak sürrealizme baktığımızda da kadın kavramına daha önemli bir yer vermek isteyen bir akımın son aşaması olarak görürüz. Hatta 18. yüzyıldan sonra sürrealizm katkısıyla yepyeni bir kadın kavramı belirir. Buradaki sanatsal kaygı da bunun yansıması olarak izlenebilir.

Lirizm anlayışı bakımından da sürrealizm, insanı içinde bulunduğu koşullardan sıyırarak gerçek tutkular doğuran durumların önceki akımlara ait çizginin üzerinde yer aldığı açıkça görülür.

Biz yine kitabın ilk şiirine dönelim. ‘’Öyküsüz‘’ düzyazı biçimine ustaca iliştirilmiş bir yapıt. Sarsıcı da… Zira bir ilk kitabın ilk şiiri olarak değil, neredeyse başyapıt olarak alımlatıyor kendisini: ‘’O, kuşlu denilen gülmeleriyle yitmelerde ölmelerde vardı.‘’ Ölmeler ve yitmeler kuşkusuz alman katmanlarını çoğaltmak için peş peşe sıralanıyor bu şiir cümlesinde. Her yitim ölüm değildir. Sürrealizm imgenin, birbirinden çok uzak gerçekleri birbirine yaklaştıran bir araç olduğunu düşünür ve uygular kabaca tanımlanırsa. (Pierre Reverdy). Bu yaklaştırma, zihnin kendi haline bırakılmasını önceler. ‘’Biz yoktuk, bu düzende biri olmamıştık.” cümlesi de ilk şiir cümlesini takiben boşuna sarf edilmez. Bilinçaltının düz zihne bilinçli bir egemenliği söz konusudur.

 

Şiirin sonraki bölümlerinde de bu kaygılar süredursun, dilin yapı sökümü de usulca kavrıyor. ‘’Birdensiz taşralı beyin kanaması…‘’ “… pulsu kadınları toplamamıştık bitpazarından…’’, ‘’… balık mı avlardı deniz ölü kum olunca…‘’. Sonrası alımlı bir dil festivalidir: ‘’sayalı katıksız uyku‘’, ‘’ceplerinde serin çiviyazıları‘’.

Şiir mitolojik öğelere de boşuna yaslanmaz. Zira değil midir ki; sinema da şiir de bin yıllar halklarının destanlarını kazımazsa alanına, neye yarar? ‘’Öyküsüz‘’ şiirinde şiir okuru kendi öykülerini derler toplar, götürür kuytusuna.

Özdemir İnce şiirinde ta başından itibaren retoriği reddeden söylem kendini bir öznellik olarak sunacaktır. Aslında bu öğe bile İkinci Yeni şiiriyle bir düello, bir hesaplaşma çağrısıdır. Özdemir İnce şiirinde zihin doğayı daha saydam görmeye başlar. Bu bize dışardakiyle içerdeki, yukarıdakiyle aşağıdakinin aslında aynı olduklarını haber verir. Dilsel genetiğini irdelediğimizde, biraz Metin Eloğlu şiirine kardeşçe yanaşır diyebiliriz. Ama bu ‘’biraz‘’ kendi biçemini kurma tasasıyla eriyip yiter. Ritsos ile kurduğu izlek bağı da benzer biçimdedir, ‘’biz böyle su görmedik böyle tebeşir ‘’ derken.

‘’sur ikindilerinin yosunlanmış duvarında‘’ dizesinden ve benzerlerinde; kendimizi anlamak için doğadan değil, doğayı anlamak için kendimizden eyleme geçmemiz gerektiğini vurgulamaktadır Özdemir İnce. İnsan kendi ontolojisine ait bilgiyi ötekini tanımak ve anlamak için alçakgönüllülük ederse kullanabilir. Şiir sezgisi bunu yapabilecek en güçlü araçtır. Sürrealizm ile bu sezgi özgürlüğüne kavuşur. Böylece şiir bilinen biçimleri alıp sindirmekle kalmaz, yepyeni biçimlerin peşine takılır: “ … kırçıl sakalında kutsal kandil ıslanmış dinsel…’’ örneğindeki gibi beşli altılı sözcük öbekleri büyük imge balığına atılmış çapariden farksızdır.

Şiirsel öykü olanağı, Özdemir İnce şiirinde öyküyü içine atıp yeterince çiğnedikten sonra tükürüşüyle belirir. Berisine kattığı lirizm düpedüz durum’a bağlı kalmaz. Durum’u şiirin zeminine seren tavır, ona epistemik düğümler atmakta zorlanmaz. Bu farklılık ve farkındalık şaire ucu bucağı olmayan bir anlam atlası sağlar. ‘’Sirk‘’ başlıklı şiir, bir sirk deneyiminden kotardığı çerçeve içinde,  ontolojik ve sürrealist fırça darbelerini kullanarak elde edilen ‘’plastik bir şiir’’dir. Bütünsel imgelemi, dize’li imge parçalarına galip gelir. Özellikle iletken bir atmosfer kurar Özdemir İnce. Hatta alımlayıcı, imgelerin bu baş döndüren süreçte sadece zihnin işaret tabelaları olarak kalabileceklerini söyleyebilir. Giderek zihin arzuların açığa çıktığı, muğlaklığın kendine dost olduğu sınırsız düzlemlerin farkına varır. Özdemir İnce bu yeni gerçekliği sözde şöyle inşa eder: ‘’yeni bir hayvan yaşıyor havada‘’.

’Rondel’’ başlıklı şiirde ise Özdemir İnce sesin yeni olanaklarını kullanmayı başarır. Ses ve ritim yerlerini korurken, kırık dizeler anlamı kökünden sarsar, taşlar şiirin dikey ekseninde yerli yerine oturdukça şiir kendi noktasını kendisi koyar yine: “gümüş renkli kalyonları götüren‘’. 1-3-5 ve 2-4 den oluşan bilinçli dizgi ritmi yüceltir.

20’li yaşlarında yaşlı bilgeler kostümünü giyen şair ‘’ Seni Kendimden Anlıyorum ‘’ da mevcudiyetinin naif örgüsüne düşer birden. ‘’sürüklenen iki yaralı kuş memelerin. / aydın uzayım benim. ‘’

Kitabın son bölümünde yer alan ‘’ Aşk için On Şiir ‘’ klasik tragedyaların serin havasına modern lirik şiirin imge döngüsünü katar: ‘’çalıyor kuşdilinden kilisenin bronz çanları ününe soylu bir söyleşinin.‘’ Bu on şiirdeki ortak yapı, aşk’ın her dönemeçte farklı bir mask ardında sergilenişidir.

‘’Karadelikte Bir Yolculuk‘’ ve ‘’Tersine Ya Da Sapkın Ayetler’’ başlıklarındaki iki dosyayı kapsayan Özdemir İnce’nin kitaplaştırdığı son şiirleriyle, ilk şiir kitabı  “Kargı‘’yı eş zamanlı okuduğumuzda; zaman akıp gitse de şiirsel sezginin kalıcılığı ve biçemdeki genetik kodları fark edebiliriz. Elbette son kitapta son derece duru, sakin bir şiir dili kurulmuştur: ‘’Nereden bilsin ki bilge olduğunu bilmez bilge kişi.’’. Son kitabında gündelik hayata daha geniş göndermelerde bulunur Özdemir İnce. Bunu yaparken geniş ve zengin okuma birikimini bir üst-ağ gibi şiire destek olarak kullanmaktan geri kalmaz. Böylece Özdemir İnce ”cins şair’’ olduğunu kanıtlar. Taklidi ve tekrarı mümkün olmayan bir şiir şölenidir onu okumak: ‘’Toprak nadasa bırakılır da nadasa kalmaz zaman: / Geri gelmez geçmiş, bir kez olmuştu, bir daha olmayacak.

***

OGÜN KAYMAK 2

Ogün Kaymak

1964 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Tıp Fakültesini bitirdi. Tıbbi görüntüleme uzmanı olarak çalışıyor. İnci ile Nur’un babası. 1984 yılından beri şiir çalışıyor. İlk şiirini 2000’li yılların başında SonKişot’da yayınladı.