ÖZDEMİR İNCE’NİN YOĞUNEMEK ŞİİRİ

HAYATİ BAKİ 

Hayati Baki 

1.Son vargımı, başa alarak söylemeliyim: Özdemir İnce’nin şiiri, bir düşünce şiiridir: En soyut denilebilecek şiiri ile en kavramsal nitemlerle adlandırılabilecek şiiri arasında sıkı sıkıya bir bağlantı; bir koşutluk; bir yapı; bir biçem; bir örüntü; bir içerik birlikteliği hüküm sürer, sürüyor! Ha, bugün, daha bir siyasallaşmış şiire selâm duruyoruz: Şair, has şair, yaşadığı zamanın ahvâlinden uzak duramaz, durmamalıdır: Özdemir İnce gibi, yoğunemek harcayan bir fikir insanı da bunsuz yapamaz, edemez. Hele, yaşadığı ülkenin hâlleriyle hemhâl olan bir şairden söz ediyorsak, bu: yapıp ettiklerinin, etik bağlantılı olmasını içselleştirmesi, Özdemir İnce’ye çokça yakışan, onu anlatan, onu tanımlayan, onun kimliğini ve kişiliğini oluşturan kıstasların olmazsa olmazlarıdır!

2.Özdemir İnce, dil ve bilgi ile akrabalığını unutamaz: Varoluşunu olumlayan ve yapıp eden atmosferin öznesi olmak durumundadır! Bu özne, tevarüs ettiği “cumhuriyet” kazanımlarının farkındadır; bu farkındalık, onun için, derinlemesine bir bakış, bir ödev, bir sorumluluk, bir borçluluk olarak kendine yükümlülükler verir: Bu da, âdeta bir yalvaç gibi olmağa yöneltir.

ELLİ_YIL_SONRA_KARGI

3.İlk kitap “Kargı”, yazıldığı dönem itibarıyla bakıldıkta: slogan şiirle hiç mi hiç irtibatı olmayan bir şiir zeminini işaret eder. Zaten, Özdemir İnce’nin şiiriyle “slogan” bağdaşması mümkün olmayan bir düzeysizliktir. İkinci Yeni şiirin hemen ertesinde (1960’lı yılların ilk yıllarında), “Kargı” şiirleri, eski Yunan kültürüne yakın bir vokabülere göz kırpar: Melih Cevdet Anday, Edip Cansever, Oktay Rifat ile kimi izleklere göndermede bulunmasını çok doğal karşılıyorum: Akdeniz havzası, Tevrat ve İncil “telmih”li vurgular, seçimler, zihnin arka planında ileriye doğruyu imlerler.

4.Comte de Lautréamont, Arthur Rimbaud şiiriyle biçimsel benzerlikleri bir akrabalık olarak görmek istiyorum! Özdemir İnce’nin “ince” ve poetik dünyasına çeşniler katıyorlar: “mensur” şiirin alt yapısını, bizde, Halid Ziyâ Uşaklıgil, Mehmed Rauf, Yakub Kadri Karaosmanoğlu tatlandırır, taçlandırırlar. Sahici şiirin has örnekleri olarak da pek az şairimizin benimsemesine, örnek almasına zemin hazırladılar denebilir: “Ben Bir Başkasıdır” ile “Maldoror’un Şarkıları” bu bağlamda İnce’nin şiirine baka: ön alıcıdır, kapsayıcıdır; nitelikli kılavuzlardır.

5.Özdemir İnce’nin, dinsel metinlere, mezmurlara, kitaplara, üslûplara başlangıçtan bu yana ilgisi vardır: Özellikle İncil ve Tevrat’la başlarda; bugün de Kur’ân-ı Kerîm’le yol arkadaşlığını gerekli bir başvuru olarak görüyorum; çünkü, sistem öylesine ters yüz olmuştur ki, dinsel söz varlığını alımlamak şart olmuştur: Bu doğaldır da: o “muhteva”yı, bugünkü “içerik”le veremezsiniz; bu, sahiciliği, sahtekârlıkla devşirmek demektir.

6.“bir okka bulgur, bir çuval kömür alıp düşlerinizi, / özgürlüğün kök hücresine sattınız. Gölgeniz / bedensiz ve kılıfsız kaldı.” Saptamasını hangi sözcüklerle, hangi anlambilimle eşdeğer verebilirsiniz? “Sefil”; “sefih”; “müflis” ile: “zındık”; “zebanî”; “sapkın”; “gazab”; örümcek ağı”, “horasan ayaktakımı” içün bire birdir.

7.“din iman verip külçe altın alıyorlar.” Neyi imliyor? “Bedevî”nin, coğrafyasından hicreti; “Bir çadır yeri arkamda, üç ocak taşı, ıslak kül, / bir yayık tulumu, ipi Demirkazık’ta , / istersen ser üzerine Yörük donunu, şalvarını.” “Göçebe” atmosferini dönüştürmeyi mi?

Türkiye’yi, dönüştürmeyi; gericiliğe teslimiyeti esas alan bedevî kafayı; bedevî zihniyeti, “cumhuriyet saati”yle yok edebileceğimize “Karadelikte Bir Yolculuk ve Tersine ya da Sapkın Âyetler” ile önlenebileceğini öğrenebiliyoruz.

8.Amorf ve anomali bir feodal topluluğun, despot ya da müstebit bir “yürüyenle” iyice mankurtlaştırıldığını görmek, dehşetengiz yakın coğrafyanın bushhitleriyle kucak kucağa oluşlarına, Özdemir İnce, yazılarıyla ve yazılarının beslediği şiirleriyle dikkat çekiyor. Rikkatle ve anıştırmalarla yanıt veriyor: “Elmanın Tarihi”; “Siyasetnâme”; “Mani-Hayy”; “Zorba ve Ozan”; “Canyelekleri Tavandadır”… ile kan bağı tamamen örtüşen bir eleştirellik hükmündedir şiir, “Kargı”dan “Karadelikte bir yolculuk ve Tersine ya da sapkın âyetler”e ulanınca…

9.“Ben işte böyle dedim!” ile,“böyle buyurdu zerdüşt” ya da “böyle dedi zerdüşt” anıştırmasıyla, Özdemir İnce’nin, Nietzsche’ye göndermede bulunması bir ironidir: Türkiye’nin ironisi! Elbette, şairin, Özdemir İnce’nin, ironisidir! Şair, barıştan; kardeşlikten; eşitlikten yanadır! Özdemir İnce’nin “kardeşleme”si budur; “Gezi”deki “kıyâm”la da kendini göstermiş, kanıtlamıştır: Tomalar, kırmızılı kadın, asitli sular, biber gazı,… sistemin çürümüşlüğüne, diktalaştığına işaret eder, ediyor : “Kızılay’daki ölü sen değil misin?” / ”Antakya’daki ölü sen değil miydin?”. Özdemir İnce’ydi, bendim, bizdik!

(Aydınlık Kitap Eki, 15 Ağustos 2014)

HAYATİ BAKİ KİTAP 3

****

HAYATİ BAKİ KİTAP

Hayati Baki
Doğumu: 1949, Tonya / TrabzonİÜ Hukuk Fakültesine bir süre devam etti. Ankara Üniversitesi DTCF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. AÜ Ziraat Fakültesinde Türk Dili dersleri verdi. Gazete ve dergilerde düzelticilik, sayfa sekreterliği ve redaktörlük yaptı. AÜ Eczacılık Fakültesinde Türk Dili okutmanı olarak görev yaptı. Şiirleri 1980’den itibaren Oluşum, Edebiyat, Pro-mete, Edebiyat ve Eleştiri, Yeni Biçem, İzlek, Kavram, Karmaşa gibi dergilerde yayımlandı.Eserleri

Şiir: Sonrasız Dönüş Yalnızlığı (1992), Usulca ve Yeğnik (1996)

İnceleme :Tanzimat Edebiyatında Roman ve İnsan (1993)

Deneme: Şair ve Otorite-Şiir ve Yanılsama (1996), Şiirin Kesik Damarları: 1. Ki-tap: İntihar Eden Şairler Kitabı (1994), 2. Kitap: Öldürülen Şairler Kitabı (1994)