ÖZET OLARAK DEMOKRASİ

Gözlerini Avrupa Birliği reformlarına ve göstermelik demokratikleşme yasalarına dikenlerin, gizli hesaplarla ya da öykünme dürtüsüyle (her derde deva ebe gömeci olarak) daha fazla demokratikleşme isteyenlerin anlayamadıkları, anlayıp da anlamak istemedikleri, gizledikleri müthiş bir gerçek var:
AKP iktidarı gerçekten demokratik bir yönetim değildir, böyle bir tutku ve isteği yoktur.
AKP iktidarında sorumluluk payları olan “AKP ve Erdoğan değişti”cilerin bu demokrasi yazılarımı çok dikkatli okumaları lazım! Seçilmişler ile Atanmışlar arasındaki etik, demokratik ilişki ve dengeleri anlamayanların, atanmışları seçilmişlerin emir kulu sayanların bu yazılarımı ezberlemeleri zorunludur!
***
Demokrasi terazisinin bir kefesinde yasama (Meclis) ve yürütme (hükümet ) erkleri vardır, öteki kefesinde ise yargı erki ile denetim kuruluşları (Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay, YÖK, RTÜK, vb.). Yasa ve yürütme erki seçilmişlerden, yargı erki ile denetim kuruluşları da atanmışlardan oluşur.
Bu ilişkiyi anlamadan ve bu ilişkinin süreç ve sonuçlarına saygı göstermeden ne adam ne de demokrat olunur.
İlkel demokratların ağzına sakız olmuş olan halkın kutsal oyu gerçek demokrasinin temel ve vazgeçilmez ilkelerinden biridir, ama yönetimin demokratik olması için kesinlikle yeterli değildir.
***
Demokrasi, iktidarın güçlerinin denetim altında tutulması, yetkilerinin sınırlandırılması rejimidir. Güç ve yetkiler denetim altında tutulmaz, sınırlandırılmaz ise yönetim seçilmişler diktatoryasına dönüşür. Bu dönüşümün prototip habercisi ise 1950 mayısında, Beyoğlu Caddesi’nde, demokrasi icabı tramvay raylarının üzerine yatan demirkırat vatandaştır.
Anlaşılması zor şeyler yazmıyorum, yazdıklarımı, biraz iyi niyetle, 2.Cumhuriyetçiler de, “AKP ve Erdoğan değişti”ciler de, “Ana rahmine haklı düşenler” de, AKP’liler de, ve bizzat Başvekil ve hükümet erkanı da anlayabilir:
***
Diktatoryanın ilk aşaması bürokrasiyi engel ve düşman görüp, böyle göstermektir. İkinci aşaması: Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ı düşman sayıp kararlarını uygulamamaktır. Üçüncü aşama ise bu düşmanlığı savaşa dönüştürmektir.
Türkiye’nin çağdaş demokrasiye niyetlendiği 1961 yasasından bu yana yukarda sözünü ettiğim aşamaların durmadan tekrarlandığı görülür.
Süleyman Demirel hükümetlerine karşı Danıştay’da açılan dava dosyalarının boyu Everest’in en yüksek tepesini bile aşar.
***
Şaşırtmaya devam edelim: Gerçek demokrasileri seçilmişler değil atanmışlar ayakta tutar. Yasa koyucuların (her an değiştirme gücüne sahip oldukları için) yaptıkları yasalara karşı pek saygıları yoktur. Bu nedende yürürlükteki yasaları atanmışlar koruyup uygularlar. Laikliğin tanımını yasa koyucu yapmıştır Anayasa’da, ama elinden gelse ve atanmışlar olmasa AKP Anayasayı hemen çöp tenekesine atar. Çünkü özgürlüksüz (illiberal) demokrasiyi gerçek demokrasi olarak yutturmaya çalışmaktadır.