ÖZGÜRLÜKLERE DAİR

Eğer özgürlükleri yasama ve yürütmeye karşı koruyacak kurumlar yoksa ya da var olduğu halde etkin bir şekilde çalış(tırıl)mıyorsa, bu türden demokrasilere illiberal (liberal olmayan) demokrasi denir. Yani demokrasisiz demokrasi ! Demek ki seçilmiş bir parlamento ve bu parlamentonun kabul ettiği bir hükümetin bulunması demokrasi içen yeterli değil.
Parlamentonun çoğunluk zorbalığına dönüşmemesi, bu zorbalıkla yasa çıkarmaması, hükümetin insan haklarına saygılı olması ve özgürlükleri sınırlayacak girişim ve uygulamalarda bulunmaması gerekir İlliberal demokrasilerin hükümetleri alışkanlıkları gereği özgürlükleri ve insan haklarını hep sınırlandırmak isterler. Parlamento ise anayasaya ve demokrasiye aykırı yasalar çıkarmaya eğilim gösterir.
***
Eğer parlamentoyu ve hükümetin işlerini denetleyecek, yasa ve anayasa dışına çıkmalarını engelleyecek, özgürlükleri savunacak kurumlar yoksa ya da iyi çalıştırılmıyorsa, o ülkede parlamenter çoğunluk diktatoryası başlar. Bu, seçim yasalarının ve barajlarının cilveli sonucu olarak, bir azınlık diktatoryası da olabilir.
Gerçekten özgürlükçü demokrasilerde, erkler (kuvvetler) ayrılığı gereği, özel yasalı yüksek mahkemeler (Anayasa Mahkemeleri) ve Danıştaylar vardır. Danıştay, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’nin üyelerini bizzat yargı erki seçer. Bu seçimlere yasama (meclis) ve yürütme (hükümet) kesinlikle karışmaz. Karıştıkları anda, karışma girişiminde bulundukları anda özgürlükçü demokrasi sakatlanır.Seçilmiş olmak, dokunulmaz ve denetlenmez olmak anlamına gelmez. Yüksek mahkeme üyelerinin seçimine yasama ve yürütme karıştığı anda yargı bağımsızlığı büyük bir yara alır. İnandırıcı olmaktan çıkar.
***
Kuşkusuz yukarda yazdıklarımı anayasa hukukçuları, siyaset bilimcileri benden çooook daha iyi yazıp söyleyebilirler ama nedense pek azı yapıyor bunu. (Prof.Dr.Fazıl Sağlam’ın 5 ve 6 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazısı mutlaka okunmalı.)
Basın da öyle : Daha çok demokrasi için kisbet giyip Kırkpınar’a çıkan “Taraf” gazetesi 4 Mart 2010 günü, Deniz Baykal fotoğraflı bir manşet kündesi atmış: “MAHKEMENİN BAŞBAKANI, Anayasa değişikliği paketini Yüksek Mahkeme’ye götüreceğini açıklayan CHP lideri Baykal, yargı yoluyla Türkiye’yi yönetiyor!” diye yazıyor.
Utanmadan böyle bir manşet atan “Taraf” gazetesi bu ülkede “daha çok demokrasi” savunucusu oluyor. Aslında savunduğu “kayıt dışı, kuralsız” bir demokrasi.
4 Mart 2010 tarihli Zaman gazetesinde Mahzar Bağlı adlı bir doçençi (Dicle Üniversitesi) de şöyle bir hikmet ve keramet buyuruyor : “Yargı bağımsızlığı, yargının AK Parti iktidarından bağımsız CHP iktidarına bağımlı olması demek değildir. Yargının aynı zamanda kendi kendisinden de bağımsız olması demektir.”
Bir de Mehmet Barlas var ki “Baykal Ermeni Tasarısı’nı da Anayasa Mahkemesi’ne götürsün!” (Sabah, 6.3.10) diyor. Sıkı demokrat !