PANDORA’NIN KUTUSU

“Türkiye Barışını Arıyor Konferansı”nın sonuç bildirgesinden sonra Kürtçü fesadı Ermeni fesadına dönüşmüş bulunuyor. Yani Pandora’nın kutusu açılmış… Sonuç bildirgesinde açıkça ya da üstü kapalı olarak her şey istenmiş. Ama federasyon konuşmacılar tarafından istendiği halde bildirgeye konulmamış… Abdullah Öcalan’a af doğrudan dile getirilmemiş olsa da bunun “Kamuoyu vicdanını rencide etmeyecek bir siyasi af veya demokratik katılım programı” içinde değerlendirilmemesi için bir neden yok..
***
Ancak bazı eksiklikler var. Örneğin PKK’nın durumu. Türkiye Barışını Arıyor Konferansı’nın 11 Emir’i hükümet tarafından yerine getirildikten sonra PKK’nın durumu ne olacak, silahlarını teslim edecek mi ? Yoksa Irak peşmergeleri gibi folklorik-paramiliter kıyafetleriyle Federatif Türkiye Kürdistanı sokaklarında asayiş ve güvenlikten sorumlu zaptiye görevi mi yapacak ? Belki de, 4.Emre göre, yerinden yönetimin yolu açılınca belediye başkanlıklarına bağlı polis gücüne dönüşebilirler. Bu nedenle, daha şimdiden silah bırakıp teslim olmaları da gerekmez, öyle değil mi ? 4. ve 11. emirleri yorumladığım zaman, durumun böyle olacağını düşünüyorum.
***
Yaşar Kemal’in istediği federasyonun sınırlarını gösterir bir haritanın dağıtılmamış olması da büyük bir eksiklik. Bildirinin üslubundan, Konferans’ın sınırlar konusunda Ankara’ya müzakere şansı tanımayacağı sonucunu çıkartıyorum. Pandora’nın Kutusu tam anlamıyla açılınca haritayı da göreceğiz. Eğer Pentagon’un yayınladığı harita değilse…
Bu harita işini kendim uydurmuyorum. Yerinden yönetim gerçekleştiğinde (4.madde), Erzurum, Van, Diyarbakır, Batman gibi illerin içinde yer alacağı bölgenin su, elektrik, petrol,vb., gelirleri bölge hizmetleri için kullanılacaksa (7.madde) ve yerel yönetimlerin kamusal alanda Kürtçeyi serbestçe kullanabilmesi için yasal düzenlemeler yapılıp çok dilli resmi hizmet ve siyasi faaliyet serbestliği uygulanırsa (8.madde) federasyon haritası kesinlikle gerekli olacak…
***
Konferans, Erzurum ve Sivas Kongrelerini, Misak-ı Milli’yi, TBMM kararlarını, Lozan Antlaşmasını, Cumhuriyet’in bölgeye yaptığı devlet yatırımlarını, 1924, 1930 ve 1937 Kürt isyanlarını, Kürt kökenli Cumhurbaşkanlarını, Başbakanları, Bakanları, Milletvekillerini, TSK komutanlarını, yüksek yöneticileri, kapitalistleri ve mafya ailelerini, bey, ağa ve şeyhleri, karma aileleri ve akrabalıkları, futbolcuları, bilumum türkücüleri, aktör ve aktristleri, türlü çeşitli çeteleri unutarak “Cumhuriyet kurulurken ıskalanan barışı yeni bir yüzyılın başında ıskalamayacağız” dediğine göre, Pandora’nın Kutusu açılmıştır.
Benim korkum, Türkiye’nin Kürt kökenli olmayan nüfusunun bu şartları kabul etmesi, ve dahası, (“Öküz öldüğüne göre” deyip) ortaklığın sona ermesini istemesi… Konferans’ın bu olasılığı da düşünerek, İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara, Antalya, Mersin, Adana’da (vb) yaşayan Kürtlerinin kaderlerine de proje üretmesi gerekmez mi ? (Şimdilik son.)