PİLİÇ DEĞİL BİLİNÇ !

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, her alanda bozulan “oyunun kuralları”na koşut olarak edebiyat alanında da bir tür durum muhasebesi yapmak zorunluluğu duyan Jean-Paul Sartre, 1946 yılında “Les Temps Modernes” adlı bir edebiyat, felsefe ve siyaset dergisi yayınlamaya başladı. Jean-Paul Sartre, ilk sayısında, derginin programını ve ilkelerini açıkladığı bir sunuş yazısı yayınladı. Bu son derece önemli yazıdan iki alıntı yapacağım:
***
“İnsan bir ‘durumdan’ ibarettir : Bir işçi, bir burjuva gibi düşünüp hissetmekte özgür değildir, ama bu durumun gerçek ve bütün bir insan olabilmesi için, yaşanması ve belli bir amaca doğru aşılması gerekir.”
“Hayır, bir işçi burjuva gibi yaşayamaz, bugünkü toplumsal düzen içinde, ücretlilik durumunu sonuna kadar yaşaması, çekmesi gerekir. Bundan hiçbir kaçış yolu, başvurulacak hiçbir “merci” yoktur. Fakat bir insan bir ağacın ya da taşın varolduğu gibi varolamaz. İşçi, kendi kendini işçi yapmalıdır.” (“Situations, II”, Gallimard, S.27)
***
Jean-Paul Sartre, nasıl bir burjuva kendini bir işçi gibi hissedemezse, bir işçinin de kendini bir burjuva gibi hissetmemesi gerektiğini söylüyor. Kendini burjuva gibi hisseden işçi, kendini bülbül sanan kargaya benzer. Fransa’da, İngiltere’de bir işçi burjuvaların gittiği kahve ve meyhaneye gitmez, içtiği tütün de farklıdır.
Ama bizde kaportacı çırağı da, Çukurova’da pamuk toplayan maraba da Amerikan sigarası içer, içmese bile heves eder. Kendini bülbül sanmayan karga ile kendini burjuva sanmayan ve ona özenmeyen işçinin durumunu “bilinç hali” tanımlar. Peki bilinç nedir ? Bilinç ilkin piliç değildir. Felsefi tanıma gerek yok. Bilinç, insanın nerede, ne ve kim olduğunu bilmesidir. Bilinçli bir tavuk kendini horoz sanamaz, kendini horoz sanan tavuğa sapkın ve sapık denir.
Politik bilinç de böyle bir şeydir. Politik bilincin mülkiyetle, üretim araçlarıyla, artı değerin paylaşılmasıyla sıkı sıkıya ilişkisi vardır. Hiçbir köylü toplumunda demokrasi olamaz ve yaşayamaz. Demokrasinin varolması ve yaşaması için emekçinin kendini işçi yapması zorunludur. Bunun gerçekleşmemesi durumunda ait olduğu katmanı ve safları bulamaz.
***
Arthur Koestler’in “Darkness at Noon” adlı romanının sonuna doğru yürek paralayıcı sayfalar vardır. Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarında işçi olmayı kavramamış köylüler yüksek fırını kömürle doldurduktan sonra kafayı vurup yatarlar ve işleri berbat ederler. Çünkü saat bilinçleri yoktur. Bu yüzden sabotaj suçlamasıyla idam edilirler. Roman kahramanlarından biri bir saatin 60 dakika olduğunu 16 yaşında öğrendiğini söyler. Tarım insanlara mevsim bilincini verir. Sanayi ise saat, dakika ve saniye bilincini.
Varoş insanın siyasal bilinci olsaydı oyunu küçük bir erzak paketine satmazdı. Bu nedenle Sovyet devriminin ölüme mahkum ettiği, işçi olamamış köylülere benzerler. Marifet AKP’de değil Müslüman kardeşler yönteminde, Milli Görüş tuzağında. Kim daha fazla verirse o kazanır. İnsanın bedeninde demokrasi bilinci salgılayan bir organ yoktur. Bilinç pankreas gibi bir salgı organı değildir. Zihinde sınıfsal deneyimle oluşur. Ama okuduğunu anlamaktan aciz medya zifoslarının bu gerçeği anlaması elbette olanaksız !