PROF. DR. HALİL İNALCIK NE DEDİĞİNİ BİLİR

Prof.Dr.Halil İnalcık benim engin bir saygı duyduğum tarihçidir. Yeniyetme tarihçiler gibi, sözde resmi tarihe karşı olmak için kendi özel tarihini yazmaz. Onun tarih bilimine sadakat ve saygıdan, cumhuriyet sevgisinden başka bir ideolojisi yoktur.
Ne dediğini, ne konuştuğunu bilmeyen yeni yetme tarihçi tayfasından biri (yoksa gazeteci miydi ?) bir televizyon programında Büyük Halil İnalcık’a “Siz de genel olarak benim gibi düşünüyorsunuz, ama bu konuda sizin gibi düşünmüyorum” demez mi ?
İnalcık Hoca bu zevzekliği duymamış gibi yaptı. Adam yerine alıp cevap bile vermedi.
Televizyona çıkıp “Siz bilmiyorsunuz Hocam, ben daha iyi biliyorum !” diyen kereste müdürü tarihçiler bile var ! İkinci Cumhuriyetçilik gözlerini karartmış. Gülünç oluyorlar.
Ben Halil İnalcık’ı okurken mutluluk duyuyorum, beynim ve ruhum arınıyor. Milliyet’in Cadde ekinde (16.11.09) “Tarihçilik ile milliyetçiliği karıştırmadım. Objektif, vesikalara dayalı, sosyal tarihçilik yaptım” diyor. Ama ne var ki bizim zamane tarihçilerinin büyük bir bölümü “Tarih” ile safsatayı birbirine karıştırıyor.
***
16 Kasım 2009 tarihli Milliyet gazetesinde Şükran Pakkan’ın bir haber metni yayınlandı. Prof.Dr.Halil İnalcık, “Kürtçülük Açılımı” dediğim açılımı Milliyet’e değerlendirmiş:
“Osmanlı İmparatorluğu kendi etnik azınlıklarını aynı seviyede tutardı, bir mozaik gibi, onların üzerinde bir hakimiyet şemsiyesiydi. Fakat yeni devletimiz Türk devleti olarak doğdu. Belli bir etnik grubun devleti olarak kuruldu. Tamamen bir antitez olarak geldi. Milli devlet, milli birliği kurmak için milli tarih üzerinde yoğunlaştı. Şimdi soru şu: Sayıları milyonları bulan azınlıklar var. Bunlar kendi milli bilincini oluşturdu. ‘Türk milletinin parçası değiliz’ hissiyatları doğdu. Onlara kimlik verdi. Türkiye Cumhuriyeti, bu realite karşısındadır bugün. Bugün bir bunalım içindeyiz. Cumhuriyet, Atatürk zamanında Türk devleti ve Türkiye olarak kuruldu.” (Milliyet, 16.11.09, S.13)
***
Prof.Dr.Halil İnalcık’ın “Kürtçülük Açılımı” bunalımından söz ettiği anlaşılıyor. Ama ben Lozan Antlaşması’nı bilen İnalcık Hoca’nın Kürtler için “Azınlık” sözcüğünü kullanacağına ihtimal vermiyorum. Kullanmışsa bile “Azlık” anlamında kullanmıştır. Avrupa Birliği’nin Kürtlere “Azınlık” sıfatını yamama gayretini bile bile “Azınlık” sıfatını kullanmaz.
İnalcık Hoca, keşke, Türklerin o şemsiyenin içinde mi, yoksa dışında mı kaldığını da söyleseydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun bir Slavo-Grek imparatorluk olduğunu ileri süren yazarlar var da, ondan soruyorum, Türklerin şemsiye durumunu söyleseydi, diyorum.
Yüksek yönetim ve bürokraside, maliyede, eğitim ve öğretimde, yüksek komutanlıkta hemen hemen hiçbir yeri bulunmayan “Etrak”ın da durumu merak ediliyor elbette.
***
İnalcık Hoca “Bunu nasıl halledeceğiz bilmiyoruz. Biz Osmanlı değiliz. Osmanlı azınlıkların üzerindeydi. Aynı şeyi biz yapalım olamaz. Milli bir devletiz. O bir imparatorluktu. Sultanın hâkimiyetini kim tanırsa, tebası oluyordu. Bu bunalım çok kötü bir netice verebilir” diyor ki doğrudur. Bu sekiz cümleyi çok iyi okumak ve anlamak gerek. Büyük Hoca’ya bir sorum var : Türkler de o azınlıklardan biri değil miydi ?
“Daha fazla demokrasi”ciler arasında Yavuz Sultan Selim’le başlayan görece özerk Kürt politikasına dönmek isteyenler var. İnalcık Hoca da “Osmanlı dönemine dönüş olamaz!” diyor. Ne olacak şimdi : Öküz mü ölecek, çanak-çömlek mi patlayacak ?