SADAKA EKONOMİSİ AHLAK BOZAR

Belki inanmayacaksınız ama “Sadaka ekonomisi” deyişinin patenti ekonomistlere değil bana ait. Gerçi basında “mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi” hesabı yapılmıyor, referans ve göndermeler pek dikkate alınmıyor ama, izin verirseniz, gazete yazıcılığı hayatımda bir kez biraz kasılayım.
***
Hürriyet gazetesi Ekonomi Servisi Müdürü Vahap Munyar’a aşağıdaki haber metni dolayısıyla şükran duymam gerekiyor, ki şükran duyuyorum. Yıllardır ileri sürdüğüm bir öngörüyü belge ile kanıtladığı için kendisine teşekkür ederim. Vahap Munyar’ı Birlikte okuyalım (Hürriyet, 05.12.08) :
“Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) çatısı altındaki Anadolu’daki odalardan birinin başkanı, fabrikasına geçici işçiler aldı. Aldığı işçiler geçici de olsa onlardan evraklarını istedi. Kısa sürede sigortalarını yaptırdı. Bir süre sonra geçici işçiler fabrika sahibinin kapısına dayandı:
-Patron bizi neden sigortalı yaptın ?
-Yanlış bir durum mu var ?
-Bizi sigortalı yaptın, ekmeğimizi elimizden aldın.
-Nasıl yani ?
-Elimizde yeşil kart vardı. Ayrıca kömürümüz, gıdamız bedava geliyordu. ‘Yoksul maaşı’ bile aldığımız oluyordu. Sen bizi sigortalı yaptın, hepsi elimizden gitti.
-Ama bakın asgari de olsa artık bir maaşınız var, ayrıca Sosyal Sigorta güvenceniz var…
-Biz anlamayız, derhal kadrodan çıkmak istiyoruz…”
***
Bu öyküde benim ürettiğim prototipe uygun olmayan bir nokta var : Ben, Orta Anadolu kobilerinde ya da Anadolu Kaplanları’nın kobilerinde işçilerin sendikalaşmasına, sigortalanmasına tarikatcı patronun engel olduğunu düşünürüm. Bu öykünün patronu benim öyküye ters düşüyor. Ama bu patronun bir istisna olduğunu kabul ediyorum.
TOBB kent başkanının işyerinde çalışan insanlar emek, sendika ve sigorta kavramlarından habersiz oldukları için emekçi sayılmazlar. Kendilerini emekçi gibi hissetmedikleri için de işçi sınıfı bilincinden yoksunlar. Türkiye’de emeğiyle geçinen kitlelerin büyük bir çoğunluğu, sigortalı olmak istemeyen bu âdemlerden farksız durumda bulunuyorlar. Bu insanlar için emeğin kutsallığından söz etmek küfür gibi bir şey. Önemli olan emeğinin eksiksiz karşılığını almak olmadığı için, emek referanslı programı olan partilere siyasal yakınlık duymaları da olanaksız.
***
Bir burjuva kendini nasıl işçi gibi hissedemez ise işçi de kendini burjuva gibi hissedemez. Bu sınıfsız ve köksüz insanlar, sendikanın koruması olmaksızın, sigortasız ve iş güvencesiz çalışmaya razılar. Yeter ki iktidardaki partinin ve belediyenin dağıttığı sadakalar, avantalar, rüşvetler kesilmesin. Böyle bir durum Türkiye için askeri darbelerden de tehlikeli. Sol partilerin emekten yana program yapmaları, halkın çıkarlarını yasal ortamda savunmaları da boşuna. Emeklerinden başka sermayesi olmayanlar, sosyal demokrasi ve sosyal devlet istemiyorlar. Rejimin adı ne olursa olsun sadaka, avanta ve rüşvet istiyorlar!