ŞAİRİN BENZERSİZ DEHASI

Orhan Veli Kanık 13 Nisan 1914 tarihinde İstanbul’da doğdu ve 14 Kasım 1950’e İstanbul’da öldü.
Şimdi, Orhan Veli’nin yazısını okumayı bitirelim:
***
Anlayış
“Her anlayışla birlikte suç anlayışı da çağdan çağa ne kadar değişiyor! Daha dün Arapça ezan okudular diye yurttaş yakalandı, mahkemeye gönderildi, hapishanelere sokuldu. Bugün bir hükümet reisi Meclis kürsüsünde Arapça ezanın müdafaasına girişiyor. Sesi güzel olsa kalkıp kendisi okuyacak.
Orası mühim değil, ne olursa arada yananlara oluyor. Çağın bu kadar çabuk değişeceğini bilseydi Kubilay kafasını verir miydi? Günün birinde işlerin bu hali alacağını bilseydi Şeyh Sait o kadar acele eder miydi?
Bir Bilsek
Ezanın Türkçe okunması milliyetçi bir görüşün ifadesiydi. Milliyetçiliğin baş tacı edildiği o günlerde ezanın Arapça okunmasını istemek gibi antinastionaliste bir düşünceye sahip olmak suç sayılırdı. Bugün tersi oldu.
Yarın ne olacağını bilmiyoruz. Ama bugün kötü sayılan fikirlerden hangilerinin baş tacı edileceğini bir bilsek de onlara dil uzatmasak bari.
Asıl Sebep
İlgililer, ezanın tekrar Arapçalaştırılmasına sebep olarak şunu gösteriyorlar: Cami içinde ibadet Türkçe olmadığı için dışında da Türkçe olmamalıymış. İnandınız mı bu sebebe? İnanın, inanmayın, ama bir düşünün, bütün din edebiyatımız Türkçe, naatlar, münacaatlar, ilahiler, nefesler Türkçe, Mevlut Türkçe. Gelelim ibadet faslına, ezan Türkçe, dualar Türkçe, vaiz Türkçe. Ne kaldı geri yanda, bir namaz sureleri mi? Niyet, ibadette gerçekten bir dil birliği kurmak olsaydı herhalde sayısı üçü beşi geçmeyen o sureleri Türkçeleştirmek daha kolay olurdu. Böylelikle de ileriye doğru bir adım atılırdı. Ama biliyoruz, maksat ileri bir iş görmek değil. Maksat, seçimlerden önce bir avuç geri kafalı insanı avlamak için verilmiş bir sözü yerine getirmek.” (Orhan Veli, Şairin İşi, YKY, S.273-275)
***
Orhan Veli bu yazıyı Yaprak dergisinin 15 Haziran 1950 tarihli son sayısında yayınladı. Dergi 1 Ocak 1949’dan itibaren on beş günde bir Ankara’da yayınlanıyordu. Ancak parasal nedenlerle dergi yayımlanamaz olunca Orhan Veli Ankara’dan ayrılıp İstanbul’a döndü. Ve 14 Kasım 1950 günü İstanbul’da öldü.
Öldü ama nasıl öldü?
Cesedi bir yol çukurunda bulundu. Çoğu geceler içip sarhoş olan şairin gene böyle bir gece çukura düşüp öldüğü söylendi.
Söylendi ama şairi yakından tanıyanların bu ölüme kuşkuyla baktıklarını da anımsıyorum.
Orhan Veli dergiyi çıkartacak parayı bulamaz değildi, bulurdu. Ama niçin dergiyi çıkarmaktan vazgeçti ? Derginin yayıncısı ve başyazarı olarak, 15 Haziran 1950 sayısında yazdıkları bir vasiyet gibidir. (Kimileri Orhan Veli’nin derginin 15 Haziran sayısında 16 Haziranda olacak bir olaydan söz etmesine şaşıyorlar. Yoksul edebiyat dergileri böyledir, 15 haziran sayısı 27 haziranda yayınlanabilir.)
Orhan Veli’nin aktardığım iki yazısı, bir dahi şairin tarihi ve gerçekleri nasıl kavradığını gösteriyor. Orhan Veli 15 Haziran 1950’den 15 Haziran 2006’yı işaret ediyordu.