ŞAİRİN SEÇİM YORUMU

14 Haziran 2011 tarihli Hürriyet gazetesinin “Oylar Hizmete” manşetini “Oylar Hezimete” olarak okumuşum. Şaşırdım!
Adil Gür’ün şirketi seçim günü sandık başında bir araştırma yapmış: AKP seçmeninin yüzde 72.8’i hizmetlerden dolayı, 34,2’si Erdoğan için, 32,1’i görüşüne uygun olduğu için oy vermiş. Öteki partilere oy verdiğini söyleyen seçmenlerin yüzde 54,5’i ideolojisine uygun olduğu için, 31’i proje vaatleri için, 24.7’si ise AKP’ye karşı olduğu için oy vermiş.
***
Bu araştırmaya ve benim siyasal parti bilgime göre: Türkiye’de siyasal parti sıfatına lâyık dört siyasal parti var: CHP, MHP, BDP (Barış ve Demokrasi Partisi) ve TKP (Türkiye Komünist Partisi). Bu dört partinin bir ideolojisi, dünya görüşü ve programına gönülden ve kafadan bağlı bilinçli bir seçmeni var. Hedeflerinde gündelik çıkar ilişkisi yok, karizmatik lider bağımlılığı yok, önemli olan partinin programı. Lider tapıncı en aşağı düzeyde olduğu için liderleri (olasılık sırasıyla TKP, BDP, CHP ve MHP) kolayca değişebilir.
AKP bir siyasal parti değil, lider tapınçlı bir iman (inanç) partisi. Lider gittiği zaman, oy oranı düştüğü zaman, parti çıkar sağlayamayacağı için, kolayca bölünüp dağılabilir. CHP ve MHP gibi barajın altına düştükten sonra yekinip ayağa kalkamaz. Bu bakımdan ömürleri lider ve hanedana bağlı ortaçağ Arap emirliklerine benziyor. AKP tarikatlara dayalı bir Sünni Müslüman partisi. Dine dayalı bir koalisyon. Tarikatların çıkar ilişkileri çeliştiği zaman koalisyon dağılır ve mutlaka dağılacak. Bu parti 2023’ü göremez!
***
ABD’de son zamanlarda bir araştırma yapmışlar ve şu soruyu sormuşlar: “Yıllık geliri 250 bin dolardan fazla olan bireylerin vergisi arttılırsın mı?” Tahminlerin aksine çoğunluğun yanıtı “Hayır!” olmuş. Sonuçla ilgili yorum şöyle: ABD’li sıradan vatandaş bir gün kendisinin de yılda 250 bin dolar kazanca sahip olacağını sanıyor ve bunu umuyor. Bu nedenle vergi artırımına karşı ama bu kazanca erişme şansı ancak milyonda bir.
Bazı ABD’li Türkler CHP’nin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun memur kökenli, mütevazı, yoksul, halktan biri olmasının partinin şansını azatlığını, partinin başkanının Koç, Sabancı ya da aynı türden zengin bir aileden olmasının partinin şansını çoğaltacağını düşünüyor. Onlara göre CHP’ye o vermeyen seçmen, “kendinde iş olsaydı memur olmazdı, zengin biri olurdu” diye düşünüyormuş. “İktidara gelse gene yoksul kalır, kendisini, yandaşlarını, çevresini zenginleştir(e)mez” diye düşünüyormuş. Bu seçmen türüne göre “Bal tutan parmağını yalamalıymış, çevresinin ağzına da bir parmak bal çalmalıymış.”
***
Yeni TBMM’nin ilk işi Anayasa değil! Zaten AKP kendi hazırladığı Anayasa taslağını meclis içi ve dışı partilere, sivil toplum örgütlerine, üniversitelere gönderecek ve “Gelin bu metin üzerinde uzlaşalım!” diyecek. İş uzayıp gidecek, taaa BDP “Bıçak kemiğe dayandı!” diyene kadar.
Bence: Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, seçim barajının kaldırılması ya da indirilmesi demokratikleşme bağlamında yeni Anayasa’dan çok daha önemli. Bu arada tabii, Özel Mahkemeler, Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesi ve öteki antidemokratik, özgürlük karşıtı yasalar var. Kazanabileceği seçimi yaptığı hatalar yüzünden kaybeden CHP Anayasa tuzağına düşmeden kendi gündemini yapmalı.