ŞARKTA YALAN VE RÜŞVET AYIP DEĞİLDİR

CHP başarısızmış, Kılıçdaroğlu derhal istifa etmeliymiş… Televizyonlarda öten, gazetelerde döktüren hödükler böyle zırvalıyorlar!

Bre hödükler, CHP’den kıymık götüremeyen AKP ve Başyüce başarılı mı? Ne yaparlarsa yapsınlar CHP’nin oyunu % 25’ten aşağı indiremezler! CHP’yi ve genel başkanını suçlayacağınıza AKP’ye oy veren yığışımın (özellikle “kitle” demiyorum) yapısal, zihinsel ve duygusal ameliyat ve teşrihini yapmalısınız!

Soru “CHP neden sağ yığışımdan oy alamıyor” değil, “islamcı, dinci, muhafazakar ve avantacı kitle neden CHP ve sola oy vermiyor?”  olmalı. Bu soruyu sormak zorundasınız.

Bu yığışım “seçmen” değil, efsunlanmış mürid. Bunu kalın kafanıza sokun.

Empermeyabl, geçirgen değil!

Bu konuya yakında döneceğim ama Osmanlıcı AKP ile Başyüce müritlerinin geleneksel ahlak yapılarını göstermem gerek önce: Sadece kökten dinci İslamcılarda değil Osmanlı müslüman toplumunda da yalan söylemek, rüşvet almak, iftira etmek, tuzak (kumpas) kurmak ayıp ve utanılacak bir şey değildir, dahası tavsiye edilir bir fazilettir.

Ben tanıksız. belgesiz konuşmam: Prof.Dr.Ahmet Mumcu’nun “Osmanlı Devletinde Rüşvet (Özellkle Adli Rüşvet” adlı kitabını okuyun. AKP’yi ve müritlerini hemen tanırsınız.

Şimdi benim  SİYASETNAME adlı kitabımdan LIX sayılı şiiri okuyacaksınız. SİYASETNAME’nin ilk basımı 1984 yılında Can Yayınevi tarafından yapıldı. Beşinci baskısı SUSAN DENİZİN SESİYLE (Toplu Şiirler 2) adlı kitapta (Kırmızı Yayınları, 2010) yer alıyor.

***

SİYASETNAME (LIX)

 (Bir on altıncı yüzyıl vezirinin serveti hakkında):

Her biri imzalı ve imzasız değerli bir hattat elinden çıkmış

8000 Mushafı şerif

Elyazması 5000 kitaplık bir kütüphane

170 nefer köle

2900 baş katır

80.000 sarıklık tülbent

780.000 altın

5000 hil’at, değerli kumaştan yapılmış

1100 adet altın üsküf

2000 zırh

600 gümüş eğer

500 elmaslı altın eğer

130 çift altın üzengi

860 adet kabzaları elmaslı kılıç

1500 gümüş tuğulga (miğre)

1000 gümüş şeşper

33 parça gayet değerli elmas

1000 yük külçe gümüş

Anadolu’da ve Rumeli’de 1000 çiftlik

Anadolu’da ve Rumeli’de 467 çark değirmen.

Peçevî, Paşa’nın saraylarının ve çiftlik binalarının değerli döşemesi, dayaması, paha biçilmez halılar ve kilimler, binlerce top değerli kumaş, altın ve gümüş mutfak ve yemek takımları, kıymetli Çin, Japon ve Türk porselen takımları; fildişinden, altından elmaslı satranç takımları, altın ve gümüş şamdanlar ve “tuhaf ve küçük armağanlar” adı altında toplanan öteki değerli nesneler için “hesabı tutulmamıştır” diyor. 50 milyon  altını buluyordu paşanın bıraktığı servet toplam olarak.

Aslı Hırvat idi Paşanın;

saraya memleketinden bir devşirme oğlan olarak,

belki de yalınayak getirilmişti.

Anımsa o derin anlamlı atasözünü hemen ey gafil:

“Zenginin malı züğürdün çenesini yorar,”

haksızlar mı şimdi efendilerin

“Etrak’i bi-idrâk”

“Türk-i bed-lika”

“Çoban köpeği şeklinde bir Türk-ü sütürk.”

ve “Hilekâr Türk” derlerse sana?

***

Şiir Reşat Ekrem Koçu’nun “Osmanlı Tarihinin Panaroması” (Ak Kitabevi, 1964. S.304-305) adlı kitabından çıkartıldı. Kitabın yeni baskıları var. Okuyalım:

 BİR ON ALTINCI ASIR VEZİRİNİN SERVETİ NE İDİ?

[Müverrih Peçevili İbrahim Efendi, on altıncı asırdaki Türk azamet, şevket ve servetinden bir misal olmak üzere Sadrâzam Rüstem Paşanın tereke defterinden alarak şu baş döndüren rakamları veriyor:

Her biri imzalı ve imzasız kıymetli bir hattat elinden çıkmış 8000 mushafı şerif,

Her biri en namlı hattatların imzasını taşıyan cildleri pırlantalı 130 mushafı şerif.

El yazması 5000 kitab ihtiva eden bir kütübhane.

170 Nefer köle,

2900 baş cins at,

1160 Baş katır,

80.000 Sarıklık tülbend,

780.000 Altın,

Kıymetli kumaşlardan yapılmış 5000 hil’at.

1100 adet altın üsküf,

2000 Zırh,

600 Gümüş eğer,

500 Elmaslı altın eğer,

130 Çift altın üzengi,

860 Aded kabzaları elmaslı kılıç,

1500 Gümüş tuğulga (miğre)

1000 Gümüş şeşper,

33 Parça gayet kıymetli elmas,

1000 Yük külçe gümüş,

Anadoluda ve Rumelinde 1000 çiftlik,

Anadoluda ve Rumelinde 467 çark değirmen,

Peçevili, Paşanın saraylarının ve çiftlik binalarının kıymetli döşemesi, dayaması, paha biçilmez halılar ve kilimler, binlerce top kıymetli kumaşlar, altın ve gümüş mutfak ve yemek takımları, kıymetli Çin, Japon ve Türk porselen takımları; fildişinden, altından, elmaslı satranç takımları, altın ve gümüş şamdanlar ve «tuhaf ve tefarik» adı altında toplanan sair kıymetli eşya için «hesaba tutulmamıştır!» diyor.. Bütün bunlarla beraber Rüstem Paşanın bıraktığı servet 50 milyon altını buluyordu.

Rüstem Paşanın aslı Hırvat idi; Osmanlı sarayına memleketinden bir devşirme oğlan olarak, belki de yalınayak getirilmişti!]

***

Kimmiş bakalım bu Rüstem Paşa:

DAMAT RÜSTEM PAŞA

[Rüstem Paşa, yaklaşık 1500 yılında Hırvat asıllı Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak Saraybosna yakınlarında olan ya Butmir ya da Sarajevsko Polje adlı bir köyde doğmuştur.

Genç yaşta İstanbul’a getirilip devşirilen Rüstem Paşa Enderun’da eğitim gördü. Enderundan rikâb ağalığı ile çıktı. 1526 Mohaç Muharebesi’ne silahdar olarak katıldı. Bu seferden döndükten sonra birinci imrahor görevine tayin edildi. Üstün yetenekleri dolayısıyla Sultan Süleyman’ın gözüne girdi. Önce Diyarbakır beylerbeyi oldu. Sonra Anadolu Beylerbeyliği’ne nakledildi. 1539’da üçüncü vezir olarak görevlendirildi. Üçüncü vezir iken 26 Kasım 1539’da Şehzade Cihangir ve Şehzade Bayezid’in sünnet düğününde Kanûnî Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan ile evlendi. Bu nedenle ‘damat’ sıfatıyla anılır.

1544’de Hadım Süleyman Paşa’nın azledilmesi üzerine yerine getirilmesi beklenen ikinci Vezir Deli Hüsrev Paşa’yı Hürrem Sultan’ın emriyle birbirine düşürdü ve ardından Kanuni Sultan Süleyman hem Hüsrev Paşa’yı hem de Hadım Süleyman Paşa’yı azledip sadrazamlığa Rüstem Paşa’yı getirdi.

Hürrem Sultan ve kızı Mihrimah Sultan bir olup Şehzade Mustafa’nın idamına ortam hazırladı.  Kanuni, Şehzade Mustafa’yı öldürttükten sonra yeniçerilerin ayaklanma çıkarabileceği korkusuyla Rüstem Paşa’yı azletti (1553) ve yerine Kara Ahmet Paşa’yı getirdi.

Ancak Hürrem Sultan ile Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa’yı sadrazamlığa tekrar getirebilmek için çalıştılar. 29 Eylül 1555 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman basit bir bahaneyle Kara Ahmet Paşa’yı Divan-ı Humayun’un ortasında idam ettirdikten sonra Rüstem Paşa tekrar sadrazam oldu. 10 Temmuz 1561 İstanbul’da ölümüne dek sadrazamlık görevini sürdürdü. Cenazesi Şehzade Camii bahçesindeki türbesinde gömülüdür.

Rüstem Paşa arkasında büyük miktarda mücevherat, altın ve gümüşten yapılmış değerli eşya bıraktı. 1.700 köle, 2.900 harp atı, 1.160 deve, 8.000 dülbent, 700 bin sikke-i hasene, 5.000 dikilmiş kaftan, hil’at ve elbise, 1.100 altın üsküf, 600 gümüş eyer, 2.009 yük keçe, 2.000 zırh, 100 gümüş eyer, 500 mürassa altın eyer, 133 çift altın üzengi, 760 mürassa kılıç, 1.500, gümüşlü tolga, 1000 gümüşlü sesper, Anadolu ve Rumeli’de sahip olduğu 1.000 çiftlik zenginliklerinin önemli bir kısmını oluşturmaktaydı.

Kısa dönemde devlet hazinenin doldurulmasına önem vermiş, bunun uzun dönemde nelere sebep olacağını düşünememiştir. Örneğin önce hass-ı hümayun ve sonra diğer hasları iltizam suretiyle işletmesi hazineye büyük gelir sağlamıştır; ama bu, toprakları işleten mültezimlerin toprakların verimliğini artırmak hatta aynı seviyede tutmak için yatırım yapmamalarına ve böylece zamanla tarım topraklarının verimliğinin kaybolmasına neden olmuştur. İltizam satışlarında bir rüşvet şekli olan komisyon verilmesinin yaygınlaşması; hazineyi doldurmak için bahşiş, peşkeş vb. isimler takılan bir çeşit rüşvet alıp ve verilmesi usul haline getirmiştir. Bu türlü yolsuz kazanç kazanma ile kendi şahsi servetini de büyük miktarlara yükseltmiştir. Bu yolsuz kazancın yaygınlaşıp alışılır görenek haline girmesi, devlet kademesinde rüşvetin yaygınlaştırılması Osmanlı İmparatorluğu’nun içine bozulma tohumlarını atmıştır.](Vikipedi)

***

Rüşveti alan ve onu gelenek haline getiren Rüstem Paşa, Muhteşem Süleyman’nın damadı.  Padişah, damadının yediği haltları, yolsuzluklarını bilmiyor muydu? Elbette her şeyi biliyordu ama herşey ona doğal geliyordu. Gelenek böyleydi.

Tarih boyunca (istisnasız) bütün Müslüman toplumların devletlerinde durum böyle idi. Emevilerde,  Abbasilerde, Kölemenlerde, Selçukilerde, Osmanlıda. Sultanlar, padişahlar paşaların, vezirlerin, sadrazamların yolsuzluk, hırsızlık yapmalarına göz yumarlar ve çoğunu adalet (!) icabı idam ettirip mal ve servetlerine el koyarlardı. AKP’nin bağlı olduğu devlet geleneği budur. “Halkımızın değerleri” dediği “şey” de budur!

 ÖNEMLİ NOT: Şiirle Reşet Ekrem Koçu’nun metni arasında yüzde 99’luk benzerlik görüp onu yürüttüğümü sanmayın. Modern şiir sanatında şiir olmayan herhangi bir metni alıp başka bir amaçla kullanmaya “metinlerarası ilişki” denir. Kaynak göstermek koşuluyla haram değildir.

 ÖZDEMİR İNCE

5 KASIM 2015