ŞARTLI REFLEKS

”Yazınızı  HAYRETLE   okuduk.  Görüş  ve  kanaatleriniz  tamamen  sizin saçma  sapan  görüşlerinizdir. Böyle  bir  yazıyı  yazmaya  utanmıyor musunuz   bu  kadar  ölünün  üzerine bu  kadar  Türk  kanı  üzerine. Nerde  kaldı  Türklüğünüz? İsrail  taraftarı  yazınız  tamamen  İsrail  avukatlığı  içeriyor.
Hiç  olmadı acılarımız  geçmeden,  yaralarımızı  sarılmadan  bu  yazı  yazılmamalıydı!”
***       
”Şu anda uyku tutmadığı için, bir tv kanalında bir program seyrediyorum. Ekranda çapsız 3-4 insan var ki, anlatılamaz. (Not. 11 Haz 2010, [Televizyonun adı], gece 12:30 suları, [Programın adı]).
Bugünki yazınız ellerinde, size İsrail yanlısı v.b. ithamlarla gidiyorlar. Bırakın tutarlı devlet yönetimini, uluslararası ilişkileri, daha hukuktan, demokrasiden, ve de fikre saygıdan hiçbir şey anlamayan insanlar oldukları her hallerinden belli. Kendi fikirlerini bile ifade etmekten ve karşıdakinin fikrini dinlemekten acizler.
Seyrediyorsanız, olduğundan eminim, ancak seyretmiyorsanız, sizin bunlara ciddi bir bakış atıp kahkahalarla güleceğinizi düşünüyorum. Ve de insanların sağlam fikirler arkasında durduklarında ne kadar yüceldiklerini bir daha görüyorum.”
***
9 Haziran günü yayımlanan “İşin Aslı Astarı” yazıma gösterilen iki tepki, iki e-posta. Daha başkaları da var. Olumsuz olanın en hafifini, en hakaretsizini, en küfürsüzünü, en suç oluşturmayanını seçtim. Olumlu olanın ise, övgüsü en azını.
Kuşkusuz, yazılarımda kimsenin duygu ve düşüncesine “tercüman” olmaya kalkışmadığım gibi, onlara gösterilen tepkilerden de etkilenmeyi düşünmem.
Ancak birinci e-postanın yansıttığı cemaatçi tepkinin de teşrihini, yorumunu yapmamız gerekiyor. Aralarında “ulusal” olanı da olmak üzere “Bütünlük”ü reddetmeden cemaatçi olmak mümkün değildir. Toplumun bireyi içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluk duyar. Bu sorumluluk karşılıklıdır. Oysa bir cemaatin mensubu sadece kendi cemaatine bağlıdır. Aralarında “ulusal” olanı da olmak üzere hiçbir “bütünlük”ü umursamaz.
Ulusal bütünlüğü reddeder ama kendi cemaatinin benzerleri ile yurtdışında ilişkiler kurar. Tarih ve sosyolojide buna “ümmet” ilişkisi denir. Ümmet ilişkisinin yarattığı ümmet bilinci, ulusal bilince tam anlamıyla karşıdır. Ulusal olan her şeye karşıdır. Ben, ulusal çıkarları savunduğum için, cemaatçiler tarafından “İsrail’in avukatı!” ilan ediliyorum.
***
Bunun böyle olduğunu son Mavi Marmara olayında gördük. Mavi Marmara seferini tasarlayanlar, hazırlayanlar, yönlendirenler ve destekleyenler Türkiye Cumhuriyet’in ve ulusunun çıkarlarını, güvenliğini akıllarına bile getirmediler. Ümmet tutkularının peşinde ülkeyi savaşa sokmayı bile göze aldılar.
Ancak, Irak ve Afganistan Müslümanlarının bu ümmete dahil olmadığı da ortaya çıktı.
Bir başka dünya mümkündür, ama ümmetçi kafa ile değil!