SEÇEN VE SEÇİLEN KADIN

3 Nisan 1930 günü Türk kadınlarına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanıyan yeni Belediyeler Kanunu kabul edildi. 80 yıl olmuş. Hayırlı olsun.
İsterseniz, Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya’sı (Pozitif Yayınları) aracılığıyla yüz yıl öncesine gidelim:
***
“Çanakkale cephesinde dövüşen bir subayın, anaları Alman olan kızları bir gün Alman davetlileri ile buluşmuşlar. Enver Paşa bunu duyunca, cephede harp eden babayı hemen emekliye ayırmıştır. O aileden bir hanımla evli olan bir rüsumat memurunun da vazifesine nihayet verilmiştir.
Mütareke gazetelerini okuyan, Osmanlı saltanatının sanki kadınlar yüzünden batmış olduğunu zanneder. Mondoros’la teslim olmuşuz, kadına hücum. Düşman donanmaları İstanbul Limanı’na demirlemişler kadına hücum. Hazne dar, o ay maaş çıkmamış, kadına hücum. Gazetelerin birçoğunda İstanbul polis müdürlüğü kadın meselesi ile alâkalanmadığı için tenkid edilmekte idi.”(S.475)
***
“Osmanlı topluluğunda kadın. Taasuba karşı devletin başlıca tavizi idi. Taassup için ahlâk, ırz, ırz da bilhassa kadın demektir.İstanbul’da kadınların ırzından yalnız kocaları, ana babaları sorumlu değil idiler. Bütün mahalle halkı aile hayatını kontrol ederdi. Sokakta herkes kadın kıyafetine karışmak hakkını kendinde görürdü. Yüzler, eller, kollar ve bacaklar iyice kapanmalı, çarşaflar vücut biçimini hiç sezdirmemeli, peçeler bir süs değil, tam bir örtü olmalı idi. Harp, pahalılık gibi hadiseler olduğu veya idare aleyhine dedikodular arttığı vakit, hemen kadın kılığı günün meselesi haline gelirdi. Kadın erkekle bir arabaya binemezdi. Vapurlarda, tramvaylarda, muhallebici dükkânlarında kadın yerleri perde veya kafesle erkek yerlerinden ayrılmıştı. Mesirelere kadar her yerde harem vardı.
1908 Meşrutiyeti’den sonra dahi meselâ kız mekteplerinde edebiyat hocası harem ağası idi. Batılı tefekkür adamı, bir milletin medeniyetini ölçmek istiyor musunuz, kadına nasıl muamele ettiğine bakınız, der. Osmanlı topluluğunda bu bir dişi muamelesi idi.”(S.474)
***
Osmanlı İstanbul’unda rejim ve “halkın değerler sistemi” kadına “hafifmeşrep”, “şehvet düşkünü” muameleri yaparken, Toros dağlarında Türkmen ve Yörük delikanlıları ve gençkızları birlikte davar güdüyor, birlikte çalışıyordu.
Cumhuriyet, geleneksel kentli (İstanbullu) kadının “ilk fırsatta donunu ve şalvarını indirmeye hevesli dişi” imgesini değiştirip, onu onur, bilinç ve sorumlulukla donanmış bir birey haline getirmişti. Medeni Kanun, 3 Nisan 1930 tarihli kanun bu özgürleşme ve çağdaşlaşmanın itici gücü olmuştur. Aradan 80 yıl geçti, aileler ve mahalleli, kadının seçme ve seçilme hakkını elinden aldılar. Yakında, kızlarını okutmak için harem ağası aramaya ve belki de üretmeye başlayacaklar. Bu ölçüde pornolaşmış kafaya devrim-mevrim dayanmaz!