SEÇİMDEN ÖNCE YA DA PANGURGE’ÜN KOYUNLARI

OI_YeniYaziBannerSquareRed

Hürriyet gazetesinin 9 Ekim 2011 tarihli sayısında “Anayasadan Önce ya da Panürge’ün Koyunları” adlı bir yazı yayınlayarak bir durum muhakemesi yapmıştım. Yazıda ileri sürdüğüm olumsuzluklar tamamen gerçekleşti. 9 Ekim 2011’den sonra yapılan seçimler 12 Eylül rejiminin miras bıraktığı antidemokratik ortamda yapıldı. Muhalefet partilerinin cılız muhalefetleri hiçbir işe yaramadı.

Tahmin ettiğim gibi  ne muhalefetin istediği daha demokratik anayasa ne de AKP’nin hayal ettiği faşizan anayasa gerçekleşti. Üç yıl sonra aynı hamam aynı tas(lar).

Şimdi, isterseniz sözünü ettiğim yazıyı okuyup zihin açalım sonra sözü Cumhurbaşkanlığı seçimlerine getirelim:

[Rönesans dönemi yazarlarından François Rabelais’in “Pantagruel” adlı ölümsüz bir yapıtı vardır. Kitap birçok bakımdan ünlü ve ölümsüzdür. Bunlardan biri de “Panurge’ün koyunları” adlı kıssalı öyküdür. Milan Kundera, çevirisi bendeniz tarafından yapılan “Saptırılmış Vasiyetler”de (Can Yayınları) bir mizahî durumu açıklarken bu ibretlik öyküyü ele alır:

SAPTIRILMIŞ VASİYETLER (KAPAK 2)
“Saptırılmış Vasiyetler” Çeviren: Ö.İnce. Can Yayınlar
MİLAN KUNDERA 2
MİLAN KUNDERA

 

“Pantagruel’in gemisi açık denizde koyun yüklü bir şileple karşılaşır; gözlüğü başlığına takılı Panurge’ü gören bir celep zıpırlık edip ona boynuzlu muamelesi yapabileceğini sanır. Panurge hemen öcünü alır: Heriften bir koyun satın alıp denize atar; bunu gören öteki koyunlar koyunluk edip hepsi birden denize atlarlar. Tüccarlar şaşırırlar, kimini postundan kimini boynuzlarından yakalayayım derken kendileri de cumburlop denizi boylarlar.”

Farkında mısınız, AKP ve Başbakan uzun yıllardır, Türkiye’de kamuoyuna ve siyasete, “Panurge’ün Koyunu” muamelesi yapıyorlar. Sıkışınca, sürüden bir koyup alıp denize atıyorlar. Ardından bütün koyunlar cumburlop denize. Bu oyunu oynamak için Rabelais’in kitabını bilmeye gerek yok. Her yıl, ortada bir neden yokken uçurumdan aşağı atlayıp telef olan koyun sürüsü öyküleri okuruz, duyarız. Bunlar da Panurge’ün koyunlarıdır.

Deniz Feneri Türkiye davasının başına gelenler, türlü nedenlerle medya tarafından yeterince ele alınmadı. Ama bu kadarından bile rahatsız olan Başbakan, sürüden bir koyun alıp denize attı ve ortaya Alman Vakıfları’nın CHP’li belediyelerle yaptığı hayali dans çıktı.

Bu türden örnekleri AKP iktidarı döneminde sık sık yaşadık. Yaşayacağız!

AKP, Anayasa konusunda da millete, halka ve öteki siyasi partilere Panurge’ün Koyunu muamelesi yapıyor. Öteki koyunlar Panurge’ün koyununu izliyor ama farkında bile değiller.

AKP şu anayasayı kaşla göz arasında hazırlayıp, kestirmeden, şıpın işi çıkartmak istiyor. Halka ve muhalefet partilerine, sanki 1924 türü bir anayasa çıkarsa, her şeyin (ekonomi, siyaset, sanayi, insan hakları, vesaire) düzeleceği efsunu yapılıyor.

Ne ilgisi var? 1982 anayasası aynen kalır ve antidemokratik yasalar değişirse, Türkiye demokratikleşir. 1982 anayasası değişir ama antidemokratik yasalar olduğu gibi kalırsa, ülke bugünkünden daha beter olur. Ama antidemokratik yasalar ve 1982 anayasası birlikte değişirse, o zaman tadından yenmez!

Ama öncelik hangisinde, anayasada mı yoksa antidemokratik yasalarda mı?

Bu başlangıç ve uzlaşma anlayışıyla, AKP, CHP, MHP ve BDP’nin anlaşıp yeni bir anayasa yapabileceğine asla ihtimal vermiyorum. Öteki partilerin istek ve hayalleri AKP’nin umurunda bile değil. Bir yolunu bulup kendi anayasasını çıkarmak istiyor. Bu yöntemle önümüzdeki seçime kadar hiçbir şey değişmez ve yeni seçime de 2011 koşulları ile gidilir ve girilir. Siyasal tablo ve temsil değişmez. AKP’nin istediği de zaten budur.

Francois_Rabelais_-_Portrait
FRANÇOIS RABELAIS

Bu durumda yapılması gereken Panurge’ün koyununu denizden alıp gemiye çıkarmak. Yani siyasal partiler ve seçim yasalarını; sendikaları ve grev hakkını ilgilendiren yasaları demokratikleştirmek, özel yetkili mahkemeleri ve seçim barajını kaldırmak için girişimde bulunmak. Ve daha başka ne gerekiyorsa!..  CHP, MHP ve BDP’nin yapması gereken budur: İlkin anti demokratik yasalar sonra anayasa! Yoksa AKP’nin işbirlikçisi olurlar. Zaten AKP kendi anayasasına kavuştuktan sonra  antidemokratik yasalar defterini, denize bir koyun daha atarak kapatır.] (Hürriyet, 9 Ekim 2011)

***

R.T.Erdoğan’ın denize koyun atma taktikleri devam ediyor. Attığı çalımlar pek yaman. 17 ve 25 aralık suçlamaları, tutanakları, fezlekeleri ortalıkta cirit atarken, temize çıkmak için yargı organlarını iğdiş ediyor ve balkona çıkıp muhaliflerine doğru bağırıyor:

“Annem annenizi çamaşırhanede görmüş!”

Peki senin annenin işi neymiş çamaşırhanede diye sormadan bir ses bombası daha patlatıyor:

“Babam babam babanızın hapishanede esrar sattığını gözleriyle görmüş!”

Peki babanın ne işi varmış hapisanede diye soramadan sürüden bir koyun alıp denize atıyor, ardından bütün koyunlar cumburlop denize.

Koyunlaştırma konusunda pek ustadır, kimse eline su dökemez. Bu sanatı imam-hatip medreselerinde öğrendiği kesin. Arapça “Sümeyye kitabı bana ver” diyemez ama vaiz sesiyle insanları efsunlamakta üstüne yok. İnsan dediysek, bütün insanları değil elbette: Din kökenli koyun geni taşıyanları ve kapitalist dünyanın modern olanaklarının iğvasına kapılanları.

Bizim çocukluğumuzda (CHP yılları), gençliğimizde (Demokrat Parti yılları), evinde buzdolabı, çamaşır makinesi, radyo, telefon  olmayanları bir yana bırakalım,  şemsiye olanlar bile sayılıydı. Taksit maksit yoktu. Bakkallarda veresiye defterleri vardı. Her ay sonu borcun tamamını öderdin. R.T.Erdoğan o dönemde ortaya çıksaydı (çıkamazdı ya) mahalle muhtarı bile olamazdı.

Vahşi kapitalizmin acımasız yöntemleriyle yoksullaştırdığı, iradesizleştirdiği, kişiliksizleştiği insanları din + sadaka ekonomisi + yeşil kart + kredi kartı + yardım paketi gibi uyuşturucularla bağımlı hale getiriyor; bağımlı hale gelenler Pavlov’un köpeklere uyguladığı şartlı refleks yöntemiyle bilinci köreltiliyor ve kitle koyunlaşıyor. Bu kitle 10-15 milyon dolaylarında. Bütün bunların masrafını  geriye kalan insanlar ödüyor. Geriye kalanın masrafları ödemeye karşı çıkmasıyla döngü kırılabilir.

Buna aynı koyun hastalığı bulaşmış memurları, işçileri, köylü-çiftçileri ekleyin. Onlar da bir tür uyuşturucu bağımlısı.

Özgürlük, eşitlik, emek, sömürü, emperyalizm, diktatörlük  gibi simgelerin ortaya dökülmesiyle bu oyun bozulmuyor, bozulmaz. Oyunun bozulması için koyun lehçesiyle konuşmak gerekiyor. Ancak o zaman koyun büyüsü bozulabilir. Ya da koyun sürüsü büyüye karşı şerbetlenecek ve koyun sürüsü insanlığa doğru evrilecek.

Ekmelettin İhsanoğlu bu süreçte etkili olabilecek bir antitez ve panzehir!

Fareli köye kavalcı olabilir!

ÖZDEMİR İNCE

18 Temmuz 2014