SENDİKASIZ İŞÇİ SINIFI

13 Şubat tarihinin Devrimci İşçi Sendikaları Konferasyonu’nun kuruluşunun (1967) 41’inci yılı olduğunu hatırlatır, DİSK’i kutlarım !
***
Tarihimizin en bulanık, en vıcık vıcık dönemini yaşamaktayız. Sanki bir fetret dönemi (devr-i fetret) ! İki peygamber ya da padişah arasında peygambersiz ya da padişahsız geçen zamana fetret denir. Demek ki biz bilinçsel bir fetret dönemi yaşamaktayız : İki bilinçli dönem arasındaki bilinçsiz dönem. Bir bilinçli dönem yaşamışız, şimdi bilinçsiz bir dönem yaşamaktayız ama bilinçli bir dönemin gelmesini sabırla beklemekteyiz ki bu dönem hiçbir zaman gelmeyebilir. Konumuz, sendikalar ve işçi sınıfı olduğuna göre, demek ki işçi sınıfı ve sendikacılık açısından da bir fetret dönemi söz konusu. Durun hemen sendikaları ve 41 yaşını idrak eden DİSK’i suçlamayalım.
***
Kayseri’nin bir kobi işçisine toplumsal konumu bağlamında “Sen nesin, in misin, cin misin ?” diye soralım, nasıl bir yanıt alırız acaba ? Bir kobi işçisinin de, bir demir-çelik işçisinin de, bir otomotiv işçisinin de bir tek cevabı olması gerekir: “Ben bir işçiyim, emekçiyim !”
Bunun yerine “Ben bir Müslümanım, ben bir nakşibendiyim !” yanıtıyla karşılaşmamız da çok mümkün. Böyle bir yanıt karşısında, artık ne bireysel tarih vardır ne de toplumsal tarihin herhangi bir damgası. Sınıf etiyle kemiğiyle vardır, ama o sınıfın, işçi sınıfının bilinci yoktur. Yok olmuştur. Bu yok oluş süreci içinde işverenin ve burjuvazinin bilinci katmerlenmiştir.
İşçi sınıfı emekçi örgütlerin hanesine yazılacağına dini cemaatlerin defterine yazılır olmuş.
***
Prof.Dr.Nur Vergin, Kasım 1982 tarihli Le Monde Diplomatique’te yayınlanan “İslam Kenti Yeniden Muhasara Ederken” başlıklı yazısında şunları yazıyor :
“İslamcılar arasında cereyan eden mücadelenin, diğer yandan bizatihi çeşitli dini gruplar arasında oluşan zıtlığın vardığı yer şiddete yol açsa [da], siyasal sistemin niteliği ve Türkiye’de din gerçekliği siyasal İslamcıların iktidarı ele geçirmelerine cevaz vermemektedir. Ama bununla beraber hiç şüphe yok ki, son 30 yıldır seyreden demokratikleşme sürecinde İslamcıların ülkenin siyasetine nüfuz etmeye ve siyasi sistemi etkilemeye başladıkları da bir gerçektir. Yine de, ona kendi amaçları doğrultusunda yön veremediklerini de yadsımak mümkün değildir.” (“Din, Toplum ve Siyasal Sistem”, Bağlam Yayınları, 2000. S.41)
1982 yılında ben de Nur Vergin gibi düşünüyordum. O tarihte yaptığımız tahminler ve yorumlar doğru çıkmadı. 1982’de bile var olan işçi sınıfı giderek iyice cemaatleşti. Dinci işveren sendikaları kuruldu ama Nurcu İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun kurulmasına gerek bile kalmadı.
Türban, YÖK, imam-hatipliler için üniversitede avanta katsayı fesatlarından kurtulmadan da işçi sınıfının toplumsal durumu ve siyasal konumuyla ilgilenmemiz gerekiyor artık. Acil !
***
Nur Vergin için özel not: Talimatınız üzerine, Bağlam Yayınları “Siyasetin Sosyolojisi” ve “Din, Toplum ve Siyasal Sistem” adlı kitaplarınızı bana ulaştırdı. İlginize teşekkür ederim.