ŞERİF MARDİN VEFAT ETMİŞ

Ata sözlerinin büyük bir bölümü iki yüzlüdür.: Sait Nursi’yi legalize etmeye çalışan ve nurculuğu bir sivil toplum kuruluiu olsrsk ilan eden ve AKP iktidarını dolaylı olarak da olsa her vesileyle destekleyen Prof. Dr. Şerif Mardin hskkınds iyi konuşmamız mümkün mü?

Merhum hakkında yazdığım iki eski yazı okuyacaksınız.

Özdemir İnce

6 Eylül 2017

***

ŞERİF MARDİN GERÇEĞİ GİZLİYOR

“Muhafazakar Türkiye”nin bütün katman ve kesimlerinde, İslamcı muhitlerinde ünvanlar ve payeler bol kepçe dağıtılır. Bu kimselerin dokuza çıkan adı her ne olursa olsun bir daha inmez sekize. Böylece yazar, düşünür, bilim adamı olması gerekenler şeyhleşirler. Bu çarpıklığı Prof. Dr. Şerif Mardin örneğinde de görüyoruz.

Şerif Mardin’in öğrencisi olmadım, tanışmadım, kendisine herhangi bir cemaat hayranlığım yok. Kitaplarını son birkaç yıl içinde okumaya çalıştığım için,  ne sosyal bilimciliğine ne de bir aydınlığına.  Neden böyle olduğunu  anlatayım :

Ayşe Arman’ın Şerif Mardin ile yaptığı ve  16 eylül tarihli Hürriyet’te yayınlanan söyleşide herkes gözünü sosyoloğun tek cümlesine çevirdi. Gazete yazıcıları da sadece, türban yasağının yüzde yüz antidemokratik olduğunu, kadınların geleceğini tehlikede gördüğünü ileri sürdüğü cümleyi ele aldılar. Mardin’in kadınların geleceğini tehlikede gördüğünden etkilenen gazete yazıcıları bunca yıldır akılları neredeydi ? 1970’lerin ortalarından itibaren meydana gelen olumsuz gelişmeleri kör gözleri göremeyenler şimdi alkış mı bekliyorlar ?

Kadınlarla ilgili çok ciddi sorunların olduğunu söyleyen Şerif Mardin,  “Belki de bütün bu korkular  yersizdir” diye ekliyor. Bir toplumsal  olgu ya tehlikelidir ya da değildir. Bu olguyu bir sosyolog tehlikeli bulabilir, bir başkası bulmaz. Bu da doğal. Ama tehlikeyi saptayan bir bilim adamının “Belki de bu korkular yersizdir” dediğine ilk kez tanık oluyoruz.

Oysa tehlikenin ne olduğunu kendisi açıklıyor :

“19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Anadolu’da çok teşkilatçı bir dini kurum yayılmıştı: Nakşibendilik. Nakşibendilik, yalnız dini inanç değil, aynı zamanda insanlara yön vermeye çalışan bir kuruluştu. Türkiye’de bilinmeyen bir şey, Nakşibendilerin 18. yüzyılın sonunda ve 19.yüzyılda teşkilatçı olmaya başladıkları. Mahalli teşkilatçı. Devletle rekabet halinde. Kemalistlerin göremedikleri şeylerden bir tanesi, Nakşibendilerin kurdukları teşkilatın ne kadar güçlü olduğu. Bunu anlayamadılar.”

 Prof.Dr.Şerif Mardin fena halde yanılıyor. Cumhuriyet, Nakşibendiğin nasıl bir bela olduğunu taa birinci Meclis’te görmüştü. Çıkartılan Devrim Yasaları bunun en önemli kanıtı.

Başta Şeyh Said isyanı olmak üzere Kürt isyanlarının Nakşibendiler tarafından çıkartıldığını bilmiyor mu Şerif Mardin ? Devletle rekabet halinde olan Nakşibendiler, Nurculuk, Yeni  Nurculuk (Fethullahçılık) ve öteki cemaatler  neden teşkilatlandılar ?  Cumhuriyeti yıkmak için ! Bunun böyle olduğunu çok iyi biliyor Said Nursi uzmanı ve hayranı Şerif Mardin ama bilimsel dürüstlüğü unutup söylemiyor gerçeği ! Söyleyemiyor ! Söylemeliydi !

17 Eylül tarihli Hürriyet gazetesinde Anayasa Mahkemesi eski başkanlarından Mustafa Bumin’in de uyardığı gibi, sorun sadece türban değil, modern kadınlarımızın dekolte kıyafeti ya da boğaz sefaları değil. Her geçen gün büyüyen İslamcı faşizm. Bu faşizmi görenlere paranoyak muamelesi yapıldı. “Roberto Carlos Cengiz Çandar takımı”   tarafından  antidemokrat ve askerci ilan edildi. Kimileri uyanıyor ama artık çok geç. Nakşibendi darbesi çoktan başladı. Çok yakında nur topu gibi bir Nakşi Anayasamız da olacak.

(Hürriyet, 26  Eylül 2007)

****

SAİD NURSİ’NİN MATEMATİK DEHASI (!)

Oğuz Yılmaz adlı Aydınlık okuru 7 Ağustos 2012 tarihli yazımla ilgili olarak “Said Nursî’nin Matetamik Dehası (!)” başlıklı bir ileti gönderdi. Bu değerli katkısından dolayı okurumuza teşekkür ederim.

BİR PARAGRAFTA ÜÇ YANLIŞ

Oğuz Yılmaz, Said Nursî’nin “Barla Lâhikası”dan örnek olarak 7 satırlık bir paragraf alıyor ve Allame-i Cihan Said Nursî’nin bilgi dağarının ne denli fos olduğunu kanıtlıyor:

[“Bütün enbiyanın usul-ü dinleri ve esas-ı şeriatları, hülâsa-i kitapları Kur’ân’da bulunduğuna, ehl-i tahkik ve ehl-i hakikat ittifak etmişler. Bu sırra binaen fetret-i mutlakanın zamanı ihraç edildikten sonra, rivayet-i meşhureyle zaman-ı Âdem’den tâ kıyâmete kadar, eyyam-ı şer’iye ile tâbir edilen yedi bin seneden, fetret-i mutlakanın zamanı tarh edildikten sonra altı bin altı yüz altmış altı sene kadar, din-i İslâmın sırrını neşreden hakikat-i Kur’âniye, küre-i arzda ayrı ayrı perdeler altında neşr-i envar edeceğine, âyâtın adedi işaret ediyor demektir.” (Barla Lâhikası)

BİRİNCİ YANLIŞ

İnsanlığın ömrünün 7000 yıl olduğu iddiası: Yapılan kazılarda on binlerce yıl  önceye dayanan insanların yaptığı eşyalar bulunmuştur. Bunlardan bazıları: Lespogne Venüsü: (Fildişi, 27,000 yaşında); Dolní Věstonice Venüsü: (Seramik, 27,000 ila 31,000 yaşlarında); Willendorf  Venüsü:  (Limestone, 24,000 ila 26,000 yaşlarında); Moravany Venüsü: (Fildişi, 24,800 yaşında); Brassempouy Venüsü: (Fildişi, 22,000 yaşında).
İKİNCİ YANLIŞ
Kuran’ın ayetlerinin sayısının 6666 olduğu iddiası. Said Nursi bunu kesin bir bilgiymiş gibi verir. Bu sayıların doğruluğu onun için bir mucizenin işaretidir. Halbuki Kuran’ın ayetleri konusunda İslâm âlimleri arasında farklılıklar vardır. Bazı ayetleri iki cümle olarak okuyabilirsiniz. Ayet sayısını kişiye göre değişebilir kesin bir ayet sayısı olamaz. Bulunan bütün ayet sayıları doğru olabilir, ama Said Nursi 6666 ayet sayısını mutlak doğru kabul ederek ve buradan da mucize çıkartmış olmasıdır (!) .
Bu farklı sayımın bir sonucu olarak; İbn-i Abbas 6616, Nafi, 6217, Şeybe, 6214, Mısır âlimleri 6226, Zemahşeri, İbn-i Huzeyme, Şeyhulislam İbn-i Kemal ve Bediüzzaman Said Nursi ise 6666 ayet olduğunu söylerler.
ÜÇÜNCÜ YANLIŞ
Üçüncü yanlış, en dramatik olan yanlıştır: 7000 yılından Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasındaki geçen zamanı çıkararak güya Kuran ayetlerinin toplam sayısı olan 6666’ yı bulmuştur. Bu iki peygamber arasında geçen süre yaklaşık 600 yıldır. Ancak Said Nursi’ye göre 334 yıldır. Benim özellikle merak ettiğim, herkes tarafından genel kabul gören Hz.İsa ile Hz. Muhammed arası ortalama 600 yıl geçtiğidir. Said Nursi’nin yanındaki kimse onu uyarmamış mı? Bu iki peygamber arasında geçen sürenin 334 yıl değil yaklaşık 600 yıl olduğunu kimse söylememiş mi?
İki peygamber arasında geçen döneme fetret devri denir. Eğer başka peygamberlerin adı kullanılmamışsa İsa ile Muhammed arası dönemdir.]

BENİ  ŞAŞIRTAN  NE?

Gazetelerde okursunuz: Bir  cami avlusunda Hazret-i Hızır olduğunu iddia eden bir uyanık aralarında doktor, savcı, avukat da bulunan birtakım safritiği dolandırır. Dolandırıcılar kralı Sülün Osman (Osman Ziya Sülün, d.1923 ö. 1984) da 1950 ve 60’lı yıllardaki “işleriyle” ün kazanmıştı. Tramvay, Galata Kulesi, kent meydanlarındaki saatler, şehir hatları vapurları gibi kamu mallarını saf  vatandaşlara ‘satarak’ ya da ‘kiraya vererek’ efsane haline geldi.

Bunların hepsi mümkün.  Araştırma yapsanız çok ilginç dolandırıcılıklar bulursunuz. Ama bir sosyoloji profesörünün Said Nursî’nin ilim ve dehası konusunda kitap yazması çok ender rastlanacak bir garabettir. Bu işi mahallî içtimaiyat âlimlerimizden Şerif Mardin beyefendi yapmış ve “Bediüzzaman Said Nursî” (İletişim Yayınları) adlı bir eser kaleme almıştır.

Aydınlık okurunun  gönderdiği metindeki bilgileri kontrol ettim: Venüslerin yaşları okurun yazdıklarını aşağı yukarı doğrular nitelikte.

Afrika’da bulunan ve insanlığın anası sayılan Lucy Ana 3.2 milyon yaşında. Bilim adamlarına göre günümüz insanın özünün ortaya çıkması bundan 200 bin yıl kadar öncesine gidiyor.

Anladığım kadarıyla, Said Nursî insanlığın yaşını Tevrat’ı kaynak alarak hesaplamış. Tevrat’ta göre Tanrı’nın yeryüzü egemenliği tamı tamına 5751 yıllık idi. Tevrat’tan bu yana geçen zamanı bu sayının üzerine eklerseniz, 8 bin küsur yılı bulursunuz.

Nurcu taifesini incelerseniz, aralarında yüksek öğrenim görmüş, kendi alanında “professeur” olmuş bir yığın insana rastlarsınız, bu insanlar nasıl oluyor da  bir zır cahilin yazdıklarına inanıyorlar? Musa Anter bile Kürtçülük kontenjanından över Said Nursî’yi (Mustafa Yıldırım, Meczup Yaratmak, UDY, S.121)

Said Nursî, Barla’daki ağaca havada yürüyerek çıkıyor; jandarmanın eline taktığı kelepçe kendiliğinden açılıyor. Sanki illüzyonist (sihirbaz, gözbağıcı) Harry Houdini.

Adnan Menderes’e yağ çekmek için “Hükümet Kore’ye asker gönderiyormuş, eğer bana izin verseler, 5.000 genç nur talebelerimle gönüllü olarak komünistlerle harbetmek için ben de giderim” (M.Yıldırım, S.127) bile diyor.

Aynı şey Fethullah Gülen söz konusu olunca da ortaya çıkıyor. Hoca’nın ne zaman başı sıkışsa Hz.Peygamber rüyasına giriyor.

Bu iki insanın meczup oldukları kesin de, onlara inanan binlerce insanın durumu onlardan daha beter.

 (Aydınlık, 3  Eylül 2012)