SİLAHLI KUVVETLER

Modern silahlı kuvvetler bir ortaçağ derebeyinin beslediği muhafız birliği değildir. Bir toprak ağasının ya da mafya babasının koruma amaçlı silahlı yanaşmalarından oluşan bir topluluk değildir. Silahlı kuvvetler bir kabile şefine bağlı herhangi bir sınıfsal katman değildir.
Bir samurayın emrine girmiş köylü takımı ya da Teksaslı bir çiftlik beyinden maaş alan serseri kovboylar çetesi de değildir.
Derebeyi, toprak ağası, kabile şefi, samuray ve çiftlik beyi silahlı adamlarını istediği gibi kullanabilirdi. Özel nedenlerle savaşa gönderebilirdi. Oysa silahlı kuvvetler ya da ordu dediğimiz organizmanın kendi beyni, kendi kalbi, kendi bedeni ve kendi bilinci var.
Silahlı kuvvetlerin görev ve sorumlulukları yasalarla, yönetmelikler belirlenmiş. Silahlı kuvvetleri, yasalar ve demokratik parlamento kararı olmadan ne sivil otorite ne de askeri otorite tek başına “meşru” bir savaşa gönderebilir.
***
Silahlı kuvvetlerin eylemleri sivil otoriteye hem bağlıdır hem de bağlı değildir. Sivil otoritenin eylemleri silahlı kuvvetlere hem bağlıdır hem de değildir. Bağımlılık karşılıklı !
Devlet aygıtında sivil toplumun siyasal iktidarı ile silahlı kuvvetlerin sahip olduğu iktidar arasında açık ya da kapalı uzlaşma alanları ve eksenleri vardır.
Devlet aygıtı olmasaydı silahlı kuvvetlerin iktidarı ile sivil toplumun siyasal iktidarı arasında herhangi bir uzlaşma olmazdı. Çünkü herhangi bir sivil toplum da olmazdı.
Bu nedenle, devlet aygıtı bağlamında anayasal ve yasal herhangi bir uzlaşma ve anlaşma olmadan, silahların iktidarı, sivil-siyasal iktidarın buyruk ve denetimi altına girmezdi.
***
Gelelim Türkiye’ye : Türkiye’de, TSK’nın, kendi iktidarının sivil-siyasal iktidarın otoritesine bağlanmasını kabul etmesinin en önemli koşulu, hiç kuşkumuz olmasın, sivil-siyasal iktidarın Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine, Cumhuriyet ilkelerine, devrimlerine, devrim yasalarına ve demokrasiye bağlı kalıp saygı göstereceğine dair verdiği Anayasal ve yasal söze dayanır.
Gerçek böyle olmasaydı TSK da genel oya dayalı bir parlamento kurar ve Genel Kurmay Başkanlığı ülkeyi yönetirdi. Ve bu yönetim tarzı, işleyişiyle, AKP iktidarına benzer, demokrasi ile diktatörlük karışımı bir “Demokratur” tezgahı kurabilirdi.
Sivil hükümet ülkeyi bu askeri ve sivil iktidarların anayasal ve yasal uzlaşmaları sayesinde yönetmektedir.Gerçekte Genel Kurmay Başkanlığı’na bağlı olan TSK, bütün Batı ülkelerinde olduğu gibi, ancak bu uzlaşma bağlam ve ekseninde sivil otoritenin emrine girmiştir. Bu uzlaşma dengesi korunduğu sürece demokrasi var olur, yaşayıp gelişebilir. Sadece bizde değil bütün demokratik dünyada.
***
Bu yazıyı Nuran Yıldız’ın “Tanklar ve Sözcükler” (Alfa Yayınevi) adlı çok ilginç kitabından aldığım ilhamla yazdım. Kitaptan herhangi bir alıntı söz konusu değil. Ama yarın “Tanklar ve Sözcükler”den uzun bir alıntı yapacağım.
Yeni uydurduğum sözcük ile, malumattraşlar bu yazıdan askeri darbe yandaşı olduğum gerçeğini (!) çıkartabilirler mi acaba ? Devlet-toplum-ordu ilişkisi ameliyat masasında bekliyor ! Bir de liberal kapitalizmin konformist afyon tekkesinde yaşayan “birey” var !