SİNEMA KOKUSU

Halamın kızı Feriha ablamın beni sinemaya götürdüğü ilk günü anımsıyorum: Kız arkadaşları adımı soruyor, ben adımdan utandığım için söylemek istemiyordum. Dört yaşımdaydım ve Özdemir’in utanılacak bir ad olduğunu sanıyordum. Hangi filmdi, dört yaşında bir çocuğun anımsaması zor, ama ya bir Şarlo filmiydi ya da Lorelhardi filmi. (Lorel & Hardy’yi özellikle bitişik yazdım.)
***
Konu madem ki Türk sineması, Türk sineması denince gözümün önüne gelen simge görüntüleri yazacağım. Ama ilkin 60 yıldır aklımdan çıkmayan bir cümleyi yazmalıyım:
“Eğer ben de Yaver Hilmi Bey’in kızı Seher’i mandepsiye bastıramazsam bana da Tiyatrocu Kamil demesinler.”
Sürgün filminde Talat Gözbak’ın söylediği bir cümle.
Tiyatrocu Kamil, Suriye ya da Lübnan’da sürgünde bulunan padişah yaveri Hilmi Bey’in kızını dansöz yapmak istiyor, ama kız direniyor. Tiyatrocu Kamil o cümleyi bu direnme üzerine söylüyor ve söylediğini de yapıyor. Seher’i sahneye çıkartıyor. Seher’in baskıya dayanamayıp dansöz olmasına çok üzülmüştüm. Görmemek için gözlerimi kapatmıştım.
Anlamını bilmediğim için “Mandepsi”nin dansözün oynadığı sahne olduğunu sanıyordum.
Hala zaman zaman o cümleyi söylerim durup dururken, yüzüme tuhaf tuhaf bakarlar, müthiş bir cümledir. “Eğer ben de Yaver Hilmi Bey’in kızı….”
***
Gördüğüm ilk Türk filmi olarak Çete’yi anımsıyorum. Şanlı Neriman Köksal ! Karakol gibi hatun, derlerdi, git-gel ifade ver !
Bir kale bedeninin dibinde, kumsalda, Türk subayı ile Fransız komutanının kızı ya da karısı Neriman Köksal yan yana duruyorlar, yan yana yürüyorlar. Ayaklarının dibinde deniz.
Türk subayın Fransız kızı tavlaması çok hoşuma gitmişti. Üstelik kız “erkek” çıkmıştı, yani oğlana yamuk yapmamıştı.
***
Param yoktu. Halkevi Sineması’na gittim. Acaba beleş girebilir miyim diye ? Enseme birkaç tokat, kıçıma bir o kadar tekme yedikten sonra, karşıya geçip kaldırıma oturdum. O sıralar, sinemanın sesi dışarıya verilirdi. Afişleri kafama kazıdığım için, dışarıya gelen fon müziği ile konuşmalardan bir öykü yarattım. Film Estergon Kalesi idi.
Sonra mahalleye gidip filmi görmüş gibi anlatmaya başladım. Filmi gören biri bir iki yerde yanlışımı düzeltti.
Birkaç gün sonra para bulup filmi görmeye gittim. Seslerden kurduğum film öyküsü ile filmin görüntüsel öyküsü neredeyse aynıydı.
***
Film galiba Kanun Namına idi. Ayhan Işık’ı sosyetede birilerine tanıştırırlar. Sosyetik kıl adam Ayhan Işık’a “Müşerref oldum!” der. Ayhan Işık “O şeref bana ait !” diye cevap verir. Nasıl da alkışlıyordu millet. “Ulan hırto, Ayhan Işık’ın şerefini sen nasıl alırsın ?”
Ayhan Işık da herifin ağzının payını veriyordu.
Nimet Alp’i bilen var mı aranızda ? Mersinlilerin medar-ı iftiharı “Hamamcının Kızı” idi. Hemen hemen her filmin sarı saçlı, kıza boylu, sarışın dansözüydü.
Nimet Alp’i bilmiyorsanız hiçbir şey bilmiyorsunuz demektir hayatta !
Ya Gönül Bayhan ? Hürriyetin magazin servisinden rica etsem de son sayfa güzeli olarak yayınlasalar ve yeniyetmeler de görse kadını. Hey gidi Gönül Bayhan hey, ne kadındı !..