SOL VE DİN

Sol söz konusu olsun da din konuşulmasın olmaz. Karl Marx’ın “Din halkın afyonudur!” sözü bir durum saptamasından başka bir şey değildir aslında. Ama din karşıtlığı olarak da yorumlamak mümkündür. Nitekim yorumlanmıştır. Şimdi din halkın afyonu mudur değil midir bunu tartışacak değiliz. Türkiye Cumhuriyeti, temel hak ve özgürlüklerin, din ve vicdan özgürlüğünün Anayasa tarafından düzenlenip korunduğu bir devlettir. Her parti programı anayasaya uygun olmak zorundadır. Cumhuriyetçi olarak tanımlayabileceğimiz partiler Anayasa’ya saygı gösterirler ama Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın devrimsavar izleyicileri olan partiler (Demokrat Parti, Adalet Partisi, Necmettin Erbakan’ın kurduğu bütün partiler, ANAP, DYP, AKP) din ticareti yapmayı bırakmamışlardır. Günümüz DYP ve Anavatan Partisi’ni, izlemek üzere, parantezin dışına çıkartabiliriz.
***
Bütün gazetelerde o fotoğraf yayınlandı: Bayram namazına iki torununu yanında götürmüş CHP Genel Başkanı Deniz Baykal. Fotoğraf ya namaz öncesini ya da Bayram Hutbesi’ni dinleme anını gösteriyor. Baykal daha önce de torunlarıyla camide bulunmuştu.
İslamcı gazetelerden birinin köktendinci bir yazarı şöyle yazıyor: “Sol, artık ‘din’e, derin kafa yormalı!”
Ne demek bu? Din ile devlet ilişkisi Anayasa tarafından belirlenmiş değil mi? Durum böyle iken verilen mesaj şu: Halkın oyunu almak istiyorsa sol da İslamı kendisine referans yapmalı!
***
İslamcı basın ve İslamcı yazarlar, Deniz Baykal’ın iki torunuyla birlikte Bayram namazına gitmesini Cumhuriyet’i ve laik düzen partilerini, daha doğrusu geleneksel CHP’yi eleştirmek için malzeme olarak kullanıyorlar.
Deniz Baykal’ın torunlarını Bayram namazına götürmesini dini eğitime, kuran kurslarına, imam hatiplere kadar uzatıyorlar. Demek istiyorlar ki “Ey Deniz Baykal madem ki hidayete erdin torunlarınla birlikte camiye geliyorsun, neden okullarda uygulamalı din eğitimine, Kur’an kurslarına, imam-hatiplere, devlet kurumlarının dinselleştirilmesine karşı çıkıyorsun?” Varsayalım ki bu evre ve süreçlere karşı çıkmadı, o zaman da “Ey Deniz Baykal bir müminin İslam şeriatı yerine laik umdeleri referans yapması caiz midir?” diyecekler.
***
Türkiye’de laik partilerin, genel olarak solun, Anayasa koruması altında bulunan dinle ve dinsel hayatla hiçbir sorunları yoktur. Sorun, dini ve uygulamalarını bireysel inanç düzey ve düzleminin ötesinde bir kamu düzeni haline getirmek isteyen kişi, topluluk, cemaat ve siyasi partilerdedir. 1950 öncesinde CHP, Cumhuriyeti, Osmanlı döneminin dinsel müdahalelerine ve kamusal alışkanlıklarına karşı savunmak istediği için irtica tarafından (alçakca) din karşıtı ilan edilmiştir.
***
Parti başkanları, Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, bakanlar, devlet ve bürokrasinin ileri gelenleri (valiler, kaymakamlar, belediye başkanları) dini inanç ve uygulamalarını anayasaya göre yaşayabilirler. Ancak, bu ülkede çok az da olsalar, gayri Müslimlerin de yaşadığını unutmamak zorundadırlar. (Salı günü devam edecek.)