SOLDA YENİ PARTİ Mİ, YENİ SEÇMEN Mİ?

Avrupa’da, İkinci Dünya Savaşı sonrasında sol ve sosyal demokrat partilerin genel politikası, sermaye ile emek arasında, pazar ile devlet arasında, rekabet ile dayanışma arasında makul bir denge bulmak üzerine kurulmuştu.
70’lerin ortalarına doğru solun önemli bir kesimi üretim araçları üzerinde mülkiyet hakkından vazgeçti. Ardından, bir adaptasyon sorunsalı ortaya çıktı. Ölçü değişti. Küreselleşme ve tanık olduğumuz teknolojik gelişmeler, sermaye ile emek arasındaki görece ve kırılgan dengeyi sermaye yararına (lehine) değiştirdi. Sorun bu noktada ortaya çıktı: Bu yeni ortamda dayanışma ve sosyal koruma nasıl sürdürülecek?
Neoliberaller sosyal devletin kapısına kilit asarak sorunu çözebileceklerini düşünüyorlar. Solun sorunu da işte bu yol ayrımında ortaya çıkıyor: Blair’in “Üçüncü Yol”cuları sola da neoliberallerin yöntemini tavsiye ediyorlar ve buna liberal sol adını veriyorlar. Yani yeni sol, “Üçüncü Yol” dedikleri, sol olduğunu iddia ettikleri tebdili kıyafet etmiş bir sağ!
(Solun evrensel sorunlarını başka yazılarla deşmeyi sürdüreceğim. Şimdi işimize dönelim.)
***
Türk solunun işi zor! Avrupa solunun müşterisi 200 yıldır hazır. Müşteri-seçmen solu tek başına ya da koalisyonlarla birçok kez iktidara taşıdı, taşıyor, taşıyacak.
Türk solu hem mal (politika, program) üretecek, hem de yeterli olmayan müşteri-seçmenini yaratacak. Üstelik, kadro olarak, Türk solunun iki baş belası da var: “Ana rahmine haklı düşenler!” ve “Solu psikiyatri kliniği haline getiren karışık kafalılar!” Türk solu 1970’lerde ve 80’lerde bu iki belanın tadına çok iyi baktı. Marksist teoriye çok değerli katkılarda (!) bulundular, klasik metinlerin çevirilerinin canına okudular, legal partileri sabote ettiler, milleti dağa çıkardılar. Aşiret ve fraksiyon solculukları yaptılar!
Aynı yanılsamaları solu kurtarmak için yapılan toplantılarda da izliyoruz şimdi. Genellikle yepyeni, gıcır gıcır parti(ler) istiyorlar. Geçmişi inkar ederek “Çağdaş sosyal demokrasi” diye kavram yaratıyorlar. Çağdaş olmayan sosyal demokrasi de hangisi?
***
İlkin şu soruyu yanıtlayalım: Niçin yeni bir sol parti, Türkiye’nin sorunlarını çözümleyip çağdaş ve adil bir düzen ve kalkınmayı sağlayacak bir program hazırlamak için mi? Yoksa sola oy vermeyen seçmen kesiminden oy kazanmak için mi? Amaç, “Solu Seçmemiş Seçmen”in oyunu kazanmak ise, kurulacak partilerin sol ile ciddi bir ilişkisi olamaz.
Amaç, Türkiye’nin sorunlarına cevap verecek, gerçekçi ve bilimsel bir program hazırlamak ise, bunu yapabilecek beyinler Türkiye’de eksik değil. Belki fazlası bile var!
CHP’nin, SHP’nin, DSP’nin, İşçi Partisi’nin ve öteki sol partilerin gayet güzel programları var. Uluslar arası bir jüri önünde hepsi sınıf geçer!
***
Nasıl bir parti? Program odaklı, program eksenli bir sol parti mi? Yoksa seçmen odaklı, seçmen eksenli bir sol parti mi?
Daha önemlisi seçmen odaklı, seçmen eksenli bir partiye sol parti denilebilir mi?
Benim anladığım kadarıyla, “Ana rahmine haklı düşmüş” İkinci Cumhuriyetçiler ile liberal solcular Blair’in seçmen odaklı üçüncü yolunu tavsiye ediyorlar. (Devamı yarın)