SON DAMLANIN HİKMETİ

Bir bardak suya mürekkep damlatın. Bana mısın demez. Mürekkebi yutar! Taa son damlaya kadar. Ama o son damladır ki suyu mavileştirir, su mavileşir. Ama hikmet ne son damladadır ne de o son damlayı damlatanda. Gel gör ki son damlacı, kibire kapılıp, hikmet, keramet ve marifeti kendinde ararlar. Bre nankörler, o ilk damla ve o ilk damlayı damlatan sizden neden önemsiz olsun!?
Siyaset de böyledir, iktidarların aklı da böyle çalışır. Fabrikanın, barajın açılış töreninde kurdele kesen zevat binanın temeline ilk kazmayı vuranın emeğini unutur.
***
La Fontaine’in kurbağasının serüvenli öyküsünü anımsayalım: Bir varmış iki yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, deve telâl iken ben kendi beşiğimi tıngır mıngır sallar iken öküz olmak isteyen bir kurbağa var imiş. Kurbağa gardaş bir yağmur sonrası çayırda bir hayvan görüp heybetine hayran kalmış. Kimdir zat diye sormuş soruşturmuş, mezkûr hayvanın özel adının Öküz olduğunu öğrenmiş.
La Fontaine efendinin kurbağasını bir aşağılık duygusudur almış. Kurbağaların padişahı olsan kaç para, öküzün dışkısının altında kalıp telef olursun. Kendisi de kurbağaların öküzü olacak, öküz-kurbağa, kurbağa-öküz. Öküze bakmış şişinmiş, öküze bakıp şişmiş, ıkınmış, sıkınmış, davul gibi gerilmiş.
“Bir bak bakalım öküz kadar oldum mu?” diye sormuş hanımına.
“Nerdeee?” diye hayıflanmış hanımı. İyice hırslanan kurbağa “Al öyleyse!” diyerek şişmiş, “Al öyleyse!” diyerek şişmiş. Şişe şişe, eşekten düşen karpuz gibi “Çat!” diye çatlamış.
***
La Fontaine’in kurbağa öyküsünün (ki ona aslında “Fable” denir) günümüzde kıssadan hisse olma olasılığı var mı? Yok! Çünkü özellikle günümüzün muktedirleri metafor, kıssadan hisse, mesel, parabol gibi edebi sanatlardan anlamıyorlar. Anlasalar anlasalar dinsel söylemin emirlerinden anlarlar. O da Kuran Arapça değil Türkçe olursa: “Allah böbürlenen ve kendini beğenenleri sevmez” (4:36), “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen kesinlikle ne yeri yaratabilirsin ne de dağların yüksekliğine ulaşabilirsin” (17:37), “Şımarma çünkü Allah şımaranları sevmez” (28:76), “Yeryüzünde kendini beğenerek yürüme!” (31:18), “İnsan kendine hiç kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?” (90:5)
***
İsteyen deneyebilir: Beş kişi oturun bir masanın başına, bir bardağa su doldurun, bir şişe mürekkep açın ve elinize birer damlalık alın, şişesine daldırarak suya mürekkep damlatın. İlk damla ile son damlanın sahibinin aynı kişi olması olasılığı binde birdir en azından. En büyük onur son damlayı damlatanın değil ilk damlayı damlatanındır. Bu gerçeği kabul etmeyene nankör, nankörlükte diretene de yalancı denir.
Yalana-dolana, başkalarının işlerine sahip çıkmaya gerek yok. Sen kendi işine sahip çık, onu onurunla taşı. Bu kadarı yeter!
“Kim zerre ağırlığınca bir iyilik yapmışsa onun karşılığını görür. Kim zerre ağırlığınca bir kötülük yapmışsa onun da karşılığını görür!”(100:7-8)