SOSYAL BİLİMLER VE İLAÇ SANAYİİ

“Aziz Meslektaşım” Hilmi Yavuz lütfedip bir yazımı okumuş. “Aziz Meslektaşım” dediğime bakmayın, Hilmi Yavuz ile meslektaşlığımız sadece şairlikte. Yoksa Hilmi Bey aynı zamanda bir filozof ve felsefe hocası. Doğal olarak, kendisinin de dediği gibi, Hilmi Yavuz ile bir tek konuda anlaşırız. O da hiçbir konuda anlaşamadığımızdır.
Filozof Hilmi Yavuz Zaman gazetesinde yazmaya başladığından bu yana epeyce değişim geçirmiş. Çünkü felsefe ve sosyal bilimlerin ilaç ve otomotiv sanayilerine benzediğini sanmaya başlamış. Yoksa 6 Şubat 2007 tarihli yazımı eleştirirken şöyle der miydi ?
“… bizzat Kıta Avrupası’nda bile artık çoktan miadı dolmuş ve yürürlükten kalkmış, Nuh Nebi’den kalma ders notlarıyla fazlasıyla haşır neşir olmasından mıdır, bilemiyorum, Özdemir’in laiklik dersleri çok sıkıcı geçiyor.” (Zaman, 11.02.07)
***
Hilmi Yavuz kardeşim, felsefe ve sosyal bilimler alanına giren görüş ve düşüncelerin ilaçlar gibi son kullanım tarihleri olduğunu, otomobiller gibi miad doldurduğunu sanıyor. “Zaman” felsefesi anlaşılan Hilmi Yavuz’un aklını karıştırmış. Bu anlayış içinde, Platon’a bozuk yumurta, Kant’a çürük domates, Descartes’a eski pil muamelesi yapabiliriz artık. Bunun böyle olmadığını kütüphaneler ve kitapçı rafları kanıtlıyor: Spinoza’nın yanında Engels, Marx’ın yanında Weber duruyor. Geçelim! “Miad” filozofuyla felsefe tartışacak değilim.
***
Yıllardır, bir şeytanca tuzağı bozmak için çalışıyorum: Fransız-Türk laikliği ile Anglosakson sekülarizmi aynı şey değildir. Bu nedenle 1923 cumhuriyetinin yerine ABD sekülarizmini getiremezsiniz. Çünkü 1923 Türkiye Cumhuriyeti, 1789 Büyük Fransız Devrimi modeline göre kurulmuştur. Oysa ABD eyaletleri dini cemaatler tarafından kurulmuştur. ABD eyaletlerinin çoğu dini tekkelere benzer. Aslında ABD ile Suudi Arabistan aynı oranda şeriatçıdır. Ben bu yazdıklarımı kanıtlamaya çalışıyorum ve doğrusu, kanıtlıyorum.
Hilmi Yavuz’a göre “Çok uzun süreden beri Büyük Fransız Devrimi ve Aydınlanma’nın temelkoyucu kavramları, Modernliğin dönüşümü konusunda geçerliğini yitirmiş bulunuyor.” Bu iddia İslamcı dünya için kuşkusuz doğrudur. Ama o kadar.
Bütün kavga “Kamusal Alan” kavramından kaynaklanıyor. Hilmi Yavuz’un dediği gibi seküler düşünce kamusal alanın tapusunu sivil topluma, laiklik ise devlete verir. Hilmi Yavuz laikliği geçersiz saydığı için seküler düşünceye teslim olmamız gerekiyor (!)…
***
Hilmi Yavuz’a kötü bir haber: “Devlet”e karşı “Sivil Toplum”u çıkartan yöntemleri gerici bulan düşünürler de var (Edgar Morin-Sami Nair, “Bir Uygarlık Siyaseti”,Om Yayınları, S.289-296). Postmodern bireyci düzenlemelerin karşısında cumhuriyetçi yurttaşlık ideali henüz teslim bayrağı çekmedi. Günümüz Türkiye’sinde büyük bir meydan savaşı yapılmakta. Bu savaş dinci-neoliberal sekülarizm ile cumhuriyetçi laiklik arasında. Türbanın egemenlik kurması için sivil toplumun kamusal alanı ele geçirmesi hesapları yapılıyor. Karşısında da kamusal alanı denetleyen laik cumhuriyet. Postmodernizm, liberal demokrasi falan dediklerine bakmayın. Söz konusu olan : Laik Cumhuriyet’e karşı şeriat fesadının zaferi.