SÖZÜNE SAHİP ÇIKMAK

Yazar Nedim Gürsel’le ilgili yazdığım iki yazıya çok tuhaf tepkiler geldi. Kendisinden ve dostlarından: Nedim Gürsel’i kıskanıyormuşum.
Biyografim hiçbir çağdaşımı kıskanmama izin vermeyecek kadar zengin ve yüklüdür: Yaptığım işler ve edebiyat hayatım.
Bu kadar çiğlik ve sığlık canımı sıktı. Kıskanıyor görünmemek için demek ki kimseyi eleştiremeyeceğim. Doğrusunu isterseniz umurumda değil. Halep ordaysa arşın burada!
Hayatım boyunca iki kişiye özendim: Şiirde ve yazınsal yaşam etiğinde Yannis Ritsos’a, Fransızca alanında da pek az insanın tanıdığı dahi İsmet Birkan’a. Bunların dışında kalanları ikiye ayırırım: Ciddiye alınacak olanlar, ciddiye alınmayacak olanlar.
***
Bir insan kuşkusuz Türkiye’nin demokratikleşmesini toplumun dekemalize ve demilitarize olmasına bağlayabilir. Yani Türk toplumu demokratlaşmak istiyorsa Kemalizm’in etkisinden, dolayısı ile Mustafa Kemal’den kurtulacak. Bir de Türk Silahlı Kuvvetlerinin etkisinden….
Bir insan elbette buna inanabilir. Ama hiç de özgün bir yanı olmayan bir düşüncedir bu. Çünkü ABD’yi yönetenler, Amerika’nın politikasını yapanlar, CIA da böyle düşünüyor.
Avrupa Birliği de, Sevr hesabını kapatamayanlar da, İslamcılar da böyle düşünüyor.
Ama dünyada aklı başında önemli bir düşünür ve politikacı kitlesi de Türkiye’nin Kemalizm’den, dolayısı ile Cumhuriyet ilkelerinden uzaklaşması halinde ve TSK’nın elinin-ayağının bağlanması durumunda sıradan bir Ortadoğu ülkesine dönüşebileceğini düşünüyor.
***
Sorun bunları tartışmak değil. Bu konuları Türkiye’de ve dışarda tartış(a)mayacağım ne bir insan ne de bir kurum ve kuruluş var.
Sorun, tartışma söz konusu olunca söylenenlerin inkarından kaynaklanıyor.
Bir de şu: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Kıbrıs, Ermeni ve Kürt fesatları konusunda söylediklerinin Türkiye aleyhine kullanılması.
Sözleri kaynak ve tanık olarak kullanılanlar kendi alanlarında seçkin ve otorite değiller. Örneğin Fransa’da La Liberation gazetesinde bedavasına bildiri yayınlayanlardan (M.Belge, H.Berktay, E.Şafak, H.Dink, A.İnsel, M.Göçek, B.Oran, R.Zarakolu, E.Mahcupyan) hiçbiri uluslar arası düzeyde ciddi bir eserin sahibi değil. Tek baskın özellikleri “Truva Atı” rolünü başarıyla oynamaları. Nedim Gürsel de öyle, Fransa’da ortalamanın altında bir yazar.
***
Yukarda adlarını andığım kimseler bildirilerinde “Ermeni Soykırımı olmadı diyenlere hapis cezası öngören yasanın fikir alışverişine zarar vereceği, sürece katkı yapanların işini zorlaştıracağı, diyalog şansını yok edeceği”ni ileri sürüyorlar. Yasaya, Soykırım’ı yasallaştırdığı için değil, ifade özgürlüğünü sınırlandırdığı için karşı çıkıyorlar. “Pişmiş aşa su katmayın!” diyorlar. “Bırakın da Ermeni Soykırımı tezini Türklere biz kabul ettirelim.”
Fransa’da gördükleri kolaylık, ifade özgürlüğünden çok soykırım iddialarının yanında yer almalarından kaynaklanıyor.
Batı’nın önyargılarına hizmet için gönüllü olmasalar, Batı basınında adları geçmeyecek insanlar. Bu olanağı sundukları andan itibaren bazı çevrelerde ve basında yazar, felsefeci, sosyolog, düşünür sayılıyorlar. Biz bunu görüyoruz ve kör bir bencillik için Türkiye’nin kullanılıp harcanmasına gönlümüz razı olmuyor.