SÜSLÜMAN DÜĞÜNLERİ

Müslümancı basından öğrendiğime göre marka giyen, lüks mekanlara giden, konsere gidip sevdiği şarkıcının şarkılarını dinleyen, Kuruçeşme’ye gidip nargilesini içen, dört çekerden aşağısına binmeyen tesettürlü “bayanlar”a “süslüman” deniliyormuş. Yani, tercümesi ile İslamcı kesimin jet sosyetesi. Anglofonların “cream of the cream” demeyip Frankofonlar gibi “crème de la crème” dedikleri şey. Yani “En iyilerin en iyisi”…

“La crème”in kaba Türkçesi şu bizim bildiğimiz “Kaymak”. Zaten bizde “Kaymak Tabakası” deyimi var. Buna göre Müslümancı basının tanımladığı kadınlar kaymak tabakasının en kaymaklı kesimi oluyor. Diyelim ki Afyon Kaymağı.

 Kuşkusuz sadece din ve imanla Afyon kaymağı olunmaz, masa ve kasa olmadan “en kaymak” olunmaz. Afyon Kaymağı olunca da ne din kalır ne iman. Masa ve kasa her şeye egemen olur ve Müslüman Mahallesi’nde kast sistemi, sınıf sistemi, hiyerarşi sistemi kurulur. Muhtarın oğluyla ağanın kızı evlenemez. Müslümancı kaymağın kaymağı olurken Türkmen Töresi’ni yitirdiği için, Çakır’ın Kızı Fatma (Bey kızıdır ve benim babaannemdir) gibi, yanlarında çalışan Durmuş adlı seyisi göstererek “Baba şu oğlanı bana al!” diyemez.

 Bugün biri Hürriyet Pazar’da 2 Temmuz 2001 günü, ikincisi gene Hürriyet Pazar’da, 24 Ağustos 2003 günü yayınlanan iki yazı okuyacaksınız. İkisi de düğün yazısı. “Düğün değil bayram değil eniştem beni neden öptü?” sorusuna muhatap olmayacak iki yazı. R.T.Erdoğan hazretlerinin kerimeleri dolayısıyla ortaya çıkan bütün sorulara ve eleştirilere cevap bulmuş iki eski yazı.

 Ama Cumhuriyet ve devrimlerinden nefret eden iki babanın kendi kızları söz konusu olduğunda, Cumhuriyet’in nimetlerinden nasıl yararlandıklarının iki ibretlik örneği:

 [17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Medeni Kanunu’yla kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikâh esası ile aynı kanunun 110’uncu maddesi, Anayasa’nın Devrim Yasaları’nı koruyan 174. maddesinin kapsamına girer.]

 Yeni gelin Sümeyye hanım ve ona imrenen süslümanların, Cumhuriyet’in armağanı “medeni nikâh” sayesinde “vatandaş”olduklarını hatırlatarak…

 Özdemir İnce

16 Mayıs 2016

 ***

Ülker ile Özdemir 11 Ağustos 1962 günü Aydın'da evlendi. Törend

ÜLKER İLE ÖZDEMİR İNCE 11 AĞUSTOS 1962 TARİHİNDE, AYDIN’DA ÜLKER’İN BABAEVİNDE EVLENDİLER. TÖREN YEMEĞİNDE 4 (DÖRT)  DAVETLİ VARDI.

***

DÜĞÜNÜ ÖRNEK ALIN!

Fazilet Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından 22 Haziran (2001) günü kapatıldı. Bu olay kafamdaki yazıların sırasını bozdu, içeriğini değiştirdi.

Anayasa Mahkemesi’nin aldığı karar, Cumhuriyet tarihimizin tanık olduğu ve sonuçlarını hep birlikte yaşayacağımız tarihsel kararlardan biridir, belki de en birincisidir.

Bu kapatma kararının son olması için, başta Milli Görüş aşçıları olmak üzere bütün siyasal partilerin, siyasetçilerin, siyaset meraklılarının, liberal düşünce meftunlarının (!), İslamcı basının, fetvacı âlimlerin, Cumhuriyet ve laiklik düşmanlarının, fantiri-fitton “kadın” yazmanların bu karardan çıkartacakları binlerce ders var!

Örnek alınmasını önerdiğim düğün elbette Erbakan Hoca’nın kerimeleri Elif Hanım’ın, Bursa eşrafından Altınöz ailesinin mahdumları Mehmet Bey ile yaptığı izdivacın düğünü!…

Genç çift İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından Cumhuriyet yasalarına uygun, laik nikâhla evlendirildi. İmam nikâhıyla evlenselerdi, evlilikleri yasal ve geçerli olmazdı ve Cumhuriyet Savcılığı haklarında kesinlikle soruşturma açar, mahkeme de çifti suçlu bulup cezalandırırdı.

Gelin hanımın türban takmaması için damat beyin, düğünün şark usulü olmaması için de damat tarafının bastırdığı söylentilerini bir yana bırakalım. Düğün öncesinin Erbakan Hoca’sı ile kızının nikâh ve düğününün Cumhuriyet’le çelişmemesine özen gösteren baba Erbakan arasında dağlar kadar fark var.

Demek ki Erbakan Hoca, kızının mutluluğu için, karşı taraf direnince taviz verebilecek dikkatli ve sorumlu bir baba.

Bir baba olarak, kızının mutluluğu için değişimi kabul eden Erbakan Hoca kurduğu partilerde de aynı dikkat ve sorumlulukla hareket etseydi, Türkiye otuz yıldır onun yüzünden yaşadığı sıkıntıların hiçbirini yaşamazdı.

Bu düğünden çıkartılacak en önemli ders budur!

Amerikalılar gibi konuşayım: Burası özgür bir ülke, vergisini veren herkes dilediği gibi düğün yapar. Yaptığı düğünden dolayı Erbakan Hoca’yı kutluyorum, alkışlıyorum. İster içtenlikle olsun, ister ikiyüzlülükten, düğün dolayısıyla Erbakan Hoca’yı eleştirmiyorum, gırgıra da almıyorum. Düğün dolayısıyla Erbakan Hoca’yı eleştirenleri, suçlayanları da kınıyorum.

Ancak, düğün dolayısıyla Erbakan’a yöneltilen eleştirileri bahane ederek, Cumhuriyet’e çatan, irtica karabasanını dillerine dolayan, Laik Cumhuriyet’i inatla savunanları her fırsatta “laikçi”(!) sıfatıyla karalayan “ultra ve mega” liberalleri ibretle okudum. Bunlardan biri, Erbakan’ın İslam modernitesini temsil ettiğini ileri sürdükten sonra, onun iki yüzlü olduğunu söyleyenlerin Tek Parti döneminin 6 Ok anlayışının günümüzdeki devamı olduklarını yazıyor. Erbakan Hoca’nın kızına ve damadına mutluluk dileriz, ama bu postmodern düğünü Cumhuriyet’i karalamakta kullananlar için iyi şeyler dilememiz mümkün değil. Yağmur yağar laik düzeni dillerine dolarlar, yağmur yağmaz faturayı laik düzene çıkartırlar. Laik düzeni savunanları utanmadan “laikçi” diye tanımlarlar. Erbakın’ı ve yandaşlarını hep bunlar gaza getirdiler. Erbakan’ın başına gelenlerden kendisi kadar en başta bunlar sorumludur.

Zaman (21.6.2001) gazetesinde bir yazar, yazısına “Yalnızca sadece bir düğündü!” başlığını atmış. Yanlış ki ne yanlış! Bu “düğün” sadece bir düğün değildi, en başta “Türban” meydan savaşının  samimiyetsizliğinin, siyasal fesat niteliğinin açık bir itirafıydı. Sözünü ettiğim yazının yazarı Rasih Yılmaz’ın dediği gibi “ÖSS imtihanı sonrası türbanından dolayı sınav salonlarına alınmayan kızların gözyaşları gazetelerin manşetlerini süslerken, sürmanşetleri ‘türbanlı’ bir düğünün ihtişam haberleri kaplıyordu!” Hepsi doğru, ama bir yanlış var, gelin türbanlı değil duvaklıydı. Gelinin babası Erbakan Hoca çok şık ve pahalı bir takim elbise giymiş, sol yakasına bir çiçek iliştirmiş, sol elini aşağı salmış olsa da koluna gelin-kızını takmıştı. Geline gelince, ona da söylenecek bir söz olamaz. Kendi adıma Erbakan Hoca’yı kutlarım.

Kutlarım, ama tersine fetvalara karşın bu tablo, nikâh ve düğün tarzı İslam’ın geleneklerine uygun değildir. “Değildir” derken, nikâhın vekiller aracılığıyla yapılması gerektiği gibi bir savım olamaz. İçki içilmese, dans edilmese de kadın-erkek düğünün İslam geleneği içinde bulunup-bulunmadığmı da sorgulamayacağım. Nikâh ve düğün öz ve biçim olarak İslamın yöntemlerine uygun değildi. Buna cesaret eden Erbakan Hoca’yı kutluyorum! Bundan sonra bir politik hayatı olacaksa düğünü örnek almalıdır.

Türban mağduru genç kızlarımıza gelince, gelin ve babasının düğün fotoğraflarını duvarlarına asıp karşısında kendi durumlarının muhasebesini yapsınlar!

(Hürriyet, 2 Temmuz 2001)

***

SEZER ELBETTE ERDOĞANLARIN NİKAHINA GİTMEMELİYDİ 

Sezer ailesi bir ıssız adada tatile çıksaydı ve bu adayı bir başka aile ile paylaşmak için bir seçim yapmak zorunda kalsaydı, hiç kuşkunuz olmasın, bu aile Erdoğan ailesi olmazdı. Doğrusu Erdoğan ailesi de böyle bir zorunluluktan hoşlanmazdı.

Erdoğan ailesinin tercihleri belli: Ramsay Remzi Bey’in köşkleri, yalıları, konakları, bursları ve yatları…

Cumhurbaşkanı olmadan önce tanımadığım  (“Sayın” sıfatını kullanmaktan hoşlanmam) Ahmet Necdet Sezer’in Çankaya köşküne çıktıktan sonra Cumhuriyet’le çelişen bir tutum ve davranışına tanık olmadım. Cumhurbaşkanı Sezer’in oğullarının sünnetinden dolayı zengin olup köşeyi dönmüş olduğunu da sanmıyorum. Cumhurbaşkanlığı görevi bittikten sonra resim yapıp emekli maaşına katkıda bulunur mu bilemem… Belki yazarlık ya da bestecilik yetenekleri vardır ve bunları kullanır. Ne olursa olsun, Fikret Otyam’la mahkemelik olsa da, Bay Kenan Evren’in şaibeli ressamlığı bile sünnet yoluyla zengin olmaktan çok daha saygıdeğer…

Hasan Cemal biraderimiz tarafından değişim evrakı imzalanıp mühürlenmiş olsa da  Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na oynadığı oyunlara, orta ve yüksek öğretimde hazırladığı komplolara, YÖK takınaklarına bakarak değiştiğine ve değişeceğine inanmadığım R.T.Erdoğan ile Ahmet Necdet Sezer’in ve ailelerinin yakın dost olabilecekleri aklımdan bile geçmez.

R.T.Erdoğan’ın değişim öncesi Erbakan talebeliği dönemini bir yana bırakalım ve Kafkavâri değişim geçirmiş olan halinin işlerine bakalım:

– R.T.Erdoğan, Anayasa’nın 174.maddesinde adları yazılı devrim yasalarına muhalefetten dolayı iki kerimesini (kızını) ABD eyaletlerinden birinde üniversitede okutmaktadır. Bir başbakan düşünün ki başbakanı olduğu ülkenin devletinin  kuruluş ruhuna karşı olsun. R.T.Erdoğan’dan önce benim bildiğim iki örnek var: Benzetmek gibi olmasın ama Hitler ve Mussolini… İkisinin de serüvenini biliyoruz. R.T.Erdoğan da biliyordur.

– Köktendincilikten mutasyon geçirerek “Muhafazakâr Demokrat”a dönüşmüş bile olsa, 2003 yılının ağustos ayında,  laik ve çağdaş bir ülkenin başbakanının oğlunu görücü usulüyle evlendirmesi tam anlamıyla bir skandaldır! Kişisel ve ailevi özel hayat bahanesine sığmayacak bir skandaldır! Aynı zamanda Cumhuriyet Düzeni’ne karşı açık bir meydan okumadır.

Mümkündür! İnsan kızını ya da oğlunu türlü nedenlerle eş-dostun aracılığıyla evlendirebilir. En gelişmiş toplumlarda, en geleneksiz toplumlarda, en marjinal ailelerde bile çocukların eş-dostun çöpçatanlığıyla tanıştırıldığı görülür. Ama sadece tanıştırıldığı görülür.

Başbakan R.T.Erdoğan’ın mahdumuna bir yakın dostlarının tavsiyesi, kızkardeşlerinin mahallinde tetkiki ve annesinin tasdiki ile bir eş (“eş adayı” değil) bulunuyor. İşin en tuhaf yanı, bu evlenme mizanseni sırasında erkek ve kız birbirlerine gıyaben aşık oluyorlar. Evlenme süreci tam anlamıyla Hollywood senaryo anlayışı içinde tamamlanıyor. Ve bu senaryo bir komedi olsa bile Cumhuriyet’in hayat anlayışına tam anlamıyla bir meydan okumadır!

Damat Bilal Erdoğan’ın kaynanası da bir âlem. Açık yürekli ve zeki bir kadın olduğu ileri sürülen kaynana Reyhan Uzuner, damadı Bilal Erdoğan’ın yanında başını açıyormuş… “Bir insanın damadı demek, öz be öz oğlu gibidir”  diyesiymiş…

Ben soruna dinsel açıdan değil  dil felsefesi açısından bakacağım: “Gibi oğul”, “Öz be öz oğul” değildir!

Erdoğanların nikahına katılmadığı için Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i eleştirenler, acaba onun gizli düşmanları mı? Yoksa Cumhurbaşkanı Sezer ve eşinin Cumhuriyet karşıtı bir sahne gösterisine katılmasını isterler miydi?

(Hürriyet Pazar, 24 Ağustos 2003)