TANRI ADINA TANRI’YI SOYMAK

Validebağ Korusu’nda yasalar, mahkeme kararı, halkoyuna saygı ayaklar altına alındı. Olay üçgeninin bir köşesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ÜsküdarBelediyesi, ikinci köşesinde yargı kararı, üçüncü köşesinde ise belediye sınırları içinde yaşayan yasalara, doğaya ve Tanrı’ya saygılı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları  var. Bu tartışmaya dördüncü köşe olarak medya organları yan tutmadan haber hakemi olarak katılabilir.

Ama gel gör ki durum böyle değil, Cumhurbaşkanı, ülke kendisimin içine soktuğu kaosda soluksuz kalırken, bu kendisini ilgilendirmeyen işe karışıyor ve feci şekilde taraf tutuyor. Ardından, Diyanet İşleri Başkanı, Hz.Muhammed’i kendine tanık tutarak ciddi bir vicdan soygunu  yapıyor.

Ortada bir mahkeme kararı var. Bu karara göre ne Cumhurbaşkanı’na ne de Diyanet İşleri Başkanı’na laf düşer. Mahkeme kararı ile ilgili haberi, AKP İktidarının basındaki kılıçlarından  Sabah gazetesinden (22 Ekim 2014) aktarıyorum:

[İstanbul 7. İdare Mahkemesi, Üsküdar’da Validebağ Korusu’nun girişine yapılması planlanan camiyi de kapsayan Nazım İmar Planı Tadilatı’nın yürütmesini durdurdu.

Davacılar Gülderen Atay, Naime Hayrünnisa Aligil, Mehmet İlter Ataç ve Deniz Alkan’ın avukatı Gülsüm Özdemir, Üsküdar Altunizade Mahallesi 165 pafta, 1313 ada, 178 parselle ilgili 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Tadilatı’nın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle idare mahkemesinde dava açtı.

Dosyayı yeni eklenen delillerle birlikte inceleyen İstanbul 7. İdare Mahkemesi, plan tadilatının yürütmesini durdurdu.

Mahkeme, mekanın dini tesis alanına alınmasıyla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan ya da İstanbul İl Müftülüğü’nden görüş alınıp alınmadığı, o mahalde dini tesise ihtiyaç bulunduğuna dair analiz yapılıp yapılmadığının davalı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden sorulmasına karar verdi.

Davalı idareden civardaki mevcut dini tesislerin işaretli olduğu plan paftasının istenilmesini, buraya en yakın ibadethanelerin uzaklığı ile yeşil alan fonksiyonlu parselin toplam büyüklüğünün sorulmasını kararlaştırdı.

Davada henüz esastan karar verilmediğini vurgulayan mahkeme, davacının ilçe belediyesinin uygulamaya geçtiğine ilişkin dosyaya delil sunduğunu belirterek, bunun telafisi güç zarar doğurabileceğini kaydetti.

Davalı idareden ara karara cevap alınıncaya ve yeni bir karar verilinceye kadar dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına hükmeden mahkeme, davalıya cevap için 10 gün süre verdi.

Bu arada ekipler, dün yaşanan gerginlik nedeniyle ara verdikleri çalışmalarına başladı. Çevik kuvvet, çevrede güvenlik alırken, bazı vatandaşların bekleyişi sürüyor.]

Ama ne oldu? Belediye mahkeme kararı falan tanımadı, koruya kazı ve yıkım araçlarını soktu, ağaçları söktü, kazıya başladı. Kazılan toprağı ve kesilen ağaçları taşımak için mahkeme tarafından koruma altına alınan alana kamyonları soktu. Buna karşılık, korunun doğal haliyle kalmasını isteyen ve elinde kapı gibi mahkeme kararı bulunan halk bu yasa dinlemez saldırıya karşı yasal hakkını kullanarak direnişe geçti. Sen misin hakkını korumak için direnişe geçen, hemen hükümetin polisi devreye sokuldu ve kalkan, cop, gaz saldırıya geçti.

Anlattıklarımız, 13 yıllık AKP iktidarını tasvir eden bir manzara. Cihad ve gasp töresi manzaraları. AKP bu töreyi iktidara geldiğinden bu yana her konuda kullandı. Yasa masa dinlemeden yapmak istediğini cihad ideolojisi içinde yaptı, almak istediğini gasp etti. TBMM’ni yani yasamayı gasp etti, yargıyı tepeden tırnağa gasp etti; kendi çıkarına uygun olarak ömrü aylık olan yasalar çıkardı. Amacına ulaşmak için yasayı değiştirdi, amacına eriştikten sonra değiştirmiş olduğu yasaya utanıp sıkılmadan dönüş yaptı.

Böyle bir hükümetle yasal ortamda mücadele etmek mümkün müdür? Yasa dışına çıkmana gerek yok zaten, onun da kılıfı hazır, “makul kuşku”! Kuşku özneldir, onun makulü olmaz.

Benzer olay (olmaz ya) İngiltere, Almanya, Fransa, Danimarka, Finlandiya gibi ülkelerde olsa, bu ülkelerin cumhurbaşkanı, kralı, kraliçesi, mankeme kararına karşın, işe burnunu sokar mı? Cesaret bile edemez.

Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa, yasa, yönetmelik, tüzük tanımayan, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarını ayaklarının altında çiğneyen cumhurbaşkanı birlerce işi arasında hemen durumdan vazife çıkartıp, kambersiz düğün olmaz mantığıyla saldırıya geçti:

[Validebağ korusunun, cami ile inşaatla yakından uzaktan alakası yok. Validebağ Korusu mezbelelikti, berbattı, rezillikti. Üsküdar Belediye Başkam benden rica etti, Başbakanlık dönemimde. Ben de Üsküdar’da oturuyorum. ‘Burayı bize veya İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edin’ dedi. Biz burayı, bir ele alalım, temizleyelim. Çünkü insanlar biraz da korkuyor, gelsinler yürüyüşlerini rahatlıkla yapabilsinler, çay vesaire içebilecekleri mekanlar olsun. Yoksa içerisinde apartman, şu bu, böyle bir şey asla yok. Üsküdar Belediye Başkanımız, korunun yan tarafındaki bir yere de bir mescit yapma planı içindeydi. Zaten İmar Planı’nda da önceden varmış bu. Ama bu Validebağ korusunun sınırları içinde değil. Orada mescid var ya. Kimileri bundan rahatsızlık duymuş olabilir. (Hürriyet, 26 Ekim 2014)]

İşini değil mesleğini iyi bilen her dilbilimci, R.T.Erdoğan’ın sözlerindeki bildiriyi saldırgan bulur:

Validebağ korusunun, cami ile inşaatla yakından uzaktan alakası yok. Validebağ Korusu mezbelelikti, berbattı, rezillikti (…) Orada mescid var ya. Kimileri bundan rahatsızlık duymuş olabilir.”

Mahkeme kararını tanımayan önyargılı, saplantılı bir bildiri. Yasal haklarını savunan halkı dine saygısızla itham ediyor. Buna şantaj denir. Halka şantaj yapan bir cumhurbaşkanı olabilir mi?

Demek ki olabiliyormuş!

VALİDE BAĞ ÇEVRESİNDEKİ CAMİLER
VALİDEBAĞ KORUSU ÇEVRESİNDEKİ CAMİLER

 

 
25 Ekim 2014 tarihli Sözcü gazetesi yayınladı. Validebağ Korusu’nun 360 derece çevresinde tamı tamına 26 tane cami var. Fotoğrafın altında camilerin adları yazılı: Faik Paşa Camii, Faikbey Camii, Yusuf Dede Camii, Zahiddiye Camii, Altunuzade Camii, koruya en yakın çemberin üzerinde ve içinde bulunuyor. Bu nedenle, orada bulunan bir mescitten insanların rahatsız olabileceğini düşünmek AKP militanı olsa da bir cumhurbaşkanına yakışmaz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin laik düşünceli olmasa da anayasa gereği laikliğe saygılı olması gereken Diyanet İşleri Başkanı da oynanan farstan rol kapmak için konuşuyor:

[Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, İstanbul Üsküdar’daki Validebağ Korusu’nun bitişiğindeki arsaya yapılması planlanan cami ile ilgili, “800 metrekare üzerinde bir cami inşa edilecek. Bir tarafta mescit inşa etmek üzere insanlar görüyorsunuz, bir taraftan da ağaç sevgisi, ‘ağaçlar kesilmesin’ diye gösteri yapan insanlar görüyoruz. Her şeyden önce bu bize yakışmıyor. İbadet sevgisi ile tabiat sevgisi karşı karşıya gelecek sevgiler değildir” dedi. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), Kadın Aile ve Gençlik Merkezi (KAGEM) işbirliği ile oluşturulacak ‘KAGEM Orman Projesi’nin açılış töreninde konuşan Görmez, şunları söyledi: “Birkaç gündür üzülerek İstanbul’un bir bölgesinde (Validebağ) bir tartışmaya şahit oluyoruz. Biz gönül dünyamızın derinliklerinde halen sakladığımız öfkeleri, başka şekillerde ifade etmeliyiz. O öfkeleri, tabiat sevgisiyle ibadet sevgisi, tabiat sevgisiyle mabet sevgisi üzerinden ifade etmemeliyiz. İslam Peygamberi buyuruyor ki; ‘Yeryüzü bize mescit kılındı. Gördüğünüz bütün ağaçlar, çiçekler, tabiat ve yeryüzü bir mabet.’ Dolayısıyla ibadet sevgisi ile mabet sevgisini karşı karşıya getirerek birbirimizi üzmek, birbirimize bu sevgiler üzerinden öfkemizi göstermeye kalkışmak bize yakışmıyor.” (AA) (Hürriyet, 26 Ekim 2014)]

Kendini belagat şehvetine kaptıran Prof.Dr.Mehmet Görmez, elinde mahkeme kararı bulunan halkı çaktırmadan suçluyor. Madem ki Hz.Muhammed ‘Yeryüzü bize mescit kılındı. Gördüğünüz bütün ağaçlar, çiçekler, tabiat ve yeryüzü bir mabet’ diye buyurmuş, peki “ibadet sevgisi ile mabet sevgisini karşı karşıya getirerek” birbirini üzen kim, öfkesini göstermeye kalkışan kim?

Ayıptır Bay Başkan, çok ayıptır!

Laik bir cumhuriyetin vatandaşları, dünya işlerini sadece Anayasa, yasalar, tüzükler, yönetmelikler, yargı kararları üzerinden tartışabilir. Kuran ayetleri, hadis külliyatları bu işlere karışamaz. Ancak bu kez Diyanet İşleri Başkanı’na bir sorum var:

Kuran’da yargı kararlarını tanımamayı buyuran herhangi bir ayet ya da hadis külliyatında mahkeme kararlarını kaldıran bir gelenek mi var?

Yok olmasına yok ama olsa bile geçersizdirler!

Kimbilir, belki, laik cumhuriyetin Diyanet İşleri Başkanı olan Prof.Dr. geçerli olduğuna dair bir fetva verir.

***

Dün televizyonda bir film izledim. Ortasından girdiğim film çok etkileyiciydi. Anladığım kadarıyla, 1850-60’larda günümüz ABD’sinde geçen gerçek olayın konusu şöyle:

Batı’dan gelip Mormon tarikatı topraklarından geçerek Kaliforniya’ya gitmek isteyen bir göçmen kafilesi, 15 gün kadar dinlenmek için Mormon piskoposundan izin alıyor. İki yüzlü piskopos izin veriyor ama asıl niyeti başka, bir başka tarikatın mensubu olan göçmenleri yok etmek. Çünkü onları Hıristiyan saymıyor. Sadece dinsel bağnazlık yok işin içinde bir de göçmenler acaba kendi topraklarına yerleşirler ya da bir göç yolu açarlar korkusu da var.

Piskopos, ilkin Mormonlaştırdığı Kızılderilileri göçmenlerin üzerine gönderiyor. Kızılderililer başarılı olamayınca kendi Mormonlarına Tanrı adına katliam yaptırıyor.

Acı dolu, korkunç bir belgesel drama idi film!

Filmin konusu ile Validebağ Korusu’nda olanların ayni dinsel yobazlıkta birleştiğini gördüm. İkisi de Tanrı adına Tanrı soygunu yapıyor. Filmin Mormonlarıyla Irak ve Suriye’de Müslüman kanı akıtan Selefi IŞİD ve benzerlerinin hiçbir farkı yok. AKP iktidarı aklını başına alıp ihtiraslarını dizginlemezse, kaçınılmaz olarak, mormonlaşma sürecinde ülkeyi kan gölüne çevirecektir.

Özdemir İnce

27 Ekim 2014