TARİH, TARİHÇİLİK, FİTNE, FİTNECİLİK (10)

 

Güya şu günler, TÜRKİYE’NİN SIRAT KÖPRÜSÜ, AÇILIM MASALI ve İMAM-HATİP SALTANATI VE İMAMOKRASİ adlı iki derleme kitap yayınlayıp, Kürtçülük masalları ve İslamcılık dolandırıcılığı konusunda, 2000 yılından bu yana yazdığım yazıları bir araya getirecektim. Seçime girerken bazı okurların işine yarayabilirdi.

Olmadı, bu yazılar değişik kitaplarda yayınlanmış olduğu ve  birkaç yayıncı ile sözleşme imzaladığım için hukuki sorun çıktı. Oysa bu kitapların çoğu artık bitmişti, piyasada yoktu. Buna karşın imzaladığım sözleşmeler yürürlükteydi. Dün noterden fesh ihbarnamesi gönderdim yayınevlerine ama yazıların kurtulması bir-iki yılı bulur. Benim için hayal kırıktığı oldu.

Bu durumda “Tarih, Tarihçilik, Fitne, Fitnecilik” konusunda, zihin açmak için, iki eski yazı daha yayınlamak vacip oldu. Bu iki yazının okunmasından sonra defteri şimdilik kapatacağım.

***

KARŞI DEĞİLİM AMA DESTEKLEMEM

Okuduğu yazarla sidik yarıştıran okurdan hiç mi hiç hoşlanmam: Hürriyet gazetesinde zibil gibiydiler, Aydınlık’ta tek tük var. 2000 yılında gazetede yeni yazmaya başladığım zaman böylelerine cevap verirdim. Acemilik ve saflıktan! Meğer kendilerine verdiğim özel yanıtları bir şekilde yayınlayıp “Bakın ben Özdemir İnce’yi nasıl madara ediyorum!” derlermiş

Bunu öğrenince okurların bu türden e-postalarına cevap vermez oldum. Buna karşın, kendilerini kanıtlamak, göstermek isteyenlerin e-postalarına engel koydum!

Bu engel koyma işine ne yazık ki yakında Aydınlık’ta da başlayabilirim!

“Kürtlerin (PKK’nın ve bir başka silahlı örgütün değil) federasyon ve bağımsızlık istemelerine karşı çıkmam ama kimse benden destek beklemesin” diye yazmama şaşırıyorlar, beni tutarsızlıkla suçluyorlar. Bakın, ben 2000 yılından bu yana Kürtler ve Kürtçülükler konusunda çok düşünmüş, çok yazmış bir insanım. Son 10 yılda yayınlanan kitaplarımı şöyle bir taradım, bu konuyu ele alan yazılarımı buldum: “Pazar Yazıları” 5 yazı, “100 Pazar Yazısı” 1 yazı, “Fesatlar Sarmalında Türkiye” 6 yazı, “Demokrasisiz Demokrasi” 21 yazı, “Yedi Canlı Cumhuriyet” 2 yazı, “Direnen Cumhuriyet”  7 yazı… Toplam 42 yazı… Gözümden kaçanlarla, öteki kitaplarımda yer alanlarla birlikte aşağı yukarı en azından 50 yazı, ki 150-200 sayfalık bir kitap eder. Henüz kitaplara girmemiş, sayısal olarak bir o kadar yazım Hürriyet gazetesi arşivinde duruyor. Taransın!

Bu yazıların çoğunun amacı, “Kürt Sorunu” bağlamında kullanılan sözcük ve deyimlerin doğru anlamlarını aramak, yabancı ülkelerden verilen örneklerin geçersizliğini göstermek, sorunla ilgilenenlerin duman altı olmasına engel olmaktı.

Kürt Sorunu çok ciddi bir iştir. Nabza göre şerbet verenlerin, “zamanın ruhu”na uygun yorum yapanların, Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerinden nefret edenlerin konuyu anlamaları mümkün değil! Bu nedenle herkes ağzından çıkan sözlere dikkat etmek zorundadır. Bu ülkede kimi goygoycuların kullandıkları “Türkiyeli”, “Türkçe şiir”, “Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı”, “anadilde eğitim-öğretim özgürlüğü” gibi deyişlerin ne anlama geldiğinin farkında bile olmadıklarına tanık olduk. Bilgiçlik ve demokratlık taslıyorlardı!

“Kürt Sorunu” kendini aydın ve enternasyonalist sanan hastaların “psikiyatri kliniği” değildir. Hiç kimse kendini “Kürt Sorunu” kürleriyle tedavi edemez.

Kimsenin yazmaya cesaret edemediği şeyler de yazdım: “PKK, TSK’yı yenerse bu iş fiilen biter, yoksa sorun müzakere masasında tartışılır ama bu masada eli silahlı PKK yer alamaz” diye yazdım. “Silah bırakmak”, “ateş kes” gibi, düşman devletler arasındaki savaşlarda kullanılacak deyimlerin kullanılmasına karşı çıktım. “Bir ülkenin ordusu, sıfatı ne olursa olsun, asilerle ateş kes yapmaz, karşılıklı silah bırakmak gibi bir şey olamaz” diye yazdım. “Kürtlerin özerklik, federasyon, bağımsızlık gibi isteklerine karşı çıkmam, ancak…” diye yazdım ve  o “ancak”ın içini doldurdum…

Silah bırakmamış PKK benim muhatabım değil. Ama partiler kanununa göre kurulmuş bütün partiler muhatabımdır. Partilerin beni muhatap kabul edip-etmemeleri benim umurumda bile değil, kendi bilecekleri iş, ben yazmam gerekeni yazarım ve benim yazdıklarımdan epeyce şeyler öğrenirler.

İşin püf noktası “Anadilde öğretim hakkı” isteğinde yatıyor. Çok anlamlı ve çok tehlikeli bir deyiş! Bir ülkenin resmi dilinden ayrı bir anadili olan vatandaş ve vatandaşlar, “Benim ayrı bir anadilim var o halde kendi anadilimde öğretim isterim” diye, dondurma isteyen çocuklar gibi tepinemez. Yani Kürtler de, üniter Türkiye Cumhuriyeti devletinin okullarında, bütün vatandaşlar gibi Türk dilinde eğitim ve öğrenim görürler.

Bu gerçeği sıradan vatandaşların anlamaması, anlayamaması mümkün. Anadilde öğrenimin ne anlama geldiğini Kürt kökenli vatandaşlara öğretmek görev ve sorumluluğu ilkin Barış ve Demokrasi Partisi’nin omuzları üzerindedir.

Hele herhangi bir BDP yöneticisi, BDP’li bir belediye başkanı “Anadilde öğrenim hakkı bizim temel ve vazgeçilmez hakkımızdır” derse, bunun anlamı çok açıktır: “Biz federasyon ya da bağımsız devlet istiyoruz” anlamına gelir. BDP’yi yönetenlerin ilkin bunu öğrenmeleri ve bu gerçeği ezbere bilmeleri gerekiyor. Bunu Özdemir İnce değil devletler hukuku söylüyor.

Ama kalkıp, hükümetle pazarlık masasına oturmadan “Biz bağımsızlık, olmaz ise federasyon istiyoruz!” dersiniz. Bunlardan birini elde ettikten sonra, Kürtçe anadilde öğretim yapıp yapamayacağınızı “saha”da görürsünüz, Barzani bölgesindeki uygulamaları incelersiniz.

Gördüğüm kadarıyla BDP yöneticileri, üzerlerine düşen ağır tarihsel sorumluluklara uygun konuşmuyorlar. Kullandıkları sözcük ve deyimler, sorumluluklarının ağırlığına hiç mi hiç yaraşmıyor. Kendilerine tavsiyem: Yazımda adını verdiğim kitaplarımda yer alan yazılarımı bulup okusunlar. Ancak o zamana kadar, “Anadilde öğretim hakkı” ile “Anadilin özgürce öğrenilmesi hakkı” arasındaki derin anlam farkını öğrensinler. Çünkü bu fark “birlikte yaşamak” ve “birlikte yaşamamak” tercihinin göstergesidir!

“Anadilde eğitim-öğrettim hakkı” =  Federasyon, bağımsız devlet (Birlikte yaşamamak).

“Anadilin özgürce öğrenilmesi hakkı” =  Üniter Türkiye Cumhuriyeti’nde birlikte yaşamayı tercih. Ancak, “tercihli ders” uygulaması bu hakkın kullanımını karşılamaz.

(“Sırrı Sakık Bey”e yarın bir çift sözüm var.)

(Aydınlık, 19  Haziran 2012)

***

AYIPTIR BAY SIRRI SAKIK!

Barış ve Demokrasi Partisi Muş Milletvekili Sırrı Sakık, BDP’ye “Kalleş!” diyen Başvekil RTE’yi yanıtlarken “Esas kalleşlik Cumhuriyet’in kuruluşunda Kürtlere yapıldı”  (Aydınlık, 31.05.2012) demiş. Mantık (aslında mantıksızlık) dediğin işte böyle olur: Sen sana “kalleş” diyenle (AKP ile) hesaplaşacaksın, üçüncü şahısların (Kurucu Cumhuriyet) ilgisi ne? Başbakan’ın ağzı kadar kafası da kıvrak olsaydı, Sırrı Sakık’ı kolayca mat ederdi. Çünkü o da Kurucu Cumhuriyet’ten, Cumhuriyet’in kurucu kadrosundan şikayetçi:  “Evet, Cumhuriyet kurulurken Kürtlere ve dindarlara kalleşlik yapılmıştır. O Başka! Ama Barış ve Demokrasi Partisi (BDP),  PKK ve Kürt Sorunu bağlamında durmadan kalleşlik yapıyor!” diyebilir(di).

Daha dün yazdım: Kürtlerin federasyon kurmalarına, ayrılıp ayrı bir devlet açmalarına karşı değilim, ama bu türden girişimleri kesinlikle desteklemem …  Kürtlerin kendi geleceklerine özgürce karar vermeleri en temel haklarıdır. Bunların nasıl olacağını dün yazdım. Ancak, Sırrı Sakık gibi bir BDP milletvekili “Eğer kalleşlik varsa, Başbakan dönsün Cumhuriyet tarihine baksın, kendisi görür, 1920’lerde  cumhuriyet kurulurken, ‘Bu cumhuriyet Kürtlerin ve Türklerin anayurdu’ diyenleri, sonra Kürtlere ihanet edenleri Başbakan iyi biliyor” derse, kurucuların ve  Cumhuriyet’in 1920’lerde uyguladığı politikalar konusunda kendisi gibi düşünen Başbakan’la değil, bizim gibi insanlarla külahları değişir.

Şimdilerde “Bu cumhuriyet toprakları Kürtlerin değil Türklerin anayurdudur” diyen mi var?

Tam anlamıyla gölgeme bastın tahriki! “Türkiye Türkiyelilerindir!”  dense, PKK dağdan mı inecek?  Siyasette dil oyunu yapmak son derece tehlikelidir.  Sen istediğin kadar Türk yerine Türkiyeli’yi kullan! Elin oğlu, Turc, Turk. Turco, Turkish demeyi sürdürecek. Biz onu dokuzu bırakıp koca öküze bakalım: Yakın dönem tarihine kafa yormuş insanlar, Sırrı Sakık’ın sözlerinin ne anlama geldiğini, hangi yalana dayandığını çok iyi bilirler:

1.Sekiz  maddelik Amasya Genelgesi’nde Kürtlerle ilgili herhangi bir madde yoktur.

2.Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar arasında Kürtlerle ilgili özel bir madde yoktur. Buna karşın iki karar çok önemlidir: A)Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, bölünemez. B) Doğu’daki altı vilayetin (Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır, Sivas) Osmanlı Devleti’nin ayrılmaz bir parçası olduğu, milli iradenin hakim kılınması gerektiği bildirilmiştir.

3.Sivas Kongresi  kararlarında da Kürtler için özel bir madde yoktur. Erzurum Kongresi’nin kararları aynen kabul edilmiştir.

4.Birinci B.M.M. öncesi, Kürtlerle ilgili bizim bilmediğimiz bir karar var da Sırrı Sakık mı bilmektedir? Belgeleriyle açıklamak zorundadır.

5.Mustafa Kemal ile Kürt önderler arasında Kürtlerle ilgili özel bir anlaşma mı yapılmıştır? Bay Sakık,  bir  bildiği varsa, belge göstermelidir.  “Kahve içerlerken,  Mustafa Kemal, Şeyh Falanca’ya Kürtlerin muhtar olacağını söylemiş” türünden dedikodu tarihçiliği olmaz!

6.Geriye kala kala “Atatürk’ün Bütün Eserleri”nin (Kaynak Yayınları) 14. Cildinin 263-306 sayfaları arasında yer alan ‘İzmit Kasrı Mülakatı” kalmaktadır. Burada yapılan basın toplantısında Mustafa Kemal “…Dolayısıyla başlı başına bir Kürtlük tasavvur etmekten ise, bizim Teşkilatı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir. O halde hangi livanın ahalisi Kürt ise onlar kendilerini muhtar olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye’nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade lazımdır.” (14. Cilt, S.273) demiştir.

7.Mustafa Kemal’in sözünü ettiği yer ise 1921 Anayasası’nın 11. Maddesidir. Bu madde özel olarak Kürtlerle değil  bütün ülkeyle ilgilidir. 1924 Anayasası’nda bu madde yer almamaktadır.

  1. 1921 Anayasası’nın 11.maddesiyle ilgili olarak Hürriyet gazetesinde yayınlanan üç önemli yazım var. Okunması hararetle tavsiye edilir:

-5.11.08 – “1921 Anayasası’nın Gerçek ve Doğruları”.

-7.11.08 – “1921 Anayasa’sının 11. Maddesi”.

-21.11.08 – “1921 Anayasası’nın Özerklik Maddesi Neden Değişti?”

9.Sırrı Sakık, Cumhuriyet’i kuranların Kürtlere kalleşlik ettiğini iddia etmektedir ama bu iddiası tezvîrâttan ileri gidemez.

Cumhuriyet, Kürtlere hiçbir surette kalleşlik etmemiş, tam tersine onlara kibar davranmıştır. Bu anlamlı kibarlığı iki bağlamda değerlendirebiliriz:

1.Bilindiği gibi, Ermeni Tehciri, Ermeniler ve yandaşları tarafından “Türklerin Ermenilere Yaptığı Soykırım” olarak adlandırılmaktadır. Söz konusu “Türkler”, aralarında Kürtler de olmak üzere Müslüman Osmanlı vatandaşlarıdır. Cumhuriyet, Ermeni tehciri sırasında yapılan katliamların çoğunluğu Kürtlerden oluşan çeteler tarafından yapıldığını  hiçbir zaman ileri sürmemiştir. Bazı yazarlar, Ermeni katliamını Kürtlerin yaptığını iddia etmelerine karşın, bu iddia devlet tarafından hiçbir zaman benimsenmemiştir.

Bununla birlikte, Bay Sırrı Sakık’ın Justin McCarthy’nin  Ölüm ve Sürgün  (İnkilap Y.) adlı kitabının  “Kürt Aşiretleri” bölümünü (S.200 ve devamı) ile Margaret Macmillan’ın Paris 1919, Paris Barış Konferansı (ODTÜ Yayıncılık) adlı kitabında 435.sayfanın önünü ve arkasını okumasını tavsiye edeceğim.

  1. Kürtçü militanlar, katkı payları konusunda akıl almaz abartılara baş vururlar, ama Kurtuluş Savaşı, “Sınırlı Sorumlu Türk & Kürt Yapı Kooperatifi”  tarafından yapılmamış, bütün Türk Ulusu tarafından kazanılmıştır. Bu zaferde kuşkusuz Kürtlerin de payı vardır. Hürriyet gazetesinin  28 Ağustos 2009 tarihli sayısında yayınlanan  “Kurtuluş Savaşında Şehitlerimizin İllere Göre Dağılımı” adlı yazım Bay Sırrı Sakık’a çok yardımcı olacaktır.

NOTA BENE:

Bay Sırrı Sakık, “Kürt sorunu”na olumlu katkıda bulunmak  istiyorsa, benim bu konudaki yazılarımı mutlaka okumalı ve “Anadilde Öğretim”in ne anlama geldiğini mutlaka öğrenmelidir. Bu sorun, geçmişe ait yalan ve tevatürlerle değil, günümüzün bağlamları içinde çözülür.

(Aydınlık, 20 Haziran 2012)

***

Açılım siyasetinde ne Kürt tarafı (Öcalan, PKK ve HDP) ne AKP hükümeti samimi ve gerçekçi. İki sözde cambaz bir ipte oynamaya çalışıyor.

İşi basitleştireceğim: AKP hükümeti durmadan demokratikleşmekten söz ediyor ve demokratikleşme paket ve torbaları çıkartıyor ama 12 Eylül faşist rejiminin seçim kanununu ve %10  barajını değiştirmeye yanaşmıyor. Seçim kanunu ve %10  barajı güya siyasi ve ekonomik istikrar sağlıyormuş. Ekonomik ve siyasi istikrar bu ise yandık ki ne yandık. Başyüce R.T.Erdoğan gerçek istikrarı  (!) yakalamak için hızla Başyücelik Rejimi’ni kurmayı sürdürüyor. Bu rejimde kendisinden başka hiçbir güç olmayacak.

Kürt tarafının gerçekten ne düşündüğünü bilmiyoruz. Her seçimden önce kuzu gibi boynunu AKP’ye uzatıyor. Kürt tarafının elinde gerçekten bir tek silah var: AKP’ye, “Kenan Evren’in seçim kanunu ve %10 barajı kaldırılmadan sizinle açılımla, barışla ilgili hiçbir şey görüşmem!” demesi.

Silah bırakmamayı koşul olarak öne süreceksin, ama AKP’yi köşeye sıkıştıracak ve seni yüzde yüz haklı duruma getirecek bir cümleyi koşul olarak kullanmayacaksın. Neden?

Geç kalmış sayılmazsın, her şeye karşın bu koşulu yarın öne sürebilir, AKP’ye meydan okuyabilirsin!

Yoksa barajsız bir seçime girmekten korkuyor musun?

Özdemir İnce

10 Aralık 2014

 

 

 

 

 

 

“TARİH, TARİHÇİLİK, FİTNE, FİTNECİLİK (10)” üzerine bir düşünce

Yorumlar kapalı.