TARİH, TARİHÇİLİK, FİTNE, FİTNECİLİK (9)

 

 TARİHİ ÇARPITMAK

 (4)

30 Aralık 1918’de kurulan Kürdistan Teâli Cemiyeti’nin  yapıp-ettikleri bilinmeden Kürt Sorunu’nu doğru değerlendirmenin olanağı yoktur. Tarih tarafından kanıtlanmıştır ki bu dernek İngiliz emperyalizmiyle işbirliği yapmış, Sèvres Antlaşması’nı ve Anadolu’da bağımsız bir Kürt devleti kurabilmek için bağımsız Ermeni devletini desteklemiş; bu amacına kavuşmak için Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkıp İstanbul hükümetinin yanında yer almış; İngilizlerle birlikte Koçgiri  (6 Mart 1921) isyanını kışkırtmış; Lausanne Antlaşması’nın sonuçlarını kabul etmemiş; başta Şeyh Said İsyanı (13 Şubat 1923) olmak üzere, Cumhuriyet  döneminde çıkan bütün Kürt isyanlarına analık etmiş…

1919’da başlayan Türk-Kürt Müdafaai Hukuk Hareketi, Şeyh Said İsyanı ile fiilen sona erdi. Bu tarihten sonra Kürt sorununa, günümüze kadar, Kürdistan Teâli Cemiyeti’nin ideolojisi egemen oldu. PKK, Kürdistan Teâli Cemiyeti’nin silahlanmış halidir. Televizyonlarda çıkıp yobazcasına konuşanların büyük bir bölümü Kürdistan Teâli Cemiyeti’nin görevli ya da  gönüllü  sözcüsü durumundadır. Türk-Kürt Müdafaai Hukuk Hareketi, ne yazık ki, 1925 yılında sona ermiştir.

1925 yılında Şeyh Said İsyanı çıkmasaydı, daha sonra CHP’nin tek parti rejimi, ardından Demokrat Parti’nin demokratik (!) düzeni  Kürt bey, şeyh ve ağalarıyla işbirliği yapmayı tercih etmeseydi, Kürt Sorunu ne olurdu? Bu konuda ancak soru sorup tahminler yapabiliriz. Ancak şunu söyleyebiliriz: “Kürt” sözcüğü, nüfus ve tarihsel rol ve eylem itibariyle,  resmi belgelerde kurucu unsur olarak yer alamazdı.

Anadolu’nun bir teneke üniversitesinden, televizyon bülbülü haline getirilmiş bir gariban öğretim üyesi bangır bangır bağırıyor: “Beni kimse zorla Türk yapamaz, ben Kürt’üm!” diyor. İnsan ister-istemez “Dünyada bir Kürt devleti var da biz mi bilmiyoruz?” diye düşünüyor. Kürt devleti yok. O halde nasıl Kürt oluyor? Bir egemen devlet “senin” etnik tercihlerine bakmaz. Vatandaşı olmak hakkına sahipsen sana “senin” siyasal üst kimliğinin simge ve belgesi olarak “sana” bir kimlik ve pasaport verir. “Sen” o siyasal üst kimliğin belgelerini taşımaya layık olmasan da…

Ama gariban öğretim üyesi, tıpkı bir şımarık çocuk gibi, “Bana ne, bana ne, ben Türk değilim, Kürt’üm!”  diyor. İşin kolayı var: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkar ve (varsa) bir Kürt devletinin vatandaşı olur. Belki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayı ilginç bulmuyordur, o zaman isterse Almanya vatandaşı olur, ama gene Kürt olamaz, Alman olur.

Demek ki Kürt olmak için, hemen bir Kürt devleti kurmak zorunda!

Bu türden hırdavatlar Türk olmaktan neden bunca nefret ediyorlar? Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce  Osmanlı İmparatorluğu’nun bir tebaası olarak bir “Osmanlı” ve dolaylı da olsa bir “Türk” idi. Mensup olduğu etnik aşiret Osmanlı devletinin bir vassalı (Kul, uyruk,  bağlı, bağımlı) idi. Kendi başına herhangi bir hukukî ve hükmî şahsiyeti bulunmayan bir konum.

Hiçbir ortağı bulunmadan Osmanlı devletini kuran insan topluluğunun adı da “Türk”. Osmanlı devletine yabancılar “Türk İmparatorluğu” diyorlar. Sèvres Antlaşması’nda  bile “Türk” sözcüğü var. Abdülhamid’e muhalefet eden Osmanlılar’a  bütün dünya “Genç Türkler” (“Jeuns Turcs”) adını takmış. Aralarında Arnavutlar,  Araplar, Kürtler var. Ama “Genç Türkler!”

Osmanlı devletinin yıkıntısı üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran öncü ve kurucu, asker ve sivil kadronun içinde Arnavutlar,  Araplar, Kürtler, Çerkesler var. Ama bir tek adları var dünyada: “Kemalist Türkler”.

Biraz kırıcı olacak ama olsun: Bu tarihsel bağlam içinde Türkiye Cumhuriyeti kurulurken “Kürt” esas oğlan, yani “asli kurucu unsur” değildi. Asli unsur, içinde onlarca etnosun yer aldığı bir siyasal üst kimlik “Türklük” vardı. Şimdi biri çıkmış, “Jenerikte benim de adım olsun!” diyor. Ama kardeşim, “Kürtlük” yaşadığı coğrafyada hiçbir zaman bir siyasal üst kimlik olmadı ki!..

Sonuç olarak geçmişte olanları unutmak ve bir “tabula rasa” üzerinde konuşmak gerek. “Kürt”ün, “Cumhuriyet kurulurken hakkım yendi” saplantı ve yanılsamasından kurtulması gerek.

Kürdistan Teâli Cemiyeti’yle yüzleşmesine de gerek yok. Ama bu cemiyetin kendisine yaptığı kötülükleri bilmesi yeter.

Gerçekten demokratik bir anayasa ve demokratik yasalarla donanmış devlet örgütü, bütün vatandaşlar için, eşitlik ve özgürlük cansuyunu sağlayabilir. “Kürt”ün bonus olarak özel anayasal güvence istemesi epeyce kapris olmaz mı?

Üniter devlette egemenlik bölünemeyeceği için Türkiye’nin belli bir bölgesinde Kürtçe eğitim-öğretim  de mümkün değil. Böyle bir şeyi AKP bile “hulle” ile mümkün kılamaz.

O halde “Kürt” Türkiye’den ayrılmak istemiyorsa, “Anadilde eğitim-öğretim” iddiasından vazgeçecek ve “Anadilini öğrenme özgürlük ve hakkı”nın tam anlamıyla uygulanmasını isteyecek. Ya da bölgesel özerklik, federasyon yahut bağımsız devlet .

Dünkü yazımdan bir bölüm aktaracağım: “10 Şubat 1922 günü ‘Kürdistan’a Özerklik’ adı altında bir yasanın kabul edildiği iddia edilir ama böyle bir yasanın kabul edildiğine dair herhangi bir kanıt ve kayıt bulunmamaktadır. Kabul edildiği iddia edilen yasanın 15. maddesi şöyledir:

‘Türkçe, yalnızca Kürt Millet Meclisi’nde, Valilikte ve Hükümet idaresinde kullanılır. Bununla birlikte Kürtçe okullarda öğretilebilir ve Valilik, ilerde Hükümetin resmi dili olarak tanınması yönünde herhangi bir talebe temel oluşturmamak şartıyla Kürtçe kullanmayı özendirebilir’.” (Doğu Perinçek, Kurtuluş Savaşında Kürt Politikası, 3 baskı 2010. s.379)

Yorumlayalım: Kürtçeyi öğretebilirsin, öğrenebilirsin ama onu eğitim ve öğretim dili haline getiremezsin. (26 Nisan 2014)

 (5)

KÜRDİSTAN (KÜRT) TEALİ CEMİYETİ

Ağızlarının suyu akarak tarihle yüzleşme seferlerine, cihadlarına  çıkıyorlar ama hiçbirinin aklına “Kürdistan  (Kürt) Teali Cemiyeti” gelmiyor. Aceba neden?

Kürdistan ya da Kürt Teali Cemiyeti Osmanlı Devleti’nin son döneminin en hain siyasal oluşumlarından biri. İlk üçe girer. Bu konuda son on yılda benden başka birinin özel yazı yazdığını, yazılarında değindiğini anımsamıyorum. Her önüne gelen Kürt Sorunu’ndan söz ediyor ama hiç kimse Kürtistan Teali Cemiyeti’nin adını anmıyor. Sadece romancı Erendüz Atasü (Cumhuriyet, 04.04.2013) kısa da olsa değindi. Bunu da şükür.

Bir önceki yazıma, “30 Aralık 1918’de kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin  yapıp-ettikleri bilinmeden Kürt Sorunu’nu doğru değerlendirmenin olanağı yoktur” diye başlamıştım. Şimdi, 8 yıl öncesine dönelim ve Hürriyet gazetesinde (16.09.05) yayınlanan “Kürdistan Teali Cemiyeti” başlıklı yazımı okuyalım:

[KÜRDİSTAN TEALİ CEMİYETİ

Kuruluş Tarihi: 17 Aralık 1918. Kuruluş yeri ve merkezi: İstanbul, Cağaloğlu ‘İçtihat Evi’ yanında.

Kurucu ve yöneticiler: Reis, Seyyit Abdülkadir Efendi (Şeyh Abdullah Efendizade), Hüseyin Şükrü (Baban) Bey (Genel Yazman), Dr. Şükrü Mehmet (Sekban) Bey, Muhiddin Nábi Bey, Babanzade Hikmet ve Aziz Bey. Tarık Zafer Tunaya, Hürriyet Vakfı Yayınları (1986) tarafından yayınlananTürkiye’de Siyasi Partiler ( Cilt: II, Mütareke Dönemi) adlı kitabında bu konuyla ilgili olarak şunları yazıyor: ‘Yöneticilerin isimleri burada tamamlanmıyor. Bu isimleri Ord. Prof. Şükrü Baban’la 1 Temmuz 1976 tarihli konuşmamızda saptadık. Tam listeyi saptamak olanağı bulamadık. Kurucu, yönetici, faal üye olarak şu isimlerin de eklenmesi gerekir: Kâmran Âli Bedirhan, Necmettin Hüseyin, Kürt Amele Reisi Reşit Ağa, vb. (S.186-187) İşgal ve parçala(n)ma girişimleri Mütareke (Mondros Mütarekesi) döneminin siyasal yaşamı üzerinde etkili olmuşlardır. Bu ortam Doğu ve Güneydoğu’nun Kürt asıllı feodallerini ve politikacılarını da harekete geçirmiştir. Kürdistan davasının bazı temsilcileri de, Osmanlı mirasını kapışma furyası içinde, kendilerine hem pay, hem de koruyucu aramışlardır. Bölgeye ve sorunlarına egemen olmak, İngiliz politikasının ana çizgisidir. Bu politikanın bölgesel ajanları olarak yeni Lawrence’ler sahneye çıkartılır. Sınırlarını İngiltere’nin çizeceği Kürdistan devleti için Şeyh Mahmut Elberzenci ile diyalog kurulur. (S.187-188) İngiltere’de aradığı koruyucuyu bulan Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC), ayrılıkçı ideolojisine bağlı olarak Ermeniler tarafından ‘tehcire uğramış Kürtlerin’ yerlerine döndürülmesini, Kürdistan’a Kürt memurların atanmasını istemiştir. İngiliz kontrolü altında kurulmuş olan Kürt hükümetiyle ilişki kurmak için çalışmalar yapmıştır. KTC, amacının ancak Sevr Adlaşması’yla gerçekleşebileceği kanısında olduğu için, özellikle Güney Anadolu ve Irak bölgesine egemen olan İngilizlerden yana olmuştur. Bu nedenle İngilizlere ‘derin ve samimi bir itimatla’ bağlanmayı öngörmüştür. Anadolu’da şubeler açarak ‘Câmia-i Osmaniye’den ayrılma isteği ve İngilizlere yönelik eylemleri İstanbul hükümetlerini kızdırmıştır. Cemiyet, kendisini Kürt davasının tek ve gerçek temsilcisi saymış, İstanbul’a gelen Amerika heyetiyle bu sıfatla ilişki kurmuştur. (S.191) Kürdistan Teali Cemiyeti, Ermenistan’ın kuruluşunu tanımış, Sevr Andlaşması kanalıyla İngilizlere tamamen bağlanmıştır (S.196-197). Cemiyet bu haliyle PKK’nın ilham kaynağı olmuştur. Kürtler için Cumhuriyet’in iki kurucusundan biri olmak zırvasını savunanların, Tarık Zafer Tunaya’nın adını verdiğim kitabından ‘Kürdistan Teali Cemiyeti’ bölümünü okumalarını salık veririm.]

Kürdistan Teali Cemiyeti ile PKK arasında kimse devamlılık ilişkisi kurmadığı için, 7 yıl 7 ay 24 gün sonra konuya dönmek zorunda kalıyorum.

Koçgiri (1921) ayaklanmasında  baş rol oynamış olan Baytar Nuri (Dersimî) Kürt Teali Cemiyeti üyesidir. Aynı Baytar Nuri Suriye’de kurulmuş olan, 2.Ağrı İsyanı’nın (1927) kışkırtıcısı ve Ermeni işbirlikçisi Hoybun Cemiyeti’nin yöneticisidir.

Bu arada kuşkusuz Said Nursî’yi unutmamak gerekir. Said Nursî, İstanbul’da, Kürt Neşr-i Maarif  Cemiyeti’nin  kurucuları arasında yer almıştır. (Türkiye’de Siyasi Partiler, Cilt II, s.215)  İngiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Bağdat’tan yazılan gizli raporda, Kürtleri Türklere karşı kışkırtarak ayaklandırmak amacıyla kurulmuş olan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucuları arasında Said Kürdî (Nursî)’nin de adı geçer.

Kürtçü ve İslamcı Altan Tan Kürt Sorunu (Timaş) adlı kitabında Kürt Teali Cemiyeti’nin ihanetlerinden hiç söz etmez ama gerçek dışı, zihin bulandırıcı şeyler yazar ve kirli çamaşırları yıkamaya çalışır. Güya Cemiyet’in radikal kanadı Bedirhanîler Osmanlı devletinden ayrılmaktan yanaymış, ama Seyyid Abdülkadir’in temsil ettiği İslamcı kanat

Türklere yardımcı olmuş. Güya Seyyid Abdülkadir, Sèvres’e karşı çıkmış (s.159).

Peki, Paris Konferansı’nda Ermenilerle anlaşan Şerif Paşa’yı destekleyen Şeyh Seyyid Abdülkadir değil mi? Altan Tan, Baytar Nuri’yi (M.Nuri Dersimî) tanık göstererek şöyle yazıyor: “Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı boyunca bütün güçleriyle birlikten ve beraberlikten yana tavır koyan Seyyid Abdülkadir ve oğlu, 1925’te Şeyh Said Hareketi’nde isyan ile ilgili, tesbit edilen hiçbir katkıları olmamasına rağmen idam edildiler.” (s.159)

Şıracının tanığı kim? Koçgiri Ayaklanması’nın ikinci adamı Baytar Nuri. Seyyid Abdülkadir kim? Kürt Teali Cemiyeti’nin kurucu başkanı. (29 Nisan 2013)