TARİHİN ZUMZUĞU

15 gündür fena halde hastayım. Hastalık yüzünden değil yanlış muameleden dolayı birkaç kez ölümün kapısından geri döndüm ama 5-6 yaşimda bir yıl yarı komada kalmam dışında, 15 gün süren yatak veremi olmadım böyle. Bu, ihtiyarladığımın kesin belirtisi.

Tarih benimle çok uğraştı, beni bir “şey”i anlamaya zorladı. 1946’dan bu yana tamı tamına 70 yıldır ona görgü tanıklığı ettim. Bu nedenle Devlet Bahçeli’nin akıbetini merak etmiyorum.  Belli! Tarih budala takımını karpuz gibi sırtından atar.

Okumanıza sunduğum yazı 17 Haziran 2009’da Hürriyet gazetesinde yayınlanmıştı. Şiir, edebiyat, felsefe ve tarihin iç içe girdiği diriltici, göz açıcı bir yazı.

Tarihten ders alsalardı, Türk askeri Suriye’de sonu belirsiz bir maceraya girmek zorunda kalmazdı. Mikro milliyetçilik ile irredantist milliyeççilik karşılaşınca  işte böyle olur. Ha bir de şu var: Tarihin hiyerarşisinde amir memurun işine el koyamaz. Gündelik savaş raporunu her sabah Genel Kurmay’ın görevlendiği bi subay okur.

Özdemir İnce

29 Ocak 2018

***

BEN BİR BAŞKASIDIR

Yaş ölçü alınırsa çağdaş şiirin dört kurucusundan üçüncüsü  “Bir başkası benim” derken dördüncüsü “Ben bir başkasıdır” der. Üçüncü Comte de Lautréamont ile dördüncü Arthur Rimbaud 19.yüzyılın ortalarında kim olduklarını tanımlarken, biri  20’li yaşlarına yeni girmişti, öteki henüz girmemişti bile.

Adam olan adam, ilkellikten kurtulmuş adam, çağının çağdaşı adam kimliğini ancak bir tek cümle ile özetleyebilir : “Ben bir başkasıyım !”

Adam olan adam, ilkellikten kurtulmuş adam, çağının çağdaşı adam bir başkasını ancak bir tek cümle ile özetleyebilir : “Bir başkası benim !”

Her yaz tatilinde köye dönüp hava atan Nilüfer Göle, söyleşi partilerinden vakit bulup da şu iki cümleyi açıklarsa çok sevineceğim. Ya da gazetelerin okuma-yazması olan söyleşici kızları yukarıdaki iki cümleyi bir kenara yazıp uygun bir zamanda kendisine sorarlarsa.

Lautréamont ile Rimbaud, kendilerini ve başkasını tanımlarken varoluşsal (ontolojik) ve kültürel bir kaygıya cevap aramaktaydılar. Siyasal bir kaygıları bulunmakta mıydı ? Bu tartışılabilir. Tartışılabilir, ama dikkatinizi çekmek isterim, Comte de Lautréamont, Montevideolu (Uruguay) bir Fransız olduğunu söylemiyordu. Katolik bir Fransız olduğunu söylemek Arthur Rimbaud’nun aklına bile gelmiyordu. Ancak bir şiirinde Galyalı atalarından söz eder ki Galyalılar ne Fransızdır ne de Katolik.

Kimlik ulusal planda dine ve etnisiteye indirgendiği zaman ilkelleşme de başlamıştır. Hele cemaatlere indirgendiği zaman aşırı ilkellik gemi azıya almıştır.

İlkellikten kurtulmuş insan kendisine kim olduğu sorulduğu zaman “Ben benim!” der, böyle demelidir, demek zorundadır.

“Türk-Müslümanım!” ya da “Müslüman-Türküm!” demez, diyemez. Çünkü Müslüman olmadan da, Türk olmadan da “Ben” olmak mümkündür. Aslına bakarsanız bu bir zorunluluktur.

“Ben” olmuş, olabilmiş sürü insanı artık bir birey olmuştur, tekilleşmiştir. Buna özgürlük denir. Bu konuda, öteki ile yatıp beriki ile kalkan âlimlerimize Paul Ricoeur’ün “Bir Başkası olarak kendisi” (“Soi-même comme un autre”, Le Seuil, 1990) kitabı  tavsiye olunur.

Dine ve etnisiteye, dinsel ve etnik cemaatçiliğe indirgenmiş olan kimlik artık kolektif (ortak) kimlik olmuştur. Fotokopi ile çoğaltılabilir. Böyle bir tuzağa düşen kişi artık bir daha bireyselliğini, “ben”liğini zor kazanır. Cemaat ve tarikat şeyhleri, etnik cemaat liderlerinin tam istediği adam suretidir bu !

İnsanlık kolektif kimlikten bireysel kimliğe gelmek için milyonlarca yıl ter döktü; sürüsel yığışımın yerine özgürlerin birliğini getirmek için milyonlarca yıl kan döktü. Şimdi postmodern küreselleşme ya da küresel postmodernizm bütün kültür(s)el yapıları aynı düzeye indirgerken insanın milyonlarca yılın emeğini yok ediyor.

İş böyle olunca da kültürel farklılıklar ve alt kimlikler bütün değerlerin üzerine çıkıyor. Düşmanlaşıyor. Oysa,  alt kimlikler ulusallık havuzunun dışına düştüklerinde kendilerini kurt kapar. Günümüzde kültürel farklılıklar ile alt kimliklere dayalı ideolojilerin ipleri yeni emperyalizmin elindedir. Kimilerinin başı emperyalizm afyonuyla öylesine döner ki “Ağam gel bir devlet kurak !” dediği zaman devletin kurulacağını sanmaya başlar.

(HÜRRİYET, 17 HAZİRAN 2009)