TEK ADAM YÖNETİMİ BAŞYÜCELİK DESPOTİZMİDİR

TEK ADAMIN TALİMATLARI

“Başyücedir, siyasetçidir, dilediğini, istediği gibi söyler!” demeyin, eğer ilhamını Necip Fazıl Kısakürek’in  “İdeolocya Örgüsü”den alıyorsa, tam yetki ile her konuda talimat verebilir, kararname çıkartabilir. Bu sitede 29 Ocak günü yayınlanan “Münekkid Başyüce’yi Tenkid” başlıklı yazım şöyle başlıyordu.

«Artık anlaşıldı: Başyüce edebiyat ve sanatı da kendisine bağlamak istiyor. Bu hususta kararlı görünüyor. Haydi bakalım! Ama önce Erdinç Çelikkan’ın Ankara’dan verdiği ilginç haberi (Hürriyet Gazetesi, 29 Aralık 2016) okuyalım. Ama ben haberin arasına girip kendi görüş ve eleştirimi yazacağım.

Başyüce R.T.Erdoğan bu kez benim özel alanım olan “Sanat ve Edebiyat”a el atıyor. Ömrümün 65 yılını verdiğim bu alana destursuz giren kişi her kim olursa olsun benden lâyık olduğu cevabı alır; ona ancak “Bir kimse” muamelesi yaparım. Çöplüğümüzde ötmeye kalkışarak bize meydan okuyan kim olursa olsun:»

Bu kez de aynı Erdinç Çelikkan’ın 10 Şubat 2017 tarihli  Hürriyet gazetesinde  “HER TÜRK ŞAİR DOĞAR”  başlıklı bir haberi yayımlandı. Onu da okuyalım. Geçen yazıda kullandığım yöntemi bu kez de kullanacağım:

«Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülleri törenindeki konuşmasında, şiir sevgisinin Türk milletinin genlerinde olduğunu belirterek “Hani ‘Her Türk asker doğar’ diye bir söz var ya, onun doğrusu ‘Her Türk şair doğar’ olmalıdır” dedi.

Türkiye’nin 14 yılda yaşadığı dönüşümün en zayıf halkalarının eğitim ve kültür olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, törendeki konuşmasında özetle şunları söyledi:»

ÖZDEMİR İNCE: Cumhurbaşkanı yakındığı dönemin iktidar partisi AKP idi. Kendileri de bu partinin genel başkanı ve başbakanı idi, şimdi de cumhurbaşkanı… O halde bu zayıf halkanın sorumlusu kendisi ve AKP hükümetleri. Eğitim ve kültür ancak çok seslilik ve günümüzde “laik” ortamda gelişir ve ürün verir. Tevhid-i Tedrisat’ın (Öğrenim Birliği) cebren ve hile ile fiilen ilga edildiği bir toplumda okullar ve sanatsal  ortam iğdiş olur. Ama gerçek sanat ve edebiyat, cesur ve özgür düşünceli edebiyatçı ve sanatçılar sayesinde gelişir  ve var olur. Nitekim öyle olmuştur: Resim, heykel, müzik ve sinema alanlarında ve edebiyatın bütün dallarında (şiir, roman, öykü, deneme…) herhangi bir gerileme söz konusu değildir. Ama, bunlar Başyüce’nin ilgi alanı dışındadır. Kendileri, islamcı, sağcı, muhafazakar sanat ortamından söz ediyor. Bu gerileme ve zayıflamanın tek ilacı var: Eğıtim ve öğretimin tez elden tekrar laikleşmesi, İmam-Hatip okullarının genel öğretim kurumları olmadığının anlaşılması ve bu okulların yasada olduğu gibi sadece Diyanet İşleri Başkanlığı için elemen yetiştirmesi. Başka çare yok. Mevcut öğretim devam etse de laik ve özgür sanat ve edebiyat her engele karşın, yavaş da olsa gelişmesini, sürdürür.

“MATEMATİKTEN felsefeye, mimariden edebiyata, hukuktan sağlığa kadar her alanda insanlığın bugün sahip olduğu birikimin temeline baktığımızda hep ecdadımızı görürüz. Millet ve devlet olarak hedefimiz işte bu mirasın üzerindeki külleri üflemek, yeniden öncü ve önder konuma getirmektir. Gençlerimizin dinledikleri müziğe, seyrettikleri filmlere, okudukları kitaplara, giydikleri kıyafetlere kadar hayatlarının her safhasında bunların izini görmek mümkündür.”

ÖZDEMİR İNCE: 1923 öncesinde ve uluslararası platformda ne felsefe, ne edebiyat, ne hukuk ne de sivil mimari alanında evrensel bir değerden söz etmek mümkündür. Ecdat mirası denen şeyin üzeri küllü değil. Üzerinde çağ dışı olmanın betonu var.

“Ülkemizin sıkıntısı son birkaç asırdır diğer medeniyetlerle, kültürlerle olan iletişimini tek taraflı yapmış olmasıdır. Sadece aldık ne yazık ki sadece takip ettik. Güvenlik önemlidir ama sanatı ihmal ederseniz hedefinize ulaşamazsınız. Ekonomi önemlidir ama kültürü ihmal ederseniz aynı neticeyi verir, gerçeğin farkındayız. Yeni Türkiye’nin inşası çalışmalarında diğer medeniyet unsurlarıyla birlikte kültür ve sanata da özel önem veriyoruz. Bir yandan geleneksel sanatlarımıza sahip çıkma ve ihya etme diğer yandan bunları çok daha ileriye taşıma konusunda seferberlik ruhuyla çalışmalıyız..”

 ÖZDEMİR İNCE: Kültür ve sanat ürünleri tarım ürünleri gibi ihraç edilmez. İhtiyacı olan toplumlar eğer değer veriyorlarsa o ürünleri ithal ederler, bedelini ödeyerek alırlar.Kültür ve sanat ihmal edilmişse bunun nedeni çağdaş ve özgür düşünce ve okullar ihmal edilmiş, engellenmiştir. “Geleneksel sanatlar” ömrünü tamamlamıştır, yeniden üretilirse çağdaş sanat niteliğine sahip olamazlar. Minyatürle, ebru ile, divan ve halk şiiri ile yeni ve çağdaş bir şey üretmek mümkün değildir. İstediğiniz kadar seferberlik yapın, paralar yatırın, talimatlar verip emirler yağdırın, hepsi boşuna, havaciva… Önce kafa ve imgelem tarzı değişecek… Çağdaşlaşacak, özgürleşecek,  doğmaların (nasların) pranga ve zincirlerini parçalayacak… Siz bunları görüp saygıyla ayağa kalkacaksınız. Heykel parçalatmayacaksınız! Buyurun! Halep oradaysa arşın burada.

“Ülkemizin geçtiğimiz 14 yılda yaşadığı büyük dönüşümün en zayıf halkalarını ne yazık ki eğitim ve kültür oluşturuyor. Bu konularda hayal ettiğim düzeylere ulaşamamış olmamızdan dolayı fevkalade müteessirim. Bu bir özeleştiridir ama gerçektir. Önümüzdeki dönemde bu alanlara özel önem ve öncelik vererek hem eksiklerimizi tamamlamak hem de çok daha büyük başarılara imza atarak bu eksiğimizi gidermeliyiz..”

ÖZDEMİR İNCE: Söz konusu hayal kırıklığı ancak söylediklerimin dikkate alınmasıyla, değerlendirilmesi ile giderilebilir. İslamcı kafayla, Necip Fazıl önderliğinde olmaz!

“Nesrin Sipahi hanımefendi Türk musikisi alanında gerçekten abide bir isim. Türk musikisinin geniş kitleler tarafından sevilmesinde kendisinin çok büyük emeği, katkıları oldu. Şiir sevgisi bizim milletimizin adeta genlerinde vardır. Hani ‘her Türk asker doğar’ diye bir söz var ya onun doğrusu ‘her Türk şair doğar’ olmalıdır”.

ÖZDEMİR İNCE: Her Türk bir insan olarak doğar. Ama ve ancak, olumlu, özgür ve çağının çağdaşı bir ekolojik ortam bulursa her şey olabilir.

“GENÇLERİMİZDEN kültürün, sanatın, edebiyatın, bilimin her alanında çok daha aktif olmalarını beklediğimi belirtmek istiyorum. Gençlerin sahip çıkmadığı, içinde olmadığı hiçbir projenin hiçbir faaliyetin toplumlar için kalıcı kazanıma dönüşmesi mümkün değildir… »

ÖZDEMİR İNCE: Gençlerin; kültür, sanat, edebiyat ve bilimin her alanında “daha aktif” olmaları için, ilkin AKP’nin bağnaz ve gerici politikalarının bukağı ve zincirlerinden kurtulmaları gerekir. İlkin  “din” kendi sınırlarına çekilip, okul, kışla ve adliyeyi boşaltacak ve “Cami” çağdaşlaşacak, din adamı caminin dışına adım atmayacak.  İmamokrasi yerini demokrasiye bırakacak.  Nüfusu 500 binden  az yerleşim yerlerindeki üniversiteler kapatılacak. “Çağdaşlık” ilke ve model olacak ve PİSA sınavında ilk 10 ülke arasında yer bulunacak. Kızlar ve erkekler aynı mekanlarda eğitim ve öğrenim görecek. 1923 Cumhuriyeti’yle dost olunacak. Bilmem anlatabildim mi?

***

Çok güzel! Başyüce’nin ağzından şeker-bal akıyor. Ama ne yazık ki bilim, edebiyat ve sanat konusunda yeterli bilgi ve deneyimi yok. Bu nedenle işbu konuda basit bir bilgi  metni sunalım: Başyüce’nin esef ettiği konuda, Burak Abakay’ın Ayrıntı Yayınları’ndan yayıncı İlbay Kahraman ile yaptığı bir söyleşi yayınlandı (BirGün gazetesi, 15.02.2017). Keşke okuyabilseydi, belki yararlanırdı.

[» SORU: Okur sayısı üzerinde etkili olan bir parametre olarak eğitimden söz edebilir miyiz?

CEVAP: En başta eğitim. Neden eğitim? Çünkü biz kültür yayıncılığı yapıyoruz. Belli bir bakış açısı gerektiren yayınlar üretiliyor. Bunun bir yan dalı da politika. Yani dünyaya politik bir bakış açısıyla bakmalısınız ki, bizim yayınlarımıza ilgi duyasınız. İnsanlar giderek politikadan soğutuluyor, politikadan korkar hale geliyor. Babalar böyle düşünüyorsa, çocukları da bundan azade yetiştiriliyor. Üçüncü bir şey, devletin kültür politikaları da buna uygun değil. Devlet daha çok tebaa yetiştirmeye çalışıyor. Bu dönemlerde de çok rahat görebiliyorsunuz. Bir işaret verildiğinde sürüye katılacak koyunlar istiyor. Biz hiçbir zaman koyun istemiyoruz. Tam aksine başkaldıracak, kendisi olacak ve hayır diyebilecek bir okur kitlemiz olsun istiyoruz. Bu da bu sistemle çelişen bir şey.

» SORU: Yayınevlerinin bu konuyla alakalı bir özeleştirisi var mı?

CEVAP: Mutlaka vardır. Diğer yayınevleri de bunu değerlendiriyorlardır. Biz de birtakım çıkış noktalan arıyoruz. Okur kitlemizi genişletecek stratejiler oluşturmaya çalışıyoruz. Demin söylediğim okur kitlesine ulaşabilecek yayın politikası geliştiriyorlar. Bestseller yayıncılığı bu yüzden var. Ama biz bunu yapamayız. Bizim okurumuz biz bunu yaparsak yargılar. Yaptığımız diziler bu yüzden önemli.

İdea diye bir dizi yaptık. Düsturumuz şuydu, inananlar neye inanıyorlar bilsin, inanmayanlar da neden inanmıyorlar onu bilsin istedik. 5 ciltlik bir dizi olan İhvan-ı Safâ Risâleleri de bu yüzden önemli. Abbasiler döneminde yazılmış bir kitap. Darwin’den bin yıl önce, İslam’da evrimin tartışıldığını görürsünüz. Bin yıl önce İhvan-ı Safacılar evrimden bahsedebildi. Bugün bu yazılanları bir camide söyleseniz sizi linç ederler. 900’lü yıllarda bir şey denmezken 1050’li yıllarda bu kitapların birçok nüshası yakılmış. Bizim yakmak istediğimiz ışık da, bu karanlıkları aydınlatmak için. Karanlıklarda mum yakmaya devam ediyoruz.

» SORU: Yayıncılığın maddi sorunları neler?

CEVAP: Devlet, elmastan KDV almazken, kitaptan KDV alıyor. Kâğıt fiyatları altm gibi. Aldı başmı gitti. Peşin parayla kâğıt alınıyor. Ya da en fazla 3 ay vadeli. En fazla 3 ay vadeyle kâğıt alıp, en az 5 ay vadeyle kitap satıyorsunuz. Arada böyle çelişkiler var. Yayıncılığın kendi içinde çok ciddi sorunları var. Bir tek yayıncı kuruluşla biten bir durum yok. Grafikerinden redaktörüne, yazarından son okumacısına herkesin farklı problemleri var bu sürecin içerisinde. Kültür yayıncılığında farklı, eğitim yayıncılığında farklılık arz eden bir durum.]

Anlaşıldı mı Vehbi’nin kerrakesi? Başyüce  eğer şikayet ettiği durumun düzeltilmesini istiyorsa,basımcılık ve yayıncılık alanındaki bütün girdilerde KDV kaldırılacak; yayıncının vergisi düşürülecek, yazar ve çevirmenden stopaj vergisi alınmayacak. Yayıncılık için tam anlamıyla özgür bir ortam sağlanacak ama bu gerçek bilinmezden geliniyor.

Sanat ve edebiyattan söz etmek, kim konuşursa konuşsun, yandaş hayran kitlesinin önünde konuşmaya benzemez. Arap, Acem, eski Yunan ve Roma klasiklerinden başlayarak en azından 500 adet kitap okumayı gerektirir. Eski kültür hazinelerinden söz ediyoruz: El Maarri’yi, El Mütenebbi’yi okudun mu? Arapça aslından mı okudun?

Sanatsal yaratı bireyseldir.Her meslek alanında üniversiteler, fakülteler, yüksek okullar açabilirsin. Buralarda çok iyi mühendisler, doktorlar, bilgisayar ve bilişim uzmanları  vb., yetiştirebilirsiniz ama şair, romancı, yazar, ressam, heykeltraş, kompozitör yetiştiremesiniz.

Bilim kollektiftir. Örneğin aynı düzeyde bilimadamları, bilim insanları, aynı yöntemi uygulayarak birinin yarım bıraktığı araştırmayı öteki tamamlayabilir. Çalışmaları eklemleyerek bir ilaç bulmak, bir araç yapmak mümkündür.  Amma bu işler ortak akılla, imam-hatip aklıyla olmaz. Pozitif bilim aklının yöntemleri gerekir. Bu iş imam ve hafız yetiştirmeye benzemez. Benzeseydi , İslam dünyası, uygar dünyanın birkaç yüzyıl gerisinde kalmazdı. Bilim ve keşif bireysel değildir, ortak çalışma kadrosu ister. Dinlerin boyunduruğundan kurtulmuş akıl, merak, azim ve dünyevî aşk ve ışık  ister.

Edebiyat ve sanata gelince: Tam anlamıyla bireyseldir.Yarım kalmış bir eseri bir başkası, başlayanın hedefine varacak şekilde bitiremez. Kendine göre bitirir. Devam edenler kendilerine göre bitirirler. Dolayısıyla sonuç tek değil çoğuldur.

Bu işler padişah, sultan, kral, başkan talimatıyla, fermanıyla olmaz. Laik okullarla olur, bireysel ve toplumsal birikimle olur, özgür ortamda olur. Tanrısız ve dinsiz bir ortamda olur. Yaratıcı bireyin tanrısı ve dini olsa da olur olmasa da olur. İnancı olsa da bu inanç sıradan insanın sıradan, derinliksiz inancına benzemez. Dostoyevski koyu ve katı bir ortodokstur ama Karamazof  Kardeşler’in yazarının ateist olduğundan kuşku duyulabilir. Hıristiyan olmayan bir ressam çok başarılı bir “pieta”[i]  tablosu ya da heykeli yapabilir. Bir koyu müslüman böyle bir şey yapamaz. Hz.Muhammed’in peygamber oluş sürecini, içine cinsel hayatını katarak romanlaştıramaz. Bir müslüman, dinsel yaratılış efsanesini Darwinci bakış açısı içinde değerlendiremez. AKP hükümeti Darwin teorisini neden müfredat programından çıkardı?

Anayasa değişikliği 16 Nisan 2017 halk oylamasında olumlu oy alırsa. R.T.Erdoğan, bakarsınız, bir kararname çıkartarak özgür koşuklu modern şiiri yasaklayıp “Şiir, hocam Necip Fazıl gibi vezinli kafiyeli yazılacak!” diyebilir. Ders kitaplarına sadece İslamcı yazarları koyabilir. Bununla da kalmayıp tiyatro için reçeteler verip opera ve baleyi  yasaklayabilir. Türk tarzı başkanlık düzeni olan “Başyücelik Rejimi”nde her şey olabilir. Necip Fazıl Kısakürek’in  İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nde yazan siyasal, toplumsal, yönetimsel, kültürel “Büyük Doğu” programını uygulatabilir. Siyasal ve yönetimsel programı uygulamaya başladı zaten.

“Ülkemizin geçtiğimiz 14 yılda yaşadığı büyük dönüşümün en zayıf halkalarını ne yazık ki eğitim ve kültür oluşturuyor. Bu konularda hayal ettiğim düzeylere ulaşamamış olmamızdan dolayı fevkalade müteessirim. Bu bir özeleştiridir ama gerçektir. Önümüzdeki dönemde bu alanlara özel önem ve öncelik vererek hem eksiklerimizi tamamlamak hem de çok daha büyük başarılara imza atarak bu eksiğimizi gidermeliyiz..” diyebilir, ama yaptırdıklarının evrensel planda herhangi bir önemi olmaz. Çünkü sanat ve edebiyat sadece laik ve özgür bir ortamda varolup gelişebilir. Necip Fazıl’ın izinden gidilerek hiçbir yere varılamaz. Ama Nâzım Hikmet’in izinden giderek sanat ve edebiyat alanında doruklara çıkmak mümkündür.

***

TEK ADAM YÖNETİMİ BAŞYÜCELİK  DESPOTİZMİDİR

 Elazığ’da toplu açılış töreninde Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığı konusuna değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir insanın karakterinde tarafsız olmak diye bir şey olabilir mi?” ifadelerini kullandı. Oysa, referanduma sunulan Anayasa değişiklik paketininYargı yetkisi” bölümünde (Madde 9 ) “– Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır” diyor. Referandumda  değişiklik önergesi kabul edilirse mahkemeler “TARAFSIZ” olacak ama  partili cumhurbaşkanı tarafsız olmayacak. Bu nasıl iş? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Başkan ile Yargı’nın çeliştiği bir yönetim ünlü AKP istikrarını (!)  nasıl sağlayacak?  Bu ancak, bir çağdaş demokratik devlette değil, bir aşiret devletinde olur.

Bu kadar yeter! Şimdi N.F.Kısakürek’tin İdeolocya Örgüsü’den (Büyük Doğu Yayınları, 18.Basim,  Eylül 2010) bazı ilginç düşünce örnekleri vererek yazımı tamamlayacağım. İlkin, Türkiye, tek adam rejimine geçtikten sonra TBMM’nin yerine geçecek ve halk tarafından değil ulema ve elit (güzide) tarafından seçilecek olan Yüceler Kurultayı’nı bilginize sunacağım..

 YÜCELER KURULTAYI (s.285-287)

• “Büyük Doğu” mefkuresinde, cemiyet iradesini temsil adına, dünyanın her yerinde örnekleri bilinen millet meclisi yerine, bir “Yüceler Kurultayı” vardır.

  • “Yüceler Kurultayı”, milletin; dinde, fikirde, sanatta, ilimdc, siyasette, müspet bilgilerde, ticarette, askerlikte, idaride, hülâsa insan kafasının arayıcı hamlelerini ve idrak çilelerini plânlaştıran her sahada, eser, keşif, görüş, terkip ve dava sahibi (aksiyon)cu güzidelerinden örülüdür.
  • “Yüceler Kurultayının mânası, milleti, en ileri düşünenlerin ve en iyi yapanlarının kadrosunda özleştirmektir.
  • “Yüceler Kurultayı”nın mânası, milleti, -doktor hâkimiyetindeki hasta gibi- sâf ve mücerred idrâk ıstırabı çeken ve dimağ işçilerinin hâkimiyeti altında tutmaktır.
  • “Yüceler Kurultayının cephe duvarında şu levha ve şu ölçü pırıldar: “Hâkimiyet Hakkındır”.[ii]
  • “Millet meclislerinde olduğu gibi, topluluğun bütün ve karar mihrakı “Yüceler Kurultayı”dır. “Yüceler Kurultayı”nın her ölçüsü kanundur; ve her kanunu, tezatsız bir ideolocya bütününün tatbikî hükümleri halinde bir ana manzumeye ve onun da perçinli olduğu aslî mihraka bağlıdır.
  • “Yüceler Kurultayı”nı ilk defa bir “Müessisler Meclisi”-meydana getirir.
  • “Yüceler Kurultayı” temelleştikten sonra kendi kadrosu içinden “Başyüce”yi seçer.
  • “Kurultayın seçtiği “Başyüce” devlet reisidir; devletin ismi de “Başyücelik”tir.
  • “Başyüce” 5 yıl için seçilir.
  • “Yüceler Kurultayı” azası eksiksiz ve fazlasız 101’dir ve bu azadan herbiri bütün vatanı temsil mevkiindedir.
  • “Yüceler Kurultayı”, azası, halkın değil, Hakkın seçtikleridir.
  • İnsan hür değildir, hür olan eşek veya köpektir. (s.424)

 BAŞYÜCE (S.291)

  • “Başyüce”, kaba ve umumî mânasiyle herhangi bir devlet reisi değil, derin ve girift, İçtimaî bir remzdir. Bir timsaldir.
  • Bütün selâhiyetler beşerî haddin en üstünüyle eline teslim edilmiş kâmil ferdin, Allah’ı, vicdanı ve milleti arasında terkibleştirmeye memur bulunduğu kâmil âhenk uğrunda, öz nefsini selâhiyetsizlikte son mertebeye indirmesi… “Başyüce”nin heykelleştirdiği remz, işte bu mânanın temsilciliği şahıslandırıcılığıdır.
  • “Başyüce”, milletini tek şahıs içinde yekûnlaştıran bir örnek… Onun içindir ki, selâhiyeti, hak ve hakikate karşı bu yekûna eş, kendi öz nefsine karşı da bu yekûnun en ufak parçasından daha küçük…
  • Başyüce”, “Yüceler Kurultayı”nın her şubede lif lif örülmüş kanunlar manzumesine aykırı emir veremez; fakat her emri, kanunu tamamlayıcı ve belirtici ayrı kanundur. Kanunun bir şey söylemediği yerde “Başyüce”nin emri kat’idir.
  • Başyüce”nin bir emriyle hükümet değişir.

***

Daha fazla devam etmeye gerek yok. Merak eden kitabı alır okur ve referandumda “Evet” çıkması durumunda kendisinin, Türk ulusunun ve dünyanın başına gelecekleri bir güzel öğrenir. Tek adam yönetimi  Başyüce despotizmidir!…

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul-zurna az!

Kendi düşen ağlamaz, iki gözü birden çıkar!

ÖZDEMİR İNCE

25Şubat 2017

————————————————————————-

i Kucağında ölü İsa Mesih‘i tutan Meryem Ana heykeli ya da tablosudur.

ii Hakk = Allah, Tanrı

[i] Kucağında ölü İsa Mesih‘i tutan Meryem Ana heykeli ya da tablosudur.

[ii] Hakk = Allah, Tanrı