TEKEL EMEKÇİLERİNE SELAM

Pazar günü yayınlanacak olan bu yazıyı cumartesi sabahı yazıyorum. Dün akşam televizyonda tekel emekçileriyle ilgili haberleri izlerken 1970’lere özgü “Tekel Emekçilerine Selam” sloganını yazının başlığı yapmaya karar verdim.
Ekranda gördüklerim neredeyse 30 yıldır görmediğimiz bir manzaraydı: Ankara’nın sıfırın altında soğuğunda ateş başına toplanmış kadın işçiler konuşuyor, erkek işçiler arada bir slogan atıyorlardı. Yaşları kırktan aşağı olanların görmüş olabilecekleri bir manzara değildi bu. Zaten tekel emekçilerinin aralık 2009’da başlayan bu eylemleri emekçi sınıfının kendi kendini keşfettiği tarihsel bir dönüm noktasıdır.
***
Ateşin başında bir “emekçi bacı” konuşuyordu. Batman’dan gelmiş, tahakkuk servisinde çalışıyormuş. “Benim prim günüm doldu, beni emekli etsinler, öteki arkadaşları özlük haklarıyla birlikte başka kamu kuruluşlarına dağıtsınlar” diyordu.
Günlerdir Ankara’da eylem yapan tekel emekçileri Türkiye’nin dört bir yanından gelmişlerdi.
Hiç sevmediğim bir şeyi yapıp bazı adlar ve sıfatlar sayacağım şimdi :
Türk, Arap, Boşnak, Kürt, Laz, Çerkez, Acem, Müslüman, Süryani, Nusayri , Sünni, Alevi, Yezidi, Dürzi…
Eylem içinde yukarda saydığım kimliklerini düşünmüyorlar(dı), düşünmeyecekler(di). Hepsinin, hepsini birleştiren bir sınıfsal kimlikleri vardı : Emekçi Sınıfı !
Emekçi sınıfı bilinci ayırmaz birleştirir ! Sınıf bilincine sahip emekçinin bunun dışında bir aidiyeti yoktur, olmaması gerekir. Haydi, bir adım geri atıp, emekçi olmanın baskın aidiyeti temsil ettiğini söyleyelim.
Sınıf bilinci bütün iş kollarını birleştirir, onlara daha güçlü bir bilinç aşılar. Bu bilinç ülke sınırlarını aşar, kıtaları aşar ve bir küresel bilinç haline gelir.
Bu uluslar arası, uluslarüstü bilinç 25-30 yıldır tavsamıştı. Ancak öyle anlaşılıyor ki kendi küllerinden bir Anka gibi doğmakta. Eğer bu bilinç küresel sermaye karşısında küresel emeği örgütlemezse, bilelim ki, dünyanı sonu, Kıyamet Günü gelir !
***
Kostaklanmaya devam etmesine bakmayın siz, tekel emekçilerinin eylem ve direnişi AKP hükümetinin kibirli güvenine en büyük darbeyi indirmiştir. Bu darbeyi genel grevli tsunamiler izleyecektir. Çünkü küresel krizin darbesini yiyen işçi ve emekçi sınıfı, işsizler ordusu, bu orduya katılan ve katılacak olan diplomalılar ve beyaz yakalılar “tarikat dayanışması”nın bir tür afyon ve sömürünün uyku ilacı olduğunu anlayacaktır. Anlamaya başlayacaktır.
Nakşilik, Nurculuk, Fethullahçılık işçi sınıfını böler, oysa emekçi sınıfının diyalektik bilinci emeğinden başka sermayesi olmayanları birleştirir, birleşik güç haline getirir.
Tekel emekçilerinin, demiryolcuların eylemleri “Sendika”nın da gözlerini açmalı !
İşçi, emekçi sınıfının gerisinde kalan sendikal örgüt her şeyi yapabilir : Sarı sendika olur, işverenin ajanı olur ve temsil ettiği sınıfa ihanet eder. Bu sonu da hüsran ve anarşidir !
***
Tekel emekçileri, DDY emekçileri ve hak direnişi yapan bütün emekçiler Tarih’te yeni bir sayfa açıyorlar. Bu direnme mutlaka seçim sandığına da yansıyacak. Bu işçiler, bu emekçiler cemaatlerin, tarikatların mensubu olamaz, olmamalı ! Bunu anlıyorlar, anlayacaklar ! Emekçiler, işçiler, köylüler, çalışanlar Cumhuriyet’in has evlatları olduklarını iyice hatırladıkları ve bunu kanıtladıkları zaman Türkiye demokratikleşme sürecini tamamlayacaktır !…