TEOKRASİ YASAYLA GELMEZ

“Basına yansıyan haber doğru ise Konya’da TCDD memuru “bayan yanı koltuk” gerekçesi ile bir grup gence hızlı tren bileti satmamış. Bu memur vatandaşın anayasal seyahat hürriyetini kısıtlamak cesaretini kimden, nereden almış olabilir? Söyleyelim:
Bu memurun müdüründen çekincesi yok, yaptırıma uğramayacağını hatta “aferin iyi yapmışsın” diyeceğini biliyor. Müdürün bölge müdüründen çekincesi yok. Bölge müdürünün Genel Müdürden, Genel Müdürün Bakandan, Bakanın da Başbakan’dan çekincesi yok. Ve en tehlikelisi yukarıdakilerden hiçbirinin yargıdan çekincesi yok. Ülke yönetiminde biz söz sahibi olsaydık, o memur hakkında “vatandaşın anayasal seyahat hürriyetini” gasbetmekten derhal soruşturma açardık. Siz hala Teokrasinin Meclis oylaması sonrası Cumhurbaşkanı’nın imzasına geleceğini mi sanıyorsunuz?” (13.09.2011)
***
Okuduğunuz satırlar, Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker’e ait. LDP Genel Başkanı’nın uyarıda bulunduğu olay ender bir rastlantı değil. Her gün gazetelere yansıyan örnekleri var: 2 Eylül 2011 tarihli Sözcü gazetesinin “Tokmak” sütununda, benzer olayın Ulusoy firmasına ait Antalya-Kemer otobüsünde yaşandığını okumuştuk. 10 Ağustos 2011 tarihli Hürriyet gazetesinde, İstanbul’da voleybol antrenmanı sonrası otobüse şortla binen bir genç kızın, bu nedenle, bir erkek yolcu tarafından darp edilmiş olduğu yazıyordu.
Her gün onlarcasına tanık olduğumuz bu olaylar Cem Toker’in kaygılarında son derece haklı olduğunu gösteriyor.
Ama Cem Toker gibi düşünmeyenler de var: Örneğin Bilkent Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Metin Heper, Akşam gazetesinde bu konuda şöyle diyor: “AK Parti’nin Türkiye’yi din devletine dönüştürme endişesi hep vardı. Aradan 9 sene geçti, AK Parti’nin böyle bir denemesi olmadı. Çünkü din devleti tesis etmek demek aslında Türkiye’nin kanunlarını seküler niteliklerden uzaklaştırıp dini temele oturmak demektir.” (31.08.11)
***
Prof.Dr.Metin Heper nerede yaşıyor? Din devleti yasaların değişmesiyle değil gündelik hayatın değişmesi ile gelir ve yerleşir. Birkaç ip ucu sorusu: Son 9 yıl içinde İmam-hatip okullarının öğrenci sayısındaki değişim, adliye, mülkiye ve zaptiye teşkilatlarındaki imam-hatip ve ilahiyat kökenli kardeşlerimizin orantısız artan sayısı? Ve bunun benzeri sorular.
Mısır’da 80’li yılların başına kadar kadınlar türban takmıyordu. Şimdi ilkokul öğrencileri bile çarşaf içinde. Aynı durum Fas, Cezayir ve Tunus için de söz konusu. Tıpkı İran’da olduğu gibi, önce toplum dindarlaşır. Gündelik hayat dinin katı kurallarının buyruğuna girer. Sonra, teokratik (dini) düzen yavaş yavaş devlet iktidarını ele geçirir ve yasaları o zaman değiştirir. Değiştirmesine bile gerek yoktur. “Türkiye laiktir, laik kalacak”tır. Arap baharına bile ilham kaynağı olur, tavsiye edilir! Referansı İslam olan, gıcır gıcır, yepyeni bir Müslüman laiklik!
Çağımızın Müslümanlarına anlatılması, onaylatılması gereken ilk şey şudur: Din devlet değildir, devlet din değildir. Din toplum değildir, toplum din değildir. Din bireysel bir olgudur! Bireyi, bireyselliği esas alan günümüz bobstil demokratları din söz konusu olunca “Din toplumsal bir olgudur, bireye indirgenemez!” diyorlar. Ulema sınıfı ilkin şuna cevap vermeli: İnsanlar din karşısında düne göre daha özgür mü, değil mi? Kurumlaşmış, örgütlenmiş kitlesel din ile faşizm arasında kaç adım yol vardır? Öğrenci devamsızlığı ile mahalle ya da köy imamının pedagojik ilişkisi ne? Gazete ve televizyon imamları ne zaman tayin edilecek dersiniz? Ya imam edebiyat eleştirmenleri? Cevabınızı duyamadım. Efendim?