TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ HÜKÜMETİ

AKP hükümetinin toplum mühendisliği uygulamalarını ele alan yazıyı yazmak için bilgisayarı açınca karşıma “Okuluma Dokunma Koordinasyonu”nun gönderdiği  “Okuluma Dokunma Direnişleri Birleşiyor” başlıklı e-posta bildirisi çıktı:

“Basına ve kamuoyuna,

4+4+4 eğitim sisteminin yürürlüğe girmesinin ardından eğitimin tüm alanlarına gerici ve piyasacı bir program doğrultusunda müdahale eden siyasi iktidarın saldırılarının artık okullarımızın gasp edilmesine, karma eğitim modelinin tartışılmasına ve orta öğretimde türban serbestisine vardığını bütün çıplaklığıyla görüyoruz.

Eğitimin içeriğinin dinselleştirilmesine ve bilimsellikten uzaklaştırılmasına, okulların ve eğitimin bir bütün olarak rant alanı olarak görülmesine, okullarımızın imam hatipleştirilerek elimizden alınmasına, eğitim alanındaki baskıcı ve otoriter uygulamalara, henüz orta öğretimde adına “özgürlük” denilerek çocuklarımızın türbanla karşı karşıya bırakılmasına karşı; bilimsel nitelikte eşit, parasız ve laik eğitimi savunan anne babalar, öğretmenler ve yurttaşlar olarak Beykoz’dan Kartal’a, Sancaktepe’ye, Maltepe’den Çekmeköy’e, Sarıgazi’ye, Gaziosmanpaşa’dan Şişli, Çanakkale, Fethiye, Alaşehir ve Soma’ya kadar tüm mücadele alanlarında okul okul, mahalle mahalle, kent kent süren direnişimizin bilgisini ve mücadelesini ortaklaştırmak, siyasi iktidarın eğitimin tüm alanlarına yönelttiği bu saldırılara karşı her yerde “okuluma dokunma” demek için bir araya geliyoruz.

İstanbul’un ve Türkiye’nin değişik bölgelerinde eğitime dönük saldırılara karşı mücadele sürdürenler olarak mücadelemizi “okuluma dokunma” adı altında birleştiriyoruz. Basın açıklamamız ve tanıtım toplantımız 22 Ekim saat 11:00 da Türk Tabipler Birliği Kadıköy Büro’da yapılacaktır. Katılımınızı rica ederiz.

Okuluma Dokunma Koordinasyonu”

***

Okuluma Dokunma Koordinasyonu, bildiriyi bana da gönderdiğine göre, benim kendilerini desteklememi istiyor. Desteklemem, çünkü neye dayanarak kendilerini desteklemem gerektiğini bilmiyorum, bilmeyebilirim. Bir hükümet, Okuluma Dokunma Koordinasyonu’nun karşı çıktığı her şeyi yapabilir,  4+4+4 yasasını çıkartıp uygulayabilir. Kime ne? Ayrıca bunları yapacağını tek tek ve büyük harflerle söylemedi mi, “Herkes imam hatiplerin önünde esas duruşa geçecek” demedi mi, demokrasiyi tramvaya benzetmedi mi, devlet hazinesini aile bütçesine çevirmedi mi? Bunların hepsini yaptı, sizlerin oyları sayesinde yaptı, şimdi siz şikayet ediyorsunuz!

Kime ne, çünkü bildirinin hiçbir yasal dayanağı yok metinde. Peki neden yok, neden? Bildiri metninde bunlara gönderme yapılmıyor. Dayanak ve dayanaklar elbette var ama bildiriyi yazanlar galiba bilmiyor bunları.

Okuluma Dokunma Koordinasyonu eğer şikayetlerinin anayasal ve yasal dayanaklarını çatır çatır saymazsa iddiası bir kapris olarak ortada kalır. AKP iktidarının okullarda uyguladığı neredeyse her şey anayasa ve yasa dışıdır. 4+4+4 yasası, imam hatip okullarına verilen haklar, laik okulların imam hatipleştirilmesi mevcut anayasanın 174.maddesinin koruması altında olan, 3 Mart 1924 tarihli ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na (Öğretimin Birleştirilmesi Yasası’na) aykırıdır. İmam hatip okulları sadece imam yetiştirmek için kurulmuştur.

Yapılması gereken önce Danıştay’a, sonra Anayasa Mahkemesi’ne, bunlar olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne gitmektir. Şikayet etmek, yalvarmak değil!

Siz yasal dayanaklarınızın adını bile anmıyor, sonra kendinizi hükümetin insafına bırakıyorsunuz!

Of! Of!

***

Şimdi asıl yazımızın ön okumasını yapalım. Bundan 9-10 yıl önce yazılıp yayınlanmış:
RÜZGAR 1

[TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ

Türkçede önüne gelenin bir hikmetmiş gibi kullandığı maymuncuk cümleler vardır. Bu maymuncuk cümlelere sarılanlar bunların kendilerine karşı kullanılabilecek tuzaklar olabileceklerini bir türlü akıllarına getir(e)mezler.

Bu palavra cümlelerin en palavralarından biri de “Toplum Mühendisliği”dir.

Birini toplum mühendisliği yapmakla suçladınız mı akan sular durur.

Aslına bakarsanız toplum mühendisliği suçlaması düşünceyi açıklama özgürlüğünü sınırlamayı amaçlar ve genellikle sol’a karşı, tek parti CHP’sine karşı kullanılır.

Oysa herkes ve bütün kurumlar toplum mühendisliği yapar, yapmaktadır.

“Hortumları kesilen çevreler hükümete karşı düğmeye bastı,” diyerek partilileri kenetlenmeye çağıran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün de siyaset mühendislerine göndermede bulundu. ‘Hastalık’ olarak nitelediği siyaset mühendisliğinin Türkiye’de zeminini kaybettiğini belirten Erdoğan, ‘Eskiden olduğu gibi, mühendisçe hesaplarla siyaseti kötürümleştirmek, dar grup çıkarları etrafında tanzim etmek mümkün değildir. Çünkü artık siyasetin sahibi toplumdur.” (Zaman, 17 Mart 2005) diyor.

Başbakan R.T.Erdoğan konuşmasında “Toplum Mühendisliği” deyimini kullanmıyor. “Siyaset Mühendisliği”ni kullanıyor.

Ama Zaman gazetesi Başbakan’ın onu imâ ettiğini düşünerek “Toplum Mühendisliği” deyimini kullanıyor.

Doğrusunu isterseniz Başbakan’ın kendisi de “Çünkü artık siyasetin sahibi toplumdur” derken, halkı pohpohlayarak toplum mühendisliği yapmaktadır.

Çünkü Türkiye’de siyasetin sahibi kesinlikle halk değildir!

Örneğin, geçmişte, Köy Enstitüleri’ni açan CHP, daha sonra sağ muhalefet ve iktidarlar tarafından toplum mühendisliği yapmakla, çocukları ve gençleri belli bir ideolojiye göre biçimlendirmekle suçlanmıştır.

Ama bu suçlamayı yapanlar İmam-Hatip okullarının da toplum mühendisliğinin en katı biçimiyle uygulandığı okullar olduğunu akıllarına getirmemişlerdir.

Aslına bakarsanız, anaokullarından üniversitelere kadar, dünyanın her yerinde, toplum mühendisliği yapılır.

ABD’de, Almanya’da, Fransa’da, Belçika’da toplumun genel eğilimlerine ters düşen eğitim ve öğretim yapılabilir mi?

Kuşkusuz yapılamaz!

Dünyanın bütün ülkelerinde bütün aileler, bütün ana-babalar toplum mühendisliği yaparlar; çocuklarını kendi dinlerine, kendi inançlarına, kendi beğenilerine göre yetiştirmek isterler, yetiştirirler.

Ama aynı aileler, aynı ana-babalar kendi çocukları üzerinde toplumun ve devletin de hakları olduğunu kabul etmezler, kabul etmek istemezler.

Anayasalar, yasalar, yönetmelikler, tüzükler toplum mühendisliği yaparlar.

Siyasal partiler ve dernekler toplum mühendisliği yaparlar.

Dinler, tarikatlar toplum mühendisliği yaparlar.

Herkes toplum mühendisliği yapmak ister. Amaç budur.

Başbakan da toplum mühendisliği yapıyor, ama başkalarının aynı şeyi yapmasını istemiyor. Tek olmak istiyor!] (Hürriyet, 28.03.2005)

***

İslamcılık, siyaset ortamına parti olarak girmeden çok önce ve daha sonra devrim yasalarına karşı çıkmış, hatta ayaklanmalar bile düzenlemiştir: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Şeyh Said İsyanı, Konya ve Düzce ayaklanma ve isyanları, Menemen isyanı ve benzerleri…

1980’den bu yana İslamcıların yanında yer alan demokratçılar, İkinci Cumhuriyetçiler, ana rahmine haklı düşenler, naylon solcular, yetmez ama evetçiler  ve bütün ruhsal ve zihinsel hırpalanmışlar, okullarında cumhuriyetçi ve laik öğrenciler yetiştiren programlar uygulayan  cumhuriyet hükümetlerini tek tip insan yetiştirmekle, toplum mühendisliği yapmakla suçladılar. Yasaların TBMM’de çıkmasına karşın cumhuriyet hükümetlerini, devrimleri halka danışmadan yapmakla suçladılar. Cumhuriyet hükümetlerinin yaptığı bütün devrimlerin yasal dayanağı vardı ama AKP hükümetinin yaptığı karşı devrim uygulamalarının hiçbir yasal dayanağı yok. Ama, İslamcı AKP hükümetini destekleyen entelektüel sapkınlar bu yapılanlara karşı gıklarını bile çıkarmadılar.

imagesSEODGOWU

Zorbalıkla suçlanan cumhuriyet hükümetleri (1923-1950) cumhuriyet rejimini ayakta tutacak laik ve devrimci kuşakları yetiştirmek için çabalarken Osmanlı devletini de yıkan Ulema sınıfı kadrolarını hep karşısında buldu. Tevhid-i Tedrisat Kanunu, İslamı sömürü nesnesi haline getirmiş olan yozlaşmış ulema sınıfının toplum üzerindeki otoritesini kaldırmak için çıkartılmıştı. Cumhuriyet, tarih bildiği için, devlet yönetimine ortak olan ulema (ruhban) sınıfını iktidardan uzaklaştırmak için çok çabaladı, ama din düşmanı olmakla suçlandı.

Şimdi AKP iktidarı, bu iktidarı ebedileştirmek için, sayısı milyonlara varan bir asalak ruhban sınıfı yaratmak istiyor. Bu nedenle de imam hatip okullarını egemen hale getiriyor. Asalak ruhban sınıfının denetiminde bütün meslekler imamlaştırıyor, imamlaştırılacak.

Bunun böyle olacağını daha 1994 yılında, 20 yıl önce haber veriyordum. Tarih Bağışlamaz ve Yazmasam Olmazdı kitaplarımda yer alan “Pathemata mathemata! Evet, acı deneyimler öğreticidir!” adlı yazımı şimdi okusanız da artık bir faydası yok. Kimse acı deneyimlerden ders almıyor, bu dersleri anlatan yazarları sıkıcı bulup okumuyor.

Laik eğitim-öğretim tek tip insan yetiştirmez. Yetiştir(e)mediği karşı devrimci örnek kadrolarıyla ortada. Ama İslamcı eğitim-öğretim programları en katı, en azgın tek tip İslamcı kadroları yetiştirir. Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Sudan’a kan döken katiller bu tek tip insanların en korkunç örnekleridir.

Bu konuda size iki örnek vermekle yetineceğim:

[SAMSUN MÜFTÜSÜNDEN ÇOK TARTIŞILACAK SÖZLER

Daha önce ‘kadınlı erkekli horon haramdır’, ‘çocuğunuza Aleyna, Sanem gibi isimler koymayın’ şeklindeki açıklamalarıyla gündeme gelen Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk’ten çok tartışılacak bir açıklama geldi. Öztürk, “18 yaşındakinin zinasına karşı çıkamıyorsanız, 7 aylık bebeğe tecavüze karşı çıkmak timsahın gözyaşlarıdır” dedi.

Samsun İl Müftülüğü, Camiler ve Din Görevlileri Haftası nedeniyle İl Müftülüğü’nde toplantı düzenledi.

Burada bir konuşma yapan Samsun İl Müftüsü Hayrettin Öztürk çok tartışılacak sözlere imza attı.

“HAZRETİ PEYGAMBER ZİKZAĞI OLMAYAN GENCİ ÇOK SEVERDİ”

Konuşmasında gençlere seslenen Öztürk, “Hazreti Peygamber zikzağı olmayan genci çok severdi. Telafisi mümkün olan hatalar var, telafisi mümkün olmayan hatalar var. Telafisi mümkün olmayan hatalardan birisi, evladın ana-babasını Kur’an’da anlatılan ana baba gibi görmemiş olmasıdır. İkincisi ise sabır ve iffet konusudur. Buluğ çağından sonra iffet çok cazip tekliflerle elden gider. İyi niyetle başlayan birlikteliğin sonu kötü sonla biter. Genç, hayatın baharında iken iffetini kaybediyor” dedi.

“18 YAŞINDAKİNİN ZİNASINA KARŞI ÇIKAMIYORSANIZ…”

İffetsizliğin gözden, kulaktan, elden başladığını belirten Öztürk “Bir sınır yoksa hiçbir sınır yoktur. 18 yaşındakinin zinasına karşı çıkamıyorsanız, 7 aylık bebeğe tecavüze karşı çıkmak timsahın gözyaşlarıdır. Şehvet öyle bir şeydir ki, sınırda durmazsanız, duracağınız hiçbir yer yoktur. Allah-u Teala ‘Cahiliyetin kadınları gibi sergilemeyin, göstermeyin’ diyor. Gençlerimiz sadece Allah’ın huzurunda eğilmelidir. Hür gençler olarak onları yetiştirmeliyiz. Anneler, babalar çocuklarımızı sevelim. Öğretmenler çocuklarımızı okutalım, vakıflarımız, görevlilerimiz çocuklarımızı yetiştirelim ama bizim için değil, Allah için yetiştirelim. Ey vakıf ve dernek yöneticileri, vakıftaki öğrencilerin sayısı arttığında değil, Sabah namazında camiyi doldurduğunda sevinelim” ifadelerini kullandı.

imagesD5SVOMBI

“HÜR NESİL İSTİYORUZ”

Öztürk, “İslam kimsenin vakfı, cemaati, tarikatı değildir. Hepimiz İslam’ın hizmetkarlarıyız. Hür nesil istiyoruz. Cemaatine, hocasına, vakfına değil, Allah’a bağlı nesil istiyoruz. Tevhit aracısız kulluktur. İslam sürekli aklı kullanmayı tavsiye eder. İradesini güçlendirir, onu bir şahsiyet olarak görmek ister. Din bize aklı başkasına ipotek etmemeyi öğretir” şeklinde konuştu.

“KUR’AN-I KERİM, ‘AKLINI KULLANMAYANLAR PİSLİKTİR’ DER”

Kuran’dan örnekler veren Öztürk “Kur’an-ı Kerim, ‘Aklını kullanmayanlar pisliktir’ der. Gençlerimizin secdesi çalınıyor. Allah ile kulun arasına aracı sokuluyor. Zavallının haberi yok secdesi elinden gitmiş. ‘Allah ne diyor’ diye merak etmiyor da, ‘hocam ne diyor’ diye merak eden geçlere yazık olmuştur. En fazla Müslüman Kur’an-ı okur. Sen Kur’an’dan fazla bir kitabı okuyorsan, o Kur’an’ın önüne geçmektir. Kur’an-ı küstürenler var. ‘Allah onları unuttu, onlar da kendilerini unuttular.’ Kendi vakfını, derneğini düşünüp, kendi derneğine adam kazandırmak için çalışıp, ümmet-i Muhammed’in yükselmesi için çalışmayan, ümmet-i Muhammed’in katilidir, öldürdüğü de ümmetin geleceğidir. Büyük düşünmek zor ve yorucudur. Ama büyük düşünmeliyiz. Gençler, herkesin gölgesi kendisi ile orantılıdır. Biz Allah’ın kullarıyız, kendimizi Allah’tan başkasına kullandırtmamalıyız” dedi.] (Hürriyet, 14 ekim 2014)

***

Teolojik zırvalarını hikmet gibi yutturan, Kuran’ı alet ederek yalan söyleyen Samsun Müftüsü, yetki ve görev dışına çıkarak gündelik siyaset yapıyor. Ben, müftü efendiyi eleştirmek için, “Madem ki Kuran’ı tanık gösteriyorsun, o zaman 17 ve 25 Aralık’ın hırsız ve soyguncularından da söz et!” demem. O da Samsun Müftüsü’nün işi değildir. Yargının işidir!

Müftü efendi, R.T.Erdoğan’ın yetiştirmek istediği dindar ve kindar neslin mümtaz bir temsilcisidir. Bunların karşısında, kendilerinden olmayanların yaşama hakkı yoktur. Çünkü din toplum mühendisliği programı ve ölçüşü olduğu zaman, ortaya Taliban ve IŞİD çıkar.

***

IŞİDİ DIŞARDA ARAMAYIN

[VOLEYBOLCU KIZLAR VE IŞİD KAFASI

Dünyada birçok ülke, IŞİD’den nasıl kurtulacağının planlarını yaparken, Türkiye’de aksine her gün dinci teröristlerin düşüncelerini yansıtan davranışlar sergileniyor. Bunun en son örneği Bolu’da yaşandı. Bolu Belediyespor, önceki gün karşılaşacağı Hendekspor maçını taraftarlara duyurmak için ilan hazırlattı. Stadyum Caddesi ile Konuralp Caddesi’nin köşesinde bulunan billboarda takımın posterinin bulunduğu, ‘Filenin sultanları sahaya çıkıyor’ yazılı afiş konuldu. Kimliği belirsiz kişilerce Bolu Belediyespor takımında bulunan 11 bayan voleybolcunun mayolarının üzerine büyük kağıtlara dik ve yan şekilde yazılmış ‘Edep Ya Hu!’ yazılan yapıştırıldı. Sporcuların mayoları ve bacakları yazılarla kapatıldı. Yazıları görenler ise, “IŞİD kafası artık her yerde, bu laik Türkiye’ye yakışmıyor” diyerek tepki gösterdi. Kamerayla billboardı çeken polis, inceleme başlattı. Mesut ÇATAK (DHA] (Sözcü, 14 Ekim 2014)

***

Bugün sporcu kızların mayo ve bacaklarını yazılarla kapatan kafa ve eller, yarın kızların kafalarını ve bacaklarını keser!

***

Türkiye’de görevli müftülerin tamamı Samsun Müftüsü gibi mi düşünüyor? Hepsi değilse bile büyük bir çoğunluğu onun gibi düşünüyor. Ama 10 yıl sonra Türkiye’deki bütün müftüler onun gibi düşünecek.

İmam hatipleşmiş liselerden tornadan geçirilerek mezun edilen ve üniversitelerde meslek sahibi olanların büyük bir çoğunluğu (imam-öğretmen, imam-savcı, imam-yargıç, imam-vali, imam-kaymakam, imam-mühendis, imam-avukat ve ötekiler…) da Samsun Müftüsü’ne benzeyecekler.

Cumhuriyet okullarında okuyanlar, Cumhuriyet sayesinde insan ve vatandaş olan kadınlar, Cumhuriyet’in parasız –yatılı (leyli-meccani) sistemi sayesinde eli ekmek tutanlar Cumhuriyet’i yaka rozetine, kahve fincanına, dolmakaleme ve içi boş sloganlara indirgemeden anlayabilselerdi, bütün bu olanları Cumhuriyet engelleyebilirdi.

Cumhuriyet’i silahıyla koruyabileceğini sanan ve güya cumhuriyeti korumak için darbeler yapan TSK, eğer (Kemalist ve sol) cumhuriyetçileri ezip kökünü kazımasaydı, şimdi olmakta olanların hiçbiri olmazdı!

Özdemir İnce

21 Ekim 2014