TORYUM DENEN MUCİZE

Uzun zamandır yeni yazı yazmıyorum. Bu ayın başında konferans vermek için Sicilya’ya (İtalya) gittim. Daha sonra, bir süre, Ülker’le Floransa’da dolaştık. Ama, aslında, kasım ayı başından bu yana, yeniden yayınlanacak 6-7 kitabımın okumalarıyla, baskıya hazırlıklarıyla uğraşıyorum.

Aslına bakarsanız, şu anda Türkiye’de olanlarla, ülkenin başına gelenlerle ilgili yeni bir yazı yazmama da gerek yok. Olanların, olacak olanların  cevabını, çözüm yollarını en azından 25 yıldır yazmışım. Her durum için zulada birden fazla yazı var. Hepsi fırından yeni çıkmış somun gibi tapzaye, yepyeni… Bunları yayınlıyorum işte…

Mersin’den bir arkadaşım, Celal Soycan, bir e-posta gönderdi: Mersin milletvekili İsa Gök TBMM’de Mersin’de inşa edilecek olan nükleer reaktörle ilgili bir konuşma yapmış ve benim toryumla ilgili yazılarımı anarak bana teşekkür etmiş. Nükleer enerjinin sakıncalarının tartışıldığı, santrallerle ilgili sözleşmelerin imzalandığı günlerde, bu yazılar  anımsanmayı ve yeniden okunmayı hak ediyorlar. Ççok gerekli ve yararlı.

Bu nedenle, söz konusu yazıları sitede tekrar yayınlamanın kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu düşündüm.

Özdemir İnce

25 Aralık 2014

***

ENGİN ARIK

Engin Arık (14 Ekim 1948, İstanbul – 30 Kasım 2007, Isparta), tanınmış bir Türk parçacık fizikçisisi ve Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nün eski profesörü.

14 Ekim 1948’de İstanbul’da doğdu. Atatürk Kız Lisesi’ni 1965 yılında bitirdi. Arık 1969’da İstanbul Üniversitesi’nden matematik ve fizik diploması aldıktan sonra, aynı üniversitenin Kuramsal Fizik Kürsüsü’nde öğrenci asistanı olarak çalışmaya başladı.

Engin Arık, deneysel yüksek enerji fiziği alanında Pittsburgh Üniversitesi’nde 1971’de master (MSc), 1976’da doktor (PhD) ünvanı aldı. Doktora çalışmasının ana temasını değişik elementler üzerine hyperon demeti yollanarak gözlenen rezonansları oluşturuyordu. 1976-1979 doktora sonrası araştırmacı olarak Londra Üniversitesi ve Rutherford Laboratuvarları’nda hidrojen hedef üzerine yollanan pion demeti ile exotic delta oluşumlarını inceleyen deneylerde yer aldı.

1979’da Türkiye’ye dönerek Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’ne girdi. Deneysel yüksek enerji fiziği alanında yaptığı çalışmalarla 1981 yılında doçent oldu. 1983’de, Control Data Corporation’da iki yıl çalışmak üzere üniversiteyi bıraktı ve ardından Boğaziçi Üniversitesi’ne dönerek 1988’de profesör oldu.

Arık, 1997 ve 2000 arasında Viyana’da Birleşmiş Milletler’in bir kuruluşu olan Comprehensive Test Ban Treaty Organization’da “radionuclide” görevlisi olarak çalıştı.

1990’dan sonra CERN’deki çalışmalara katıldı. ATLAS ve CAST deneylerine katılan Türk bilim insanlarına liderlik yaptı. Arık, deneysel yüksek enerji fiziği alanında yüzün üzerinde makale yayınlamış, yüzlerce atıf almıştır. Aynı zamanda Türk Ulusal Hızlandırıcı Projesi’nin de yürütücülüğünü yapan Arık, 30 Kasım 2007 tarihinde Isparta’daki uçak kazasında hayatını kaybetti. Boğaziçi Üniversitesi’nde kendisiyle aynı bölümde profesör olan Metin Arık ile evliydi ve iki çocuğu vardı

Sadece deneysel yüksek enerji fiziği alanında yaptığı çalışmalarla sınırlı kalmayan Arık, Türkiye’de çok önemli rezervleri bulunan toryum madeninin enerji sorununa temiz ve ekonomik bir çözüm olabileceği ve olması gerektiği yönündeki görüşleri ve çalışmalarıyla tanındı. Bu doğrultuda, Türkiye’nin toryum ile elektrik enerjisi üretebilme olanağına kavuştuğunda trilyonlarca varil petrole eş değerde bir enerji kaynağının sahibi olacağını ileri sürdü.

“Bildiğim kadarıyla, toryum’un 21. yüzyılın en stratejik maddesi olması büyük bir olasılık. Eğer 2005 yılına kadar yapılması planlanan yeni tip nükleer enerji santralleri gerçekleşirse, toryum bir numaralı element olacak. Çünkü yeni tip reaktörlerde yakıt olarak kullanılacak. Eğer biz toryum ile elektrik enerjisi üretebilmek olanağına kavuşursak, bu trilyonlarca varil petrole eş değerde bir enerji kaynağı olacak. (Engin Arık. Özdemir İnce, Hürriyet Pazar, 27 Temmuz 2002)

(Vikipedi, özgür ansiklopedi)

***

KURTARICININ ADI TORYUM

Mevki Hisarüstü’nde bir evin bahçesi. Bahçede yeni evlenmiş bir çiftle tanıştırılmak üzere çağırılmış yüz kadar davetli. Bu yüz davetliden hiç tanışmadığım altısıyla bir masada oturuyoruz. Tanışmayan insanlar nelerden söz eder? Siyasetten.

‘‘Ne olacak memleketin hali” sayfası açılınca alıyorum sazı elime: Eski devrimcilerden birinin ‘‘Elektrik eşit uygarlık” özdeyişine kendi özdeyişimi ekliyorum: ‘‘Ucuz elektrik eşit sınaî kalkınma” diyorum. Ama ne mümkün! Baraj yapıyorsun astarı yüzünden pahalıya çıkıyor. Bu arada çevreciler ve ‘‘harabeseverler” ayaklanıyor. Memlekette kömür, linyit bol diye düşünüp termik santral kuruyorsun. Gene çevreciler ve doğaseverler karşı çıkıyor. Elbette Yatağan örneğinde olduğu gibi haklı oldukları noktalar var. 20-25 yıldır Silifke kıyılarına bir nükleer santral kuramıyorsun. Gene çevreciler, nükleer atık karşıtları ve kendi elektriklerini yüzlerce nükleer santralde üreten sanayileşmiş ülkeler karşı çıkıyorlar. Şimdilerde her derde deva görünen, dışarıya bağımlı olduğumuz doğal gaz da pahalı ve günün birinde bitecek. Kala kala bir rüzgár kalıyor. İyi de ya rüzgár esmezse ne olacak? Ben bu soruyu sorunca, masada, sağ yanımda oturan bir hanım ‘‘Kurtarıcının üzerinde oturuyorsunuz ama haberiniz yok!” diyor.

Ciddi adamım, komiklik olsun diye üzerine oturduğum sandalyenin altına bakmıyorum. Söz konusu hanım, Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nden Prof. Engin Arık, aynı zamanda Türkiye Fizik Derneği 2. Başkanı. Kurtarıcının adını söylüyor: Toryum.

Evde bir ansiklopedi açıp Toryum maddesini okuyorum:

‘‘Toryum, 1828’de Berzelius tarafından keşfedildi ve radyoaktifliği, 1898’de Marie Curie tarafından ortaya konuldu. Bu element, torit, torianit ve monazit gibi cevherlerin içinde bulunan ve uranyumdan üç kat daha fazla rastlanan metaldir. Doğal toryum, tümü radyoaktif olan izotopların bir karışımından oluşur… Toryum-232, bir kuluçka reaktörle, gelecekte elekronükleer sanayii için önemli bir enerji kaynağı oluşturabilecektir.”

Ansiklopedinin gelecek sözcüğüyle tanımladığı süreç beş-altı yıl önce başlamış. Zonguldak kömür havzasını bulan Uzun Mehmet’i toplumsal model kabul etmiş dinozorlar kuşağından olduğum için Prof. Engin Arık’ın peşini bırakmadım. Randevu alıp, hiç bilmediğim bir konuda söyleşi yapmak için Boğaziçi Üniversitesi’ndeki laboratuvarına gittim. Bir cahille konuştuğunun farkında olan Bayan Arık da profesörlük yapmadı, profesör gibi konuşmadı.

Özdemir İnce: Kurtarıcı olarak tanımladığınız Toryum’u bir meslektaşınıza anlatır gibi değil, benim ve okurlarımızın anlayacağı gibi anlatır mısınız?

Engin Arık : Toryum, saflaştırıldığında alüminyum, çelik görünümünde bir element. Toprakta toryum oksit halinde bulunuyor. Dünya rezervlerinin yarıdan fazlası Türkiye’de, Batı Anadolu’da bulunuyor. Eskişehir, Sivrihisar, Beypazarı ve Kızılcaören yörelerinde…

– Dünyada nerelerde var, rezervler ne kadar?

– Avustralya’da 300 bin ton, Hindistan’da 290 bin ton, Norveç’te 170 bin ton, ABD’de 160 bin ton, Kanada’da 100 bin ton, Güney Afrika’da 35 bin ton, Brezilya’da 16 bin ton. Neredeyse bütün dünyada toplam 1071 bin ton, Türkiye’de 800 bin ton.

– Birkaç yıldır bir başka maden, boryum üzerine bir tartışma vardı. Boryum stratejik maddedir, özelleştirilmesin, özellikle de yabancıların eline geçmesin deniliyordu. Toryum için de aynı şeyi söylemek mümkün müdür?

– Bildiğim kadarıyla, toryum’un 21. yüzyılın en stratejik maddesi olması büyük bir olasılık. Eğer 2005 yılına kadar yapılması planlanan yeni tip nükleer enerji santralleri gerçekleşirse, toryum bir numaralı element olacak. Çünkü yeni tip reaktörlerde yakıt olarak kullanılacak. Eğer biz toryum ile elektirik enerjisi üretebilmek olanağına kavuşursak, bu trilyonlarca varil petrole eş değerde bir enerji kaynağı olacak.

– Diyelim ki her şey yolunda gitti, 2005 yılında, haydi diyelim 2010 yılında toryumlu nükleer santraller çalışmaya başladı. Bu nasıl olacak? Yani kömür gibi topraktan çıkartıp, bir çuvala koyup…

– Şu anda planlanan yeni tip reaktörlerin prototipinden söz edecek olursak: Yerin yaklaşık 30 metre altında, kurşun bir hedefin içinde bulunacak toryum. Bu hedefe dışardan, yeryüzünden hızlı protonlar gönderiyorsunuz. Bu protonlar kurşundan nötron üretiyor. Bu nötronlar da gidip toryumla birleşerek enerji üretiyor.

– Peki toryumun topraktan çıkartılması ve enerji üretimi sırasında bu işlerde çalışan insanlar herhangi bir tehlikeye maruz kalıyor mu?

– Hayır. Bizim rezervlerimiz zaten toryum-232. Yüzde yüz oranda, oksitlenmiş durumda toryum içeriyor. Kurşun hedef dediğimiz şey, içine toryum konulan bir muhafaza, bir kap. Silindirik biçimde, boru biçiminde olabilir. Üzerine hızlı protonlar gönderildiği için ‘‘hedef” olarak adlandırılıyor. Bu tip reaktörlerin eskileriyle mukayese edilmesi mümkün değil. Kesinlikle patlama tehlikesi yok. Çernobil benzeri bir felaketin tekrarlanması mümkün değil. Radyoaktif  kalıntı minimum nisbetinde. Bu da nötronlarla yok edilebiliyor. Reaktörün fişini çektiğinizde her türlü işlem duruyor. Doğa kirlenmiyor, minimum atıklar da uzun ömürlü değil.

-Uranyum bu kadar belálı bir madde, tehlikeli, radyasyon yayıyor. Oysa toryum da 1828’de bulunmuş, radyoaktif olduğu da 1898’den bu yana biliniyor. Tehlikesiz olduğu halde neden toryum tercih edilmemiş?

– Toryum nedense iyi tanınmıyordu. Cenevre’de CERN (European Center for Nuclear Research-Avrupa Parçacık Fiziği Araştırma Merkezi) laboratuarında araştırma yapan, Nobel almış bir İtalyan fizikçi, Prof. Carlo Rubbia tarafından önerildi, 1993’te. Toryumun, uranyumun yerini alabileceği kanıtlandı. Dokuz yıl öncesine kadar toryumun bu tip bir reaktörde yakıt olarak kullanılabileceği bilinmiyordu.

– Yakıt olarak kullanmak için dünyada ne gibi çalışmalar yapılıyor?

– Ön araştırma çalışmaları bitti, projenin fizibilitesi 1998’de tamamlandı. 11 Avrupa ülkesinin Bilimsel Araştırma Bakanları için araştırma panelleri oluşturuldu, bir de bilim adamlarının katıldığı teknik danışma grubu var. Ne yazık ki Türkiye yok buralarda. CERN laboratuarı da 1954 yılından bu yana var. Aralarında Yunanistan’ın da bulunduğu 12 Avrupa ülkesinin kurduğu bir laboratuar… Burada biz maalesef  yokuz. Olmak için Türkiye Bilimler Akademisi’yle birlikte yoğun çaba içindeyiz.

Sadece Bilimler Akademisi mi? Devletin, hükümetin bu işe el koyması gerekmiyor mu?

– Hepsi bir arada olmalı. CERN’e ve öteki çalışmalara katılan devletler kendi güçleri nisbetinde bütçelere katkıda bulunuyorlar. Ancak bilimsel araştırmalara yapılan yatırımlar bir süre sonra misliyle kendini öder duruma geliyor. Ama Türkiye bu gibi konulara para ayırmadığı için büyük bir bilim adamı eksikliği var.

CERN’de neler yapılıyor?

– Ön araştırmalar bitti. Avrupa’nın ilk prototip toryumlu nükleer santrali 2005 yılına kadar tamamlanacak. Ayrıca Japonya ve ABD’de kendi santrallerini yapmaya çalışıyor.

 -Bunlar santrali bitirdikleri zaman bize satacaklar…

– Araştırmaların içinde olursak biz kendimiz daha iyisini de üretebiliriz. Prototipin geliştirilmesinde mutlaka aralarında bulunmamız gerek. Avrupa prototipi reaktörü 2005 yılında bitirilecek. Bu yeni reaktör, mevcut reaktörlerin sorunlarını da çözümleyecek. Prototip reaktör 2005 yılında tamamlanırsa, seri üretim 2010 yılından önce başlar.

 -Toryumun yarısı bizdeyken reaktör çalışmalarının neresindeyiz?

– Hızlandırıcı üzerinde çalışan bir tek araştırma grubumuz var Ankara’da. Hızlandırıcı proton ve elektron gibi temel parçacıkların ve atom çekirdeklerinin hızını çoğaltan alet. Tıpta, sanayide, savunma sanayinde de kullanılıyor. Fakat araştırmayla ilgili hızlandırıcı yok.

-Türkiye’nin yerin altındaki toryumunu 2015 yılından itibaren kullanabilmesi için ne yapmak lazım?

– Türkiye’de, 2010 yılında hızlandırıcı, deneysel yüksek enerji fiziği ve nükleer fizik konularında 1200 bilim adamının çalışıyor olması gerek. Şu anda sadece 80 kişi var. Önce bilime ve bilim adamına yatırım yapmak lazım.

Bu desteği kim verecek?

 – Devlet, hükümet, tabii ki TÜBİTAK, Türkiye Bilimler Akademisi TÜBA. Özel teşebbüsün, sanayi kesiminin de katkıda bulunması gerekir. En önemlisi eleman yetiştirmek. Dünyadaki araştırmalara bilimadamlarımızın katılması.

-Türkiye’de akademik ünvana sahip kaç bilim adamı var bu işin içinde?

– Hızlandırıcı alanında çalışanların sayısı onu bile bulmaz. Sıfır diyebiliriz. Üniversilerin fizik bölümlerinin bu alanda çalışmasını sağlamak, çalışma yapacak olanları yüreklendirmek lazım. Büyük bir servetin üzerinde oturuyoruz, küçük bir bilimsel yatırımla toryumla enerji üretme alanının dünya devleri arasına girebiliriz. 290 bin tonluk toryum rezervi bulunan Hindistan enerji geleceğini toryumda arıyor.

– Peki bizim aklımız erer mi bu işe? Katılmaya kalkışsak bizi aralarına alırlar mı? Bir fizik bölümü mezununun dünya stardartlarında yetişmesi için kaç yıl lazım?

– Bilim adamlarımızı elbette alırlar aralarına. Bu alanda çalışan bilim adamlarımızın zaten bağlantıları var onlarla. Bir mezunun 5 yıl daha çalışması lazım doktora alması için, 7 ile 10 yıl yeter. Ayrıca, başka ülkelerde yaşayan Türk bilim adamları var, onlar davet edilebilir.

-Toryum nükleer enerji reaktörleri çalışmaya başladı diyelim. Elimizdeki toryumun ömrü ne?

– Ebediyyen diyebiliriz.

………………………………………………………..

Türkiye’nin elektirik üretmek için dışarıdan petrol ve doğal gaz almadığını, ısıtmada kullanılan doğal gazın yerini toryumdan üretilen elektiriğin aldığını düşünelim. Düşünelim, Türkiye’nin başına büyük bir devlet kuşunun konduğunu anlarız. Önümüzdeki 10-15 yıl içinde Türkiye’nin talihi tersine dönebilir. Önü açılabilir.

Devletin, hükümetin, TBMM’nin, TÜSİAD’ın, Sanayi Odalarının toryum gerçeğinden haberi var mı, bilmiyorum. Prof.Dr. Engin Arık, Devlet Planlama Teşkilatı’nın haberi olduğunu söylüyor.

Uranyuma dayalı nükleer enerji üretimine, hidrolik enerji için baraj yapılmasına, termik santrallere karşı çıkan, ancak Türkiye’nin enerji gereksinimi için olumlu öneride bulunamayan çevreci örgütlere, doğaseverlere, sivil toplum örgütlerine ve ‘‘harabeseverler”e de müjde! Şimdi ellerinde toryum kozu var. Yürüyüş, açlık grevi yapmalarına artık gerek kalmayabilir.

Türkiye önümüzdeki 12 ay içinde mutlaka CERN’e üye olmalı ve toryum Prototip Reaktörünü üreten devletlerin arasında yer almalı. Bu da yetmez, Türkiye, ABD ve Japonya ile ilişki kurup toryum reaktörü alanında çalışma yapan gruplara bilim adamları göndermeli. Bu yılın sonuna kadar Hindistan bu alanda neler yapmış, oradan da birşeyler öğrenmeli.

Ülkemiz adına, bu işi bana haber verdiği için Prof. Engin Arık’a ve bu alanda çalışan birkaç bilim adamımıza teşekkürü borç bilirim.

Ben de sizlere, bütün Türkiye’ye, başımıza konan devlet kuşunun, kurtarıcımız toryumun müjdesini veriyorum.

Büyük bir servetin üzerinde oturuyoruz, küçük bir bilimsel yatırımla toryumla enerji üretme alanının dünya devleri arasına girebiliriz.

Kesinlikle patlama tehlikesi yok. Çernobil benzeri bir felaketin tekrarlanması mümkün değil. Reaktörün fişini çektiğinizde her türlü işlem duruyor. Doğa kirlenmiyor, minimum atıklar da uzun ömürlü değil.

(Hürriyet Pazar, 27 Temmuz 2002)

***

 ENGİN ARIK’IN VASİYETİ

“ŞİMDİ sırası mıydı?” Engin Arık, uçak düşerken, son bilinç anında bu soruyu sormuştur mutlaka. “Şimdi sırası mıydı?” 26 Temmuz 2003 günü Bağdat’ın Hayfa Caddesi’nde Amerikalı askerlerin namluları üzerimize çevriliyken ben de kendime sormuştum bu soruyu.

Ölümle burun buruna gelince insan bu soruyu soruyor kendine? O anda müthiş bir isyan yaşamıştır Engin Arık. Haksız ve adaletsiz bir ölüm!

Kanser, haksız ve adaletsiz bir ölüme yol açmamak için girişimini ertelemişti. Kanser döneminde birkaç kez telefonla konuşmuştuk. Hastalıkla ve ameliyatla ilgili olarak. Oğlum Tan (Harvard Tıp Fakültesi) kanserin filmlerini, raporlarını incelemişti. O dönemi biraz biliyorum, biliyoruz.

Isparta’da düşen uçakta yitirdiğimiz Prof. Dr. Engin Arık’ın çok yakın arkadaşı değildik. Çok yakın arkadaşları, bizim çok yakın arkadaşlarımızdı. Benim Engin Arık’ı tanımama toryum neden oldu. Yazımın başlığını da onun toryum aşkını düşünerek koydum.

Tanıdığım ve bildiğim kadarıyla, ailesi içinde, meslektaşı olan eşiyle, çocuklarıyla çok mutluydu; yakın arkadaşlarıyla da mutluydu. Politik olarak son derece mutsuz olduğunu biliyorum. Yazıştık! Toryum çalışmaları dolayısıyla karmaşık duyguları vardı: Çalışma arkadaşlarından, öğrencilerinden memnundu. Ama onun dışında akademik çevreden, hükümet çevrelerinden, TÜBİTAK gibi kurumlardan hoşnut olduğunu söyleyemem. Bilen biliyor!

Basın ve medya da fizik alanında ne yaptığını bilmiyordu Engin Arık’ın. Ben de… Ta bir rastlantı sonucu aynı masa çevresinde oturuncaya kadar.

Hisarüstü’nde, yeni evlenmiş bir çift ile tanıştırılmak için davet edilmiş konuklar arasındaydık. Siyaset ve futbol birbirini tanımayan insanların birbirine alışma alanıdır. Bizim masanın konusu “sanayi siyaseti” idi. Lenin’in “Elektrik eşittir uygarlık” sözünden esinlenerek “Ucuz elektrik eşit sınai kalkınma” demiştim.

“Kurtarıcının üzerinde oturuyorsunuz ama haberiniz yok!” demişti, masanın karşı ucunda oturan mavi gözlü, sarışınca ve topluca bir hanım: Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Arık, Türkiye Fizik Derneği İkinci Başkanı. Sonra eklemişti: “Büyük bir servetin üzerinde oturuyoruz, küçük bir bilimsel yatırımla toryumu enerjide kullanarak dünya devleri arası girebiliriz.”

Sonra, Engin Arık’ın Boğaziçi Üniversitesi’ndeki laboratuvarına gittim ve kendisiyle bir söyleşi yaptım. Söyleşi “Kurtarıcının Adı Toryum” manşetiyle, 28 Temmuz 2002 tarihli Hürriyet Pazar’da tam sayfa yayınlandı. Ve Türkiye toryumun ne olduğunu, nükleer enerjide nasıl kullanılacağını öğrendi. Bana, aralarında Hakkı Devrim başta olmak üzere birkaç kutlama telefonu geldi. Birkaç bilimsel kıskançlık telefonu. Hükümet ciheti duymazdan geldi. Oysa ben yayınlanan söyleşinin küçük bir zelzele yaratacağını sanıyordum.

Bu vesileyle, Engin Arık’ın “bilimsel elma”sının gerçekliğini de tanıdım: Yarısı umut ve mutluluk, öteki yarısı umutsuzluk ve mutsuzluk idi. Sözünü ettiğim söyleşiyi bulup okuyun. İnternette var. Toryum ve “Nobel’e layık görülen Engin Arık!” gerçeğini öğrenirsiniz. Toplum, siyaset, hükümet çevreleri ve bilim bürokrasisi toryum konusunda biraz bilinçlenirse bu saçma ölüm biraz da olsa bir işe yarar!..

(Hürriyet, 4 Aralık 2007)

***

SON SÖZ:

“AKP hükümeti bu konuda hiçbir şey yapmadı” dersem haksızlık etmiş olurum. Başta eski başbakan ve yeni cumhurbaşkanı Recep Tayyip Bey olmak üzere, ülkedeki bütün okulları imam-hatiplere dönüştürdüler, her okulda mescit açıyorlar, anaokullarında küçücük yavrulara namaz kılmayı öğretiyorlar. Bu sayede ülkenin tamamı pek yakında “imam” olacak ve “imam ve imameler” Kuran’da toryumla ilgili ayetleri bulacak; topluca dualar okuyarak, toryum reaktörüne gerek kalmadan, etkili nefesleriyle elektrik üretecekler.

Hep birlikte, Ya Hakk, amin diyelim!

Özdemir İnce

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“TORYUM DENEN MUCİZE” üzerine bir düşünce

  1. Geri bildirim: TORYUM DENEN MUCİZE

Yorumlar kapalı.