TUHAF İŞLER TUHAF ŞEYLER

Başbakan muhalefet beğenmiyor! Ana muhalefet liderini kendi dengi saymıyor, kendi dengi saymadığı için de adam yerine almıyor. Ana muhalefet lideri kendi tarihini öğrenmeliymiş. Ne demek? Kendi özel tarihini mi, CHP’nin parti tarihini mi, Türkiye tarihini mi? Bunların hepsi kendi “kendi tarihi” bağlamı içinde ele alınabilir.

Sezildiği ve anlaşıldığı kadarıyla bay başbakan “kendi” profesör doktorluğunu çok ciddiye alıyor. Olur böyle şeyler. Kimilerinin gözünde bay başbakanın profesör doktorluğu, doktorluğu ve profesörlüğü tam anlamıyla bir “Bon pour l’Orient” yani Batı’da, Avrupa’da ve diplomayı verenin anavatanında geçerli olmayan bir belge.

Bu belgeden bir tane de bende var: Fransa’dan aldığım belgeler arasında bir de “L’Institut des professeurs de français à l’etranger” (Yabancı Ülkeler Fransızca Öğretmenleri Enstitüsü”. Adından da anlaşılacağı üzere bu belge Fransa’da geçerli değildir.

Doktora yapmak, masa futbolu oynamaya, bilgisayarda futbol oynamaya benzer. Ütopik konularda da doktora yapılabilir. Uygulanabilir olması şart değildir. Hele sosyal bilimlerde her türlü herzeyi karıştırabilirsiniz.

Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’nin Uluslar arası Konumu’nu ele alan “Stratijik Derinlik” adlı kitabının köydeki nüsnası 89.baskı (Ekim 2013), İstanbul’daki baskısı 29.uncu idi. Ekim 2014’te belki 100.baskıyı çoktan geçmiştir. Bir kitabın bilimsel ciddiyeti alındığı referans sayısıyla ölçülür. Ancak bir püf noktası var işin: Yabancıların seçim şansı yoktur, Türkiye üzerine yazılmış kitapların değerine bakmadan referans yaparlar. Örneğin ikisi de sosyoloji profesörü olan  Nilüfer Göle ile  Şerif Mardin’in Türkiye üzerine yazı ve kitapları referans yapılır. Aka o kadar.  Bunun gibi, Ahmet Davutoğlu’nun ABD’nin, Avrupa Birliği’nin ya da günümüz Rusya Federasyonu’nun konumları hakkında bir Stratejik Derinlik kitabı yazsaydı ve bu önemli dünya dillerine tercüme edilseydi, buna şapka çıkartılırdı.

Bay Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabından ilham aldığı ya da bu kitaptaki fikirlerini uyguladığı “Komşularla Sıfır Sorun” siyaseti sırça saray gibi şangır-şungur yıkılmıştır. Komşularla sıfır sorun siyasetine inanmak için tarih cahili olmak gerekir. Tarih boyunca hangi devletin komşularıyla sıfır sorunu olmuş?

İskender İmparatorluğu’nun Roma İmparatorluğu’nun, Hun İmparatorluğu’nun, Cengiz İmparatorluğu’nun , İngiliz İmparatorluğu’nun, Osmanlı İmparatorluğu’nun uzak ve yakın komşularıyla onlarca, yüzlerce sorunları vardı. Günümüzde ABD’nin, Rusya’nın, Çin Japonya ve Hindistan’ın da onlarsa sorunu var. Ayrıca sorun olması da çokt kötü bir şey değil. Sadece komşularının bütün isteklerini şipşak kabul eden devletlerin komşularıyla sorunu olamaz. Komşularla sorun aslında sorun değildir. 1923-1950 arasında Türkiye’nin komşularıyla sorun olmayan sorunları vardı ama bunlar sorun değildi. Bay Davutoğlu, tıpkı babasının kamyonunu sürmeye kalkışan ehliyetsiz yeniyetme gibi, kaşla göz arasında kamyonu şarampole yuvarladı, sorunlu-sorunsuz komşularla papaz oldu. Yunanistan, Ermenistan ve Kıbrıs Rum Devletini saymıyorum, ama AKP hükümetinin iktidardan düştüğü gün Arap devletleriyle kahve içilebilir artık.

***

Bay Davutoğlu’nun durumu iç güveysinden hallice değil ama hamisi R.T.Erdoğan’ın durumu onunkinden de kötü. Bu kötülüğün kötülük derecesini okurun ferasetine bırakarak örnekleme işine geçelim. İki örnek de 24 Ekim 2014 tarihli Aydınlık gazetesinden:

Birinci örneğin başlığı şöyle:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye’ye rağmen PYD’ye silah verdiler”

“TÜRKİYE-Letonya iş Forumu’na katılan Tayyip Erdoğan, Letonya Cumhurbaşkanı Andris Berzins ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin Ayn el Arap’taki PYD güçlerine silah göndermesi ve peşmergelerin Türkiye’den geçişine ilişkin şunları söyledi:

‘Her şeyden önce sayın Obama’ya bizim teklifimiz önerimiz şu olmuştur. Eğer Amerika, Türkiye, bizler teröre karşıysak ki Türkiye olarak biz karşıyız, Amerika’nın da teröre karşı olduğunu, PYD’nin PKK’yla aynı durumda olduğunu kendilerine telefon görüşmemde ifade ettim. ‘O da bir terör örgütüdür’ dedim. Dolayısıyla burada PYD’ye yapacağınız yardımlar bir terör örgütüne gitmektedir. Şu anda PYD saflarında PKK’nın lider kadrosunda olup orada savaşan kişiler var. Burada 2 önemli grup vardır. ÖSO birinci tercihimizdir, ikinci tercih Peşmergelerdir. Ve biz Peşmergelere ülkemiz üzerinden kontrollü bir şekilde geçmelerine müsaade ederiz dedik. Tabi PYD ilk etapta Peşmergeleri kabul etmedi. Daha sonra biliyorsunuz Peşmergeleri kabul etti ve Peşmergelerle ilgili Kuzey Irak yerel yönetiminin belirlemiş olduğu sayıya da sıcak bakmadılar ve en sonunda 200 rakamında anlaştıkları haberini dün almış bulunuyorum.’

‘BİZ OLUMLU BAKMIYORUZ’

Amerika’nın gönderdiği birçok silahın IŞİD’in eline geçtiğini ifade eden Erdoğan şöyle devam etti: ‘Bu arada Amerika özellikle Kobani’ye indirmekte olduğu silahlarda artık her şey belgeli, delilli biliyorsunuz bu silahların bir kısmı IŞİD’in eline geçti. Peki PYD’ye ve IŞİD’e giden bu silahlarla ilgili Türkiye olumlu baktı mı? Hayır bakmadı. Türkiye’ye rağmen Amerika bu işi yapmıştır.”

***

Vaziyetin durumu Et ve Balık Kurumu! Sizce de öyle değil mi?

Bizim Mersin’de “Çatal Çöpe Kıstırmamak” diye bir laf vardır ki “Adam yerine koymamak, almamak” anlamına gelir.

AKP hükümatı ABD’ye “Gardaş (ya da ağabey) bunlara silah-milah vermeyin!” demiş. Amaç komşularla sıfır sorun! Ama ABD inadına vermiş!

Bunu R.T.Erdoğan ağzıyla itiraf ediyor.

Bundan, ABD’nin AKP hükümetini çatal çöpe kıstırmadığı anlaşılmıyor mu?

Böyle bir durumun vaziyeti mahalle kahvesinde olsa vallahi kan çıkar.

***

“ABD: PYD’YE SİLAH VERMEMİZ YANLIŞ DEĞİL”

“Tayyip Erdoğan’ın ‘Türkiye Kürt güçlerine havadan silah yardımı yanlış’ şeklindeki değerlendirmelerine ABD’den yorum geldi. ABD Dışişleri sözcüsü Marie Harf, bu konuda gelen soruyu ‘Türk hü­kümeti kendi adına konuşabilir’ diye ya­nıtladı. Sözcü, ‘IŞÎD’in Türkiye sınırı bo­yunca daha fazla bölgeye hakim olmasına izin yermek, Suriye’deki toplulukları teh­likeye sokar ve Türkiye ile IŞÎD’in yok edilmesi ve ılımlı muhaliflerin güçlendiril­mesine yönelik ortak çıkarlarımıza tehdit oluşturur. Yani burada hepimizin çıkan söz konusu’ ifadelerini kullandı.

ABD Dışişleri Sözcüsü Harf, ABD Baş­kam Barack Obama’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Cumartesi günü yaptığı telefon görüşmesinde, ‘Kobani’de çaresiz durum­daki savaşçılara takviye yapmanın hayati ve acil önemde olduğunu açıkça belirttiğini’ aktardı.

Harf, ‘Türkiye stratejik müttefik ve IŞÎD’i tamamen yenilgiye uğratmada aynı amacı paylaşıyoruz. Bir tür eşiği geçmek için listedeki her bir maddeyi yerine getir­meleri gerektiği gibi bir durum yok. Çok önemli olan değerli adımlar atıyorlar’ dedi.

‘PEŞMERGELER GEÇSİN’DEDİK

Sözcü Harf, Kobani’ye Türkiye üzerin­den peşmergelerin geçmesine ilişkin Tür­kiye’nin isteksiz durmasına ilişkin ‘Peşmergelere Türkiye nasıl bir destekte bu­lunacak?’ şeklindeki bir soru üzerine de ‘Bizimkilerle görüşüp bu konuda bir rol oynayıp oynamayacağımızı soralım. Emi­nim, Türklerin bu özgün konularda daha fazla bilgisi vardır’ diye yanıt verdi.

Harf, ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kobani’deki havadan yardım operasyonu için ‘Yapılanın yanlış olduğu ortaya çıktı’ dedi. Yapılan yanlış mıydı?’ sorusuna, ‘Kesinlikle hayır’ diye yanıt verdi.”

***

Bir tarafta Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı karşı tarafta ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü sarışın gözlüklü taze, Marie Harf.

Amma da denklik değil mi? Bay Davutoğlu bu denkliğe ne der acaba? Ne der?

Bir tarafta orta düzeyde bir hükümet memuru, öteki tarafta bir Cumhurbaşkanı!

Utanç verici bir durum! R.T.Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı olmadığı AKP’nin cumhurbaşkanı olduğu için  bu durumdan hiç de rahatsız değil.

Bu ilişkinin, bu ağız dalaşının stratejik derinliğini nasıl yorumlar acaba AKP’nin derinlik uzmanı?

Özdemir İnce

25 Ekim 2014