TUHAF ŞEYLER VE AYICILIK ÜZERİNE

Peru’nun başkenti Lima’da yayınlanan “El Canto Popular” adlı dergide Negra Cisneros imzalı bir yazı çıktı. Yazı Türkiye üzerine. Yazar Negra Cisneros’un Türkiye’yi çok yakından tanıdığı anlaşılıyor:
Türkiye’de AB’nin Genişlemekten Sorumlu Komiseri Olli Rehn’i yerden yere vurmak çok moda. Özellikle, AKP’ye kapatma davası açılmasından yana takındığı tavır, Rehn’i laik çevrelerin hedefi konumuna soktu. Tüm şimşekleri üstüne çeken diğer bir isim de Lagendijk… 2009 yılında, Rehn’in yerine bir Fransız’ın geçebileceğini yazan tanınmış gazeteci Mehmet Ali Birand ‘Rehn ve Lagendijk’ı mumla ararız!’ diyor.”
***
Daha fazla kafa karıştırmadan itiraf edeyim: “El Canto Popular” diye bir dergi yok. Negra Cisneros, şair arkadaşım Antonio Cisneros’un karısı (hala karısı mı bilemiyorum), böyle bir yazı yazmadı. Yazı Mehmet Ali Birand’ın (Posta, 13.05.08) yazısından alındı.
Böyle bir yazı yayınlanmadı, dememe bakmayın, istediğim an Güney Amerika’nın bir gazetesinde, dergisinde böyle bir yazı yayınlatabilirim. Arkadaşlarım var. Eski solcuların İslamcı AKP’nin nasıl lejyoneri olduklarına dair bir yazı da her an yayınlanabilir Peru’da, Şili’de, Arjantin’de.
***
10 Mayıs 2008 tarihli Yeni Şafak gazetesinin 18. sayfasında “AK Parti’yi kapatma kararı askeri darbeden farksız olur” manşetini okuyunca aklıma geldi böyle bir oyun.
Bu patavatsız yargı Brooking Enstitüsü’nün önde gelen isimlerinden Phil Gordon’a ait. Mr.Gordon bu cümleyi 4.Sakıp Sabancı Konferansı’nda söylemiş.
Phil Gordon’un yaptığı konuşmadan, Ali Akel imzalı haberde sadece bu cümle yer alıyor. O da manşet olarak.
Phil Gordon çok önemli bir adam mı, bilmiyorum. Brooking Entitüsü hakkında da iyi şeyler okumadım, duymadım. Bildiğim kadarıyla Ortadoğu, Asya ve eski Sovyetik ülkelerle ilgili bir Enstitü. Anımsadığıma göre bir raporunda Irak’ı üçe bölmüştü ya da bölünmesini tavsiye etmişti.
İsterseniz bir bilene sorun, böyle bir enstitünün ABD hükümetinden, Pentagon’dan, CIA’den bağımsız olması mümkün müdür ? Ben bağımsız olanına rastlamadım.
Kendi aklımıza şunu sormamız gerek : “Anayasa Mahkemesi AKP’yi kapatırsa, bu askeri darbeden farksız mı olur ?”
Böyle bir cümleyi ancak beyin yıkayıcı 5.Kol örgütleri kurar !
***
1950’lerde çok faullü oynayan futbolcuya ya da takıma ayıcı denirdi. Anımsıyorum, bizim sınıfta İzzet Dayı dediğimiz bir arkadaşımız vardı. Ayağımızdaki topu almak için naralar atarak üzerimize gelirdi. Ayıcılık yapıp bizi sakatlamasın diye topu bırakıp kaçardık önünden. Hakemsiz oynadığımız için, İzzet Dayı kural koyucu olurdu.
Tarafsız gözlemciler, AB şövalyeleri Olli Rehn, Joost Langendijk ve Barosso’nun eleştirirken ayıcılık yapmaktan sakınmadıklarının altını çiziyorlar. Ama bizim kimi yazıcılarımız bu türden ayıcılıkları kural haline getirmişler.