TUNUS ANAYASASI 2014

Mayıs ayı sonunda Tunus’ta Sidi Bou Said’deydik. Uluslararası Danışma Kurulu üyesi olduğum Voix Vives Şiir Festivali (Fransız) Sidi Bou Said’teydi.

Tanıdıklar “Ne olacak bu Türkiye’nin hali” konusunda benimle konuşmak istiyorlardı. Benim bu soruya yanıtım kesindi: Devrimci Cumhuriyet kazanırsa Türkiye örnek bir ülke olacak, çağının çağdaşı bir ülke (ki Muasır Devlerler düzeyidir) olacak. İslamcılar kazanırsa bir Arap ülkesi olacak.
Avrupalılar da, Araplar da “Allah Saklasın!” diyorlardı.

Özellikle de soförler siyaset konuşmak istiyorlardı benimle. Fransızca konuşuyorduk. Fransızca Tunus’ta ikinci konuşma dilidir.

Çok dağınık Kartaca harebelerini dolaştıran soför, Gannuşi için ne düşündüğümü sordu. Gannuşi’ye bağlı eşeğimi bile güvenmediğimi söyledim.
Uzun yıllar İngiltere’de sürgünde yaşayan Gannuşi’nin ve liderlik yaptığı An Nahda (Rönesans) partisinin Müslüman Kardeşler (İhvan) kökenli olduğunu, kendisiyle yapılan söyleşilerde, geçmişte, İslam dinini referans aldıklarını söylediğini, laiklik karşıtı olduklarını hatırlattım.
“Vallah doğru değil, Avrupa’nın propagandası” dedi.
“Vallah doğru, okuduğum ciddi kaynaklara dayanarak söylüyorum” dedim.
“Yıllar önce söylemiş olabilir, ama hükümette yer almadı, Anayasa’nın yazılımında laikliğin anayasaya girmesi için dayattı ve kabul ettirdi” dedi.
Belki diye düşündüm. Mısır’da, Libya’da, Suriye’de olanları görüp İhvan gömleğini değiştirmiş olabilir diye düşündüm. Ama tamamen inanmamıştım.

Şoför bizi Sidi Bou Said’teki otelimize bırakınca doğruca odamıza gittim. İnternette Tunus’un 2014 tarihli anayasasını buldum. Şoför yalan söylüyordu.

Anasayanın 1. Maddesi şöyleydi:
“Tunus özgür, bağımsız ve egemen bir devlettir. Dini İslam, dili Arapça ve rejimi Cumhuriyet’tir.
Bu madde değiştirilemez.”

“La Tunisie est un État libre, indépendant et souverain, l’Islam est sa religion, l’arabe sa langue et la République son régime.
Il n’est pas permis d’amender cet article.”

Ekler arasında yer alan “Arap Devletlerinde Din ve Anayasa” başlıklı yazımda da göreceğiniz gibi bu madde 1959 anayasasında aynen yer almaktadır. Tek değişiklik “Bu madde değiştirilemez” ekidir.
***
Festival sırasında yapılan “Şiir de devlet” başlıklı oturumda yaptığım konuşmada, Arap baharlarının bir ihtilal (devrim) olamayacağını söyledim. Arap baharları Mısır, Libya ve Tunus’ta sadece iktidarları değiştirdi. Toplumsal yapı değişmedi, toplumun zihinsel yapısı değişmedi. Aynı. Toplumun, devletin yapıları değişmeden, özellikle de toplumun ve bireylerin zihinsel yapıları değişmeden iktidarın değişmesi bir ülkede hiçbir şeyi değiştiremez.
Bu değişimin olması için önce iktidarların zihinsel yapıları değişecek. Anayasa ve yasalar için dinin yerine bilim ve laik ilkeler referans haline gelmeden devrim gerçekleşemez.
Bütün yasalar laik olacak, en başta okullar laikleşecek.
Laikliği bütün siyasal partiler kabul edecek, laiklik toplumun ve bireylerin hücrelerine kadar işleyecek.
Üretimin, eşitliğin somutlaşması ve zenginliğin eşitçe paylaşımının itici gücü budur.
Toplumun ve bireylerin dinsel inançlarının gücü ne olursa olsun, toplum ve bireyler laikliği bir vazgeçilmez ilke olarak kabul edecek. Laiklik bir engel olarak kabul edilmeyecek.

Düşünsenize, Türkiye’de laiklik anayasanın değişmez ilkesi ama iktidarın başı Soma faciasını madenciliğin fıtratı olarak kabul ediyor. Laik okulları imam-hatip okulları haline getiriyor. Bu anayasanın ve yasaların tamamının ilgasıdır (yok edilmesidir).
Bu eylemin değerlendirilme yeri seçim sandıkları olamaz.
Türkiye’nin anayasa ve yasalarına göre yargı derhal harekete geçmek, AKP’yi kapatmak ve başbakanı ve bütün sorumluları tutuklamak ve yargılamak için gerekeni hemen yapmak zorundadır.

Türkiye’de yargı yapması gerekeni yapamayacak duruma getirilmiştir.
Sidi Bou Said’te bunları söyledim. Türkiye’de 30-40 yıldır yazıp söylediğim gerçekler.

Devlet ve toplumun din ve Tanrı ile ilişkisini rasyonalize etmeden, din ve Tanrı’yı siyasal bezirganların sultasından kurtarmadan, İslam ülkeleri için kurtuluş yoktur.

Özgürleşmenin, bağımsızlığın, gelişmenin, insanlaşmanın giriş kapısı budur. Eşik geçilmeden ayağa kalkmak ve direnmek mümkün değil.

Cumhuriyet o eşiği geçmişti ve neredeyse başarıyordu bunu.

EK OKUMALAR:

SENİN ADIN TUNUS !
Tahar Bekri, benim çok yakın arkadaşım. Çok uzun yıllardır Paris’te yaşıyor. Şair, filozof ve 10.Paris Üniversitesi Nanterre’de öğretim üyesi. Elbette, Paris’te keyfinden yaşamıyor. Bir sürgün! Tunus’ta olanlar için remil atacağıma ya da yabancı basını özetleyeceğime, ona “Tunus’ta ne oluyor?” diye yazdım. Bana aşağıda okuyacağınız yazıyı gönderdi:

***
“Kötülük yıllardır üst üste yığılmıştı. İktidarın akıl almaz vurgun düzeni kendini sürdürmek için 100 bin polise dayanıyordu. 10 milyonluk bir nüfusa 100 bin polis. İktidar partisinin 1 milyon üyesi kamusal hayatı felç ediyor, muhalefet partilerinin görevlerini yapmasını engelliyor, seçimlere fesat karıştırıyordu. Kuşkusuz belli bir ekonomik gelişme vardı ama ülkenin bütün bölgelerinde çoğu diplomalı işsizlerden geçilmiyordu. O genç bu nedenle kendini yaktı ve bu ilk kez olmuyordu. İktidar, sorunu çözmek yerine barışcı göstericilerin üzerine gerçek mermilerle ateş açtırdı. Sosyal ve ekonomik hak talepleri sonunda siyasal nitelik kazandı. Kısa zamanda kentler hareketlendi ve gerisini herkes biliyor. Ülkeyi 23 yıl demir yumrukla yöneten diktatör General Ben Ali yurt dışına kaçtı. Yüzde 92-96’sı eğitim-öğretim görmüş bir ülkedir Tunus. Eğitimlilerin çoğunluğunu da kadınlar oluşturur. Burgiba döneminin mirası olan aydın kadınlarımız Arap dünyasının en gelişmiş kitlesidir. 2 milyon internet kullanıcısı bu sayede dış dünya ile ilişki kurmuş, olan/-bitenden haberdar olmuştur.
“Yasemin Devrimi”, gündelik ekmek ve toplumsal gereksinimlerin ötesinde, saygınlık ve özgürlük için verilen muhteşem bir savaşımın ürünüdür. Millet her gün yeni bir olgunluk örneği vermekte intikam ve kin peşinde koşmamaktadır. Adalet ve saygı istemektedir. Halk, görevi halkı korumak olan ama topluma terör salan Başkanlık polis gücüne (10 000) karşı istemeye istemeye silahlanmaktadır. Bu satırları yazdığım sırada geçici hükümete seçilen dört yeni bakan halkın baskısıyla istifa etmek zorunda kaldı. Çünkü bunlar eski rejimin kalıntılarıydı. Halkın sabırsızlığı öylesine yoğun ki yeni bir Anayasa önermek, yeni genel seçimleri hazırlamak, siyasal partileri meşrulaştırmak, siyasal mahkumları özgürlüklerine kavuşturmak için altı ay çok uzun geliyor.”
***
“Bu devrimci ortam içinde, halkın yurttaşlık bilinci, herhangi bir iktidar deneyiminden yoksun öteki siyasal partilere göre çok daha olgun ve örgütlü görünüyor. Tunus’un demokrasi mücadelesinde sendikalar çok önemli bir rol oynamakta. 1990’dan bu yana yasa dışı olan ve Müslüman Kardeşler’e yakın duran Nahda (Rönesans) Partisi hiç kuşkusuz ilk seçimlere katılacak. Peki laik partileri yenilgiye uğratabilecek mi? Bu zıtlaşmanın Tunus toplumunda çok köklü olduğu söylenebilir. Ancak halk şu anda özgürlüğün tadını çıkarmak, korkudan arınmış ifade özgürlüğünü kullanmak, sansürsüz medyaya sahip olmak istiyor, sürgünlerin geri dönmesini bekliyor.”
***
Dostum Tahar Bekri, İslamcı, Müslüman Kardeşler kökenli Nahda Partisi’nin temsil ettiği tehlikeye bu kısa iletisinde değinmiyor. Bir diktatörlükten kurtulan Tunus acaba teokratik bir diktatörlüğün pençesine mi düşecek? Laik partiler İslamcı Nahda karşısında birleşebilecek mi? (HÜRRİYET, 23 OCAK 2011, PAZAR)
***
ARAP BAHARI YEŞİLLENDİ

Hergün birbirinden harika yazılar yazan Yılmaz Özdil, 25 ekim 2011 günü şöyle diyordu: “Türkiye’de üç işi canı çeken yapabilir: Müteahhitlik, siyasetçilik ve gazetecilik. // ‘Gazeteci olunmaz doğulur’ palavrası da buradan çıkmıştır zaten… Hiçbir bilimsel kritere dayanmadığı için, ana rahmi’ne dayandırılır.”
Hey gidi ana rahmi hey! Ben de fantirifitton liberal demokratlara “Ana rahmine haklı düşenler!” demiyor muyum?
***
25 ekim 2011 tarihli Hürriyet gazetesinin 14.sayfasında “Arap Baharı Yeşillendi” manşetini görünce kıs kıs gülmeye başladım. Ama, yayınlanan fotoğrafın altındaki “Libya’dan sonra Tunus’ta da ‘İslamcılar’ iktidarda” açıklamasını okuyunca yüreğim cız etti.
Hani Mısır, Libya ve Tunus’a beklenmedik baharı getirenler Türkiye’yi örnek alacaklardı?
Kahire’de yalancı baharın çiçekleri açmaya başladığı zaman, “Arap ülkelerine laiklik, demokrasi falan gelmez, gelemez!” diye yazmamış mıydım ben?
Ciddi bir emek ve araştırmanın dayandığı yazılar yayınladım 23 ocak 2011 tarihinden bu yana ve Türkiye Araplara model olamaz, ilk seçimde İslamcılar iktidara gelir, İslamcıların da demokrasiyle hiçbir ilişkisi yoktur demişim. Bu konuda yazdığım yazıların yayın tarihlerini yazıyorum. Lütfen bir kez daha okuyun hayallerle gerçeklerin, palavralarla doğruların farkını görün:
23 Ocak 2011; 5, 8, 9, 11, 12 ve 16 şubat 2011; 13 Nisan 2011; 17 Ağustos 2011; 21 Eylül 2011. Bu konuda tanı tamına 10 yazı yayınlamışım ve özet olarak şöyle demişim:
“Özdemir İnce, 9 Şubat yazısında ne yazmış? : ‘İslam, Türkler için, içine Şamanizm ve hurafe karışmış bir dindir, sadece bir dindir. İslam, Araplar için, önce bir uygarlık ve kültürdür, konuşulan ve yazılan bir dildir, tarihtir, gündelik hayattır yani her şeydir. Bu İslam’ın içinde İslam öncesine ait yerel inançlar ve hurafeler de kaynamaktadır.
Bu nedenle, bizimkiler, eşitlikten, özgürlükten söz eden (üniversite öğretim üyesi) bir Arap feminist kadının laiklikten hiç söz etmemesine hep şaşırırlar’.” (11.02.11)
***
Arapların tarih-coğrafya-yurtbilgisini, romanını, şiirini, resim sanatını ve gündelik yaşam geleneklerini bilmeyeceksin ve Arap Baharı üzerine işkembe-i kübradan yazılar yazacaksın.
Ve bir gün Libya’dan, Tunus’tan gelen haberler yüzüne şamar gibi inecek ve ortalıkta Arap dünyası uzmanı diye gerine gerine gezeceksin!
“Libya’da Kaddafi sonrası yeni yönetimin çokeşlilik de dahil şeriat kanunlarını uygulamasını açıklamasının ardından, Arap Baharı’nın başladığı Tunus’ta da İslamcılar ilk seçimlerde oyların en az 3’te birini alarak birinci oldu” (Hürriyet, 25.11.2011).
Tunus’ta 23 ekimde yapılan Ulusal Kurucu Meclis seçiminde yüzde 41.47 oy alan En Nahda’nın lideri Gannuşi “Tunus ve Türkiye birbirine çok benzeyen iki ülke ama her iki ülkenin kendi iç dinamikleri farklı. AK Parti’yi örnek alıyoruz, fakat bizim düşünsel önderimiz diyemem. Onlar laik olduklarını söylüyorlar, biz laik değiliz!” diyor(du).
AKP’nin laik olduğu yanılsamasını bir yana bırakalım, gerçek artık anlaşılmıyor mu? Mısır’da da aynı şey olacak. Sırası gelince Suriye’de de… Irak’ta olan oldu zaten.
Bir İslam ülkesinde laiklik olmazsa demokrasi de hayalden ibaret kalmaya mahkumdur!
***
Avrupa Birliği ve Fransa sanki çok umurlarındaymış gibi Libya’yı uyarmış, Libya da “Ilımlıyız!” diyesiymiş. Yeni yönetimin çok eşliliğe izin verilmesi ve faizin yasaklanması gibi birçok konuda şariat hükümlerinin uygulanacağını açıklamasının ardından AB’nin dış politika şefi Catherine Ashton, “Libyanın yeni liderlerinin insan haklarına ve demokratik ilkelere saygılı olmasını bekliyoruz” demiş. Libya Ulusal Geçiş Konseyi lideri Mustafa Abdülcelil de “Çok eşlilik konususunda sadece mevcut yasalarla şeriatın çeliştiğini örnek verdim. Faiz ise Kuran’a göre haramdır, bunun tartışması olmaz!” diye cevap vermiş. Daha ne desin?
(HÜRRİYET, 6 KASIM 2011, PAZAR)
***

ARAP DEVLETLERİNDE DİN VE ANAYASA
Bu yazının amacı, laik ve cumhuriyetçi bakış açısı içinde, Arap devletlerini kınamak ve küçük düşürmek değildir. Herkes istediği iple asabilir kendini. Ülkemizde, diktatörlerin iktidardan düşmesi ile, Arap ülkelerinin bir gecede demokratikleşebileceği yazılıyor. Bu yazının amacı bunun imkânsızlığını göstermek. Başka bir şey değil!

Lübnan anayasası dışında bütün Arap ülkelerinin anayasaları İslama gönderme yapar ya da İslam şeriatı bizzat anayasadır. Maşrık (Orta Doğu) ülkelerinde “İslam hukuku (şeriatı) pozitif hukukun kaynağı”dır. Magrep (Kuzey Afrika) ülkelerinde İslam devlet dinidir ama İslam hukuku ile devletin hukuku arasında belirgin bir örtüşme zorunluluğu yoktur. Ama hepsinin anayasasında İslam dini yer alır:
1.İslam hukuku yasal düzene tam anlamıyla egemendir; 2.İslam hukuku, pozitif hukuka esin kaynağıdır; 3.İslam hukuku ile pozitif hukuk arasında belirgin bir ilişki yoktur.
***
-1959 tarihli Tunus anayasası madde 1.– Tunus özgür, bağımsız ve egemen bir devlettir; dini İslam, dili Arapça ve rejimi cumhuriyettir.
-Cezayir anayasası madde 2.- İslam devletin dinidir.
-Fas Krallığı anayasası giriş bölümü: Fas Krallığı’nın bir İslam devleti olduğunu yazar.
-Libya’da 1969 anayasasına göre İslam devlet dinidir. 1977 anayasasında ise Kuran’ın cemahiriye halkının yasası olduğunu yazar.
-Mısır Anayasası Madde 2.– Devletin dini İslam, resmi dili Arapçadır; İslam şeriatının ilkeleri yasamanın temel kaynağını oluşturur.
-Suriye Anayasası Madde 3.– (1) Cumhurbaşkanın dini İslam dini olmalıdır, (2) İslam hukuku yasamanın temel kaynağıdır.
-Ürdün Krallığı Anayasası Madde 2.– İslam devlet dinidir ve resmi dil Arapçadır.
-Suudi Arabistan Krallığı Temel Yasası Madde 2.– Suudi Arap Krallığı egemen bir İslam devletidir; dini İslamdır; Kuran ve Peygamber sünneti anayasadır.
-Yemen anayasası madde 2.– İslam devletin dinidir.
-Kuveyt anayasası madde 2.– İslam devletin dinidir.
-Bahreyn anayasası madde 2.– İslam devletin dinidir.
-Katar 2003 anayasası madde 1.– İslam Katar’ın dinidir.
-Birleşik Arap Emirlikleri anayasası madde 7.– İslam, Birliğin resmi dinidir.
-Irak anayasası (Madde 2) İslam, demokrasi ve insan hakları arasında bir bağlantı kurmaya çalışır:1.İslam’ın ilkelerine; 2.Demokrasinin ilkelerine: 3. Anayasanın öngördüğü temel hak ve özgürlüklere aykırı yasa çıkartılamaz.
***
Modernleşmeye çalışan Arap devletlerinde, Batı hukukunun belirgin etkilerinin görülmesine karşın İslam hukukunun gölgesi egemendir. Ancak XX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bütün Arap devletlerinde (Mısır gibi en batı yanlısı ülkede bile) yasaların yeniden islamileştirilmesi (sadece özel hukuk değil, Anayasa hukuku) akımı giderek güçlenmektedir.
Daha önce sayısını unuttuğum kadar yazdım: Arap toplumları için İslam ve Kuran, sadece din ve kutsal kitap değildir, aynı zamanda anayasa ve yasadır, edebiyattır, dildir, hukuktur. Böyle bir toplumun laikleşmesini, sekülerleşmesini beklemek hayal görmekten ileri gitmez. Hiçbir Arap devleti İslamı esas kabul etmeden, onu referans yapmadan anayasa yapamaz. Yani Arap devletinin anayasasında devletin sosyalist, demokratik sosyalist olduğu (Suriye, Mısır) yazabilir ama o anayasada laiklik ilkesi ya da din ve devlet ayrılığını ifade eden bir sözcük ve kavram yer alamaz.
Bu, Arap halklarının, Arap devletlerinin bileceği iş. Başkalarının onlara karışma hakları yoktur. Laikliği kabul etmeyen bu ülkelere dışardan ve zorla demokrasi ihraç etmek kesinlikle kabul edilemez. O zaman, İslam şeraitini anayasa kabul eden Suudi Arabistan Krallığı dururken Mısır’la, Tunus’la, Libya ile, Suriye ile uğraşmak neden?
Artık, Türkiye’nin Arap âlemine örnek olacağı türden saçma iddialar bir daha ağza alınmamalı. Benim korkum, AKP Türkiye’sinin, Arap ülkelerine benzetilmesi!
Böyle bir niyet olmasaydı, Türkiye’yi “adam eden” laiklik ilkesi ile bu kadar uğraşılır mıydı?
(HÜRRİYET, 13 KASIM 2011, PAZAR)