“TÜRK BAYRAĞI OLMASAYDI”

Çocukluk arkadaşım ressam Doğan Akça’nın Sanat Sokağı’nda bulunan atölyesindeyiz.Duvara yeni asılmış bir tabloya bakıyorum: Narlıkuyu dolaylarında koylardan biri. Gece. Denizde yakamozlar. İskele. İskeleye yanaşmış bir tekne. Fonda, ağaçlar, evler ve ay. Tablonun önünde bir balkonda arkası dönük bir kadın viyolonsel çalıyor.
Doğan’a “Kadın keşke çıplak olsaydı” dedim. “Aklın varsa kadını soyarsın”.
Ben bunu söyleyince, anımsayıp olayı anlattı. Ona da galeri görevlilerinden biri anlatmış,
Doğan’ın atölyede bulunmadığı bir sırada bir müşteri gelmiş. Bu tablonun önünde durup uzun süre hayranlıkla seyretmiş. Sonra iç geçirerek, resimdeki Türk bayrağını gösterip “Ah şu Türk bayrağı olmasaydı!” demiş.
Bayrağı görmemiştim. Baktım. Bir teknenin bayrağı.
***
“Ah şu Türk bayrağı olmasaydı!” cümlesinin estetik kaygıyla ilişkisi yok. Tamamen milliyetçi, ırkçı ve ayrılıkçı bir tepki.
Bu tepkiyi gösteren bir okulun müdür yardımcısı bir öğretmen.
“Biliyorsanız kim olduğunu sakın söylemeyin bana” dedim. “Aslında kimseye söylemeyin!”
***
Demokratik Toplum Partisi Başkanı Avukat Ali Bozan benden kaçmasaydı kendisine şöyle bir soru soracaktım:
“Gördüğüm kadarıyla ister gönüllü ister gönülsüz olsun doğulu göçmen vatandaşların Mersin’de yerleşim, eğitim, sağlık hizmetleri alanında herhangi bir sorunları yok. Mülk edinme ve iş yeri açma konusunda da herhangi bir baskı ve engelle karşılaşmıyorlar. Geldikleri yerlere oranla çok daha çağdaş bir ortamda yaşıyorlar ve Mersin halkından herhangi bir ayrımcılık ve kötü muamele görmüyorlar. Tam tersine zaman zaman küçük bir kitle de o olsa yapılan gösterilerden Mersin halkı tedirgin oluyor, kendini tehdit altında hissediyor. Yapılan ayrılıkçı gösterilerin, PKK yandaşı, “Apo’ya özgürlük”çü yürüyüşlerin Mersin’de yapılmasının haklı bir nedeni olabilir mi?”
***
Bu soruma nasıl cevap verebilirdi bilemem. Ama ben, 1 Nisan tarihli Hürriyet (Çukurova baskısı) gazetesinin 17. sayfasında yayınlanan haber ve iki fotoğrafı sorumun cevabı olarak kabul ediyorum:
Demokratik Toplum Partisi’nin Merkez İlçe Başkanlığı’nın önünde ve PKK bayrağının karşısında göstericilere hitap eden DTP Başkanı Avukat Ali Bozan. Öyle bir fotoğraf ki DTP ile PKK’nın aynı şey olduğunu bütün dünyaya ilan ediyor.
***
Ama abartmayalım: 500 kişilik gösteri topluluğu ile 10 bin kişilik Nevruz katılımcısı aynı şey değil. 10 bin kişi PKK için değil geleneksel bir ritüel olan Nevruz için toplanmış. İkisi aynı şey olsaydı, Nevruz’a katılan 10 bin kişi 31 mart gösterisine de katılırdı. Demek ki doğulu göçmenlerin ezici çoğunluğu uyum ve birlikte yaşamaya dönük idealler taşıyor.
Zaten, Emniyet Müdürü Süleyman Ekizer’e göre, bu türden gösterilere katılanların büyük bir çoğunluğu, kadın ve çocukların dışında, sabıkalılar, tinerciler, madde bağımlıları. Bunların dışında PKK’nın göçmen mahallelerinde büyük bir etki gücü yok. Ama tehdit ve baskıları söz konusu. Bu tehdit ve baskıya engel olması gereken DTP, PKK ile işbirliği yapıyor. Çok yazık!