TÜRK SOLUNUN SERANCAMI ÜZERİNE (6)

UMUTTAN YALNIZLIĞA

Artun Ünsal’ın “Umuttan Yalnızlığa Türkiye İşçi Partisi (1961-1971)” (Tarih Vakfı Yurt Yayınları) adlı kitabının 131. sayfasında yüreğimi bir hoş eden bir cümle ile karşılaştım: “TİP aşağıdan yani halktan gelen ilk siyasal örgütlenme örneğiydi, işçi sınıfı ‘kendi için sınıf’ olma bilinci yolundaydı.”
Yani işçi sınıfının bir toplumsal ve siyasal sınıf olduğunun farkına ve bilincine varması, bütün ilişkilerinde bu sınıfın yerel ve evrensel bilinciyle davranması.
***
Yani milliyetçi şovenizme, dinsel hurafelere, Ramazan çadırlarına, zekat oyunlarına tav olmayan, iane ve sadakayı elinin tersiyle iten, emeğinin karşılığını sendikaları aracılığıyla alan ve sermayenin küreselleşmesinin karşısına emeğin küreselleşmesini çıkartan bir emekçi sınıfı.
Kentleşmeyle birlikte kentlere gelen köylü-işçilere kucak açan, onlara sınıf bilinci aktaran, her gün siyasal gücünü pekiştiren bir sınıf.
Bu sınıfın yok olmadığını, siyasal yaptırım gücünü koruduğunu, CGT öncülüğünde Fransız işçi sınıfı öğrencilerle dayanışma suretiyle Nisan 2006 ayı içinde kanıtladı.
***
Birgün gazetesinin 17 Nisan 2006 tarihli trajik manşetini okuyalım: “Sendikalı işçi yoksulluk, sendikasız işçi açlık sınırında. // Türkiye’de sendikasız çalışanlar, sendikalı çalışanların yarısı kadar ücret alıyor. Her iki kesimin de aldığı ücret yoksulluk sınırının altında.”
İşçi sınıfı kendi için sınıf olduğunun bilincinden yoksun kalınca, işçi sınıfının ilerici ve ulusalcı-küreselci ideolojisinden uzaklaşıp dinci-muhafazakar partilerin kuyruğuna yapışınca varacağı çıkmaz sokak işte budur.
İşçi sınıfı varoşların lümpen proletaryasına dönüşürse girdiği bu çıkmazdan asla kurtulamaz. Karın doyurmak için Ramazan çadırlarını gözler, avuç açıp sadaka ve zekat bekler.
***
Kendisi için sınıf olma bilincini yitirmiş, dinsel ümmet içinde kendi varlığını unutmuş bir kitlenin sol ile kuşkusuz hiçbir ilişkisi olamaz. Kalvenci patronuyla el ele tutuşup birlikte AKP’ye, şoven bir partiye ya da etnik bir partiye oy verir.
Topraksız ve az topraklı köylülerin durumu sınıfsızlaşmış işçi kitlesinden farklı değildir.
12 Mart ve 12 eylül darbelerinden gözü yılmış aydınlar da bilinç sönmesine tutulmuştur.
Bir zamanların “acilci” sol önderleri ise 2.Cumhuriyetçi ya da “Sefil” toplum örgütçüsü…
***
Böyle bir durumda, müşteri hazırmış gibi, gerçekten solda olmasa bile sağda olmayan partilerinin birleşme ve güç birliği yapma çabaları tüy dikmektedir.
Sol düşünce ve pratik, sorunlarını, entellektüalizm fantazileri yaparak, tarihle ve Cumhuriyet’le hasaplaşarak çözümleyemez. Türbanı ve İmam-Hatipleri savunarak, dinci kitlelerin nabzına şerbet vererek, etnikçilerin peşinden giderek, dışardan güdümlü sivil toplumculuk yaparak çözümleyemez.
Toplumun yeniden laikleşmesi, cumhuriyetçileşmesi gerek! Sol için önümüzdeki yıllar iktidar yılları olmayacak! Yeniden örgütlenme, kadrolaşma, bir çağdaş program ekseninde çalışma yılları olacak. Okurunu bekleyen bir yazar gibi taviz vermeyecek ama zamana dayanıklı bir üslup bulacak, gençleşecek ve gençliğini koruyacak.