TÜRK SOLUNUN SERANCAMI ÜZERİNE (8)

GEÇMİŞİN MİRASI

Daha doğrusu “Çorak ve bereketsiz topraklar üzerinde geçmişin mirası!” Solun ve her türlü serüveninin yüz yıllık (1900-2000) bir özeti yapılacaksa eğer, en doğru tanım budur!…
***
12 Mart’ta beni sorgulayan Askeri Savcı Binbaşı, TRT Televizyonu’ndaki masamda neden Bulgar ve Sovyetler Birliği Kültür Ataşelerinin kartvizitleri bulunduğunu sorduğunda, “Aynı yerde Fransız, İngiliz, Alman ataşelerinin de kartları var” diye yanıtlamıştım.
Askeri savcının mantığı dudak uçuklatacak türdendi: “Onlar başka, onlar dostumuz!”
12 Mart’ın engellerinden ancak bu yıl kurtulup pasaportumu kazasız belasız uzattırabildim.
İslamcılar da zulme uğradıklarından söz ederler, ama siz bakmayın onlara, 1950’den bu yana iktidardadırlar. 1950’den bu yana İslami devlet kuramamaları bir zulüm gibi gelmektedir onlara. Ve onların iktidara gelmelerine gene, elinden geldiğince Türk solu karşı koymaktadır.
***
Size gene Artun Ünsal’ın “Umuttan Yalnızlığa, Türkiye İşçi Partisi” (Tarih Vakfı Yurt Yayınları) kitabının “Geçmişin Mirası” bölümünü okumanızı tavsiye edeceğim. Okumakta olduğunuz bu yazıları yazarken Artun Ünsal’ın kitabını keşfetmem ilaç gibi geldi.
Türkiye’deki bütün siyasi partiler, hatta AKP’nin ataları bile CHP’ye karşın CHP’den zincirleme türemiştir: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Demokrat Parti, Adalet Partisi, MHP, Erbakan Hoca’nın partileri. CHP’nin içine gizlenen kurtların mutasyon geçiren DNA’ları hepsinde ortaktır. Gerçek Cumhuriyet ile başları hoş değildir.
12 sendikacı ve aydınlar tarafından kurulan Türkiye İşçi Partisi’nin CHP başta olmak üzere hiçbir parti ile ilişkileri yoktur, ama Cumhuriyet’in ve devrimlerinin savunucusu olmuş bir partidir.
Düzen partilerini yöneten liderlerin hepsinden çok daha yetenekli liderlerin yönettiği, vatandaşlık bilincine ve görece sınıf bilincine sahip insanların desteklediği TİP bir sol parti olarak neden başarılı olamamıştır?
Bunun yanıtını bulup çözümlemek gazete köşelerinde gevezelik etmeye benzemez.
***
Türkiye’de sol partilerin doğuşlarında 20. yüzyılın başından beri yaşanan olağanüstü siyasal durumların önemli bir rol oynadığı hemen göze çarpıyor. Bu partilerin ortaya çıkışı gerekli nesnel ve öznel koşulların dışında, söz konusu siyasal gelişmelerin etkisi altında kalmış, başka deyişle, ekonomik ve toplumsal evrimin doğal sonucu olarak siyasal arenaya çıkılmamıştır. (S.25) Bu ne demektir?
İşçi sınıfının bulunmadığı, güçsüz olduğu bir ortamda kurulan partilerin bir de faşizan iktidarlarla uğraşması gerekiyordu. Kısacası, Türkiye’de İslam sosyalizme, milliyetçilik ise enternasyonalizme oranla daima güçlü kalıyordu. Öyle ki ulusal cemaat ve dinsel cemaat uzun yıllar birbirinden ayrı düşünülmeyecekti. Türkiye İşçi Partisi bu zinciri kırıp, hurafeyi belki yıkacaktı. Önce Demirel hükümetleri, daha sonra 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri buna izin vermedi. Şu anda haksız AKP iktidarının en büyük sorumluları TİP hareketinin köküne kibrit suyu dökenlerdir. Bu cinayeti Artun Ünsal’ın kitabını okuyarak öğrenin artık.
Benim itiraz ve maruzatım şimdilik (ama şimdilik) bundan ibarettir!