ÜÇ 26 AĞUSTOS

26 Ağustos 1071, 26 Ağustos 1922 ve 26 Ağustos 2017!.. Üçüncü 26 Ağustos günü, 26 Ağustos 1071’i 26 Ağustos 1922’nin karşısına çıkartmak, en yalın anlamıyla, Cumhuriyet düşmanlığıdır.Bu kadar!

26 Ağustos 1071 günü Türk ordusu Bizans ordusunu yenip Anadolu’nun kapısını  açmasaydı, tarihin diyalektiği gereği, Türkler Anadolu’ya, çok gecikmeyecek bir günde, mutlaka sahip olacaktı. Ama 26 Ağustos 1922 günü başlayan süreç 9 Eylül 1922 günü İzmir’de zaferle sonuçlanmamış olsaydı, 26 Ağustos 1071’i bugün hiç kimse anımsamazdı, anımsayamazdı. Osmanlı’nın uğradığı bozgunları, işgal ettikten sonra yitirdiği toprakları kim hatırlıyor?[i] Bunu unutmayalım!

Öte yandan, 26 Ağustos-9 Eylül zaferi olmasaydı, şu anda, Ege Bölgesi Yunan toprağıydı. Ne Cumhuriyet kurulur ne de AKP’nin Cumhurreisi R.T.Erdoğan 26 Ağustos 2017 günü Malazgirt’te 26 Ağustos 1071 zaferini kutlayabilirdi. Malazgirt de Ermenistan toprağı olurdu. Buna, Tarih’in Diyalektiği denir.

Şimdi, AKP’li Cumhurreisi Erdoğan’ın 26 Ağustos 2017 günü Muş’ta yaptığı konuşmayı Sözcü gazetesindan (27 Ağustos 2017) aktaralım:

[“Alparslan kimle mücadele ettiyse 15 Temmuz’da onunla mücadele ettik”]

[ANADOLU’nun kapılarını Türklere açan Malazgirt Zaferinin 946’ncı yıldönümü dün Muş’ta törenlerle kutlandı. Okçular Vakfı ve Malazgirt Kaymakamlığı’nca gerçekleşen[ii] törene Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar da katıldı.[iii] ‘Dombra’ şarkısının çalınıp söylenmesinden sonra, mehter takımının ardından sahneye Erdoğan çıktı. Erdoğan şunları söyledi:

OYUN DA HEDEF DE AYNI

1-“EVET bundan 946 yıl önce mübarek bir cuma günü Sultan Alparslan Malazgirt’te kazandığı zaferle Anadolu’yu bizlerin ebedi yurdu yapacak adımı atmıştır. Malazgirt’i anlamayanlar, tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devleti anlayamaz.

2-SULTAN Alparslan kimlerle mücadele ettiyse biz de 15 Temmuz’da onla mücadele ettik. Osman Gazi, Fatih Sultan Mehmet Han, Abdulhamit Han, Gazi Mustafa Kemal kimle mücadele etmişse, biz de onlarla mücadele ettik.

3-OYUN aynı, hedef aynı. Yedi düvele karşı mücadele ediyoruz. Kefenleri giymeye, kefenleriyle yürüyen ecdadın arkasından yürümeye hazır mıyız?

4-HAYATIMIZ boyunca bizleri beli bükük olarak görmek isteyenlere diyoruz ki Türkiye artık ayağa kalktı, bunu böyle bilesiniz. Ne yaparsanız yapın bu şahlanışın önüne geçemeyeceksiniz. Çünkü biz ancak rükuda eğiliriz. Biz sadece Allah’a ibadet eder, sadece ondan yardım dileriz.

5-TÜRKİYE’nin 2023 – 2071 vizyonları bizimle birlikte çok daha farklı bir şekilde tüm kardeşlerimizin aydınlık geleceğinin müjdecisidir. Ecdadımızın yolundan gidelim. Alparslan’ın ve Malazgirt’te aslanlar gibi savaşan ecdadın ruhunu bu şekilde yad edebiliriz. Hümeyra PARDELİ (DHA).

Erdoğan’a sahnede mehter takımı da eşlik etti. Tören sonrası Cumhurbaşkanı’na Malazgirt’in anahtarı hediye edildi.”

Paragrafların önündeki sayıları ben koydum. Eleştirilerin önünde de aynı sayılar olacak:

1- “Tek millet, tek bayrak, tek vatan” devletini Osmanlı değil Cumhuriyet kurdu. Osmanlı İmparatorluğu “Tek millet, tek bayrak, tek vatan” devleti olmadığı için parçalandı. Osmanlı topraklarında yaşayan milletler Osmanlı olmayı asla kabul etmediler. Osmanlı Meclis-i Mebusanı”nda “Osmanlı Bankası ne kadar Osmanlı ise ben de ancak o kadar Osmanlıyım” diye alay eden Boşe efendiyi unutmayalım. Yazılı tarihin gerçeklerini kimse boş laflarla değiştiremez.

2- “SULTAN Alparslan kimlerle mücadele ettiyse biz de 15 Temmuz’da onla mücadele ettik. Osman Gazi, Fatih Sultan Mehmet Han, Abdulhamit Han, Gazi Mustafa Kemal kimle mücadele etmişse, biz de onlarla mücadele ettik” de gerçek dışı bir iddia. Mustafa Kemal’in adını Osmanlı sultanlarıyla, FETÖ işbirlikçisi AKP ile birlikte anmak ayıplı ve yakışıksız bir iddiadır. Mustafa Kemal Atatürk’e iftira ve hakarettir. Mustafa Kemal Atatürk’ün  emperyalist istilacıları savaş meydanlarında ve siyaset masalarında bozguna uğrattığı dünyanın bütün dillerindeki tarih kitaplarında yazıyor.

AKP’ye gelince: Kimseyle mücadele etmedi. Bunun örneği, Yunanistan’ın işgal ettiği adalarımıza Bizans bayrağı dikmesidir. Yunan’a karşı acz içindedir. Bozguna uğradığı Irak ve Suriye’de acz içindedir. Ama bir vesile ile topladığı bilinçsiz ve cahil kalabalığın karşısına geçip hayalî düşmanlara posta koymakta, racon kesmektedir. Acınası, gülünç bir durum!

AKP ve genel başkanı Erdoğan , Cumhuriyet’in “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini terk ettiği, Atatürk’ün “Arapların işine karışmayın!” öğüdüne kulak asmadığı için ülkenin başını belalara soktu.

Bir ülkede, kimilerinin sahip olduğu  bilgi, bilgi sahibi olmayanların  cehaletini telafi edemez. İnsanlık her zaman kendini en cahillerin düzeyine göre ayarlamıştır. Cehalet dünyaya egemen olur ve her şeyi bildiği (!), her şeyi istediği, her şeyi yapabileceği bir evreye ulaşır. Türkiye’de de durum budur!

“SULTAN Alparslan kimlerle mücadele ettiyse biz de 15 Temmuz’da onla mücadele ettik” cümlesinin de tek başına hiçbir anlamı yok. Sultan Alpaslan, yol arkadaşı, iş ortağı bir Fetö çetesiyle değil düşmanla savaştı. AKP’ye gelince: İş ortağı FETÖ’nün elinden  Cumhuriyet’e sadık asker tarafından kurtarıldı. Gerçek budur!

3- Gene gerçek dışı bir iddia. Efsunlayıcı bir üfürük! “OYUN aynı, hedef aynı. Yedi düvele karşı mücadele ediyoruz. Kefenleri giymeye, kefenleriyle yürüyen ecdadın arkasından yürümeye hazır mıyız?” ne demek? Türkiye, Birleşmiş Milletler  ve onun bütün faaliyet alanlarının üyesi, Avrupa Konseyi’nin kurucu üyelerinden biri, NATO üyesi, neredeyse üyesi olmadığı örgüt yok dünyada, Avrupa Birliği’ne AKP yüzünen üye olamadığını bilen biliyor. Yedi Düvel’le mücadele edildiği bir masal.18 adayı Yunanistan’a kaptıranlar meğer yedi düvelle mücadele  (!) ediyorlarmış.  Kefenleriyle yürümekten başka bir şey yapmayan ecdat koskoca Osmanlı devletini batırdı. Ülkeyi, parçalanıp yıkılmadan, kefen giymeye hazır cehaletin elinden kurtarmak zorundayız.

4- Gene üfürük! Ayağa kalmak ne demek?  Milli geliri kişi başına 50 bin dolar olmak demek; sanayi, tarım ve teknoloji alanlarında dünya standartlarına erişmiş olmak demek; ihracatı ithalatından fazla olmak demek; gelir paylaşımında adaleti sağlamış olmak gerek; güçler ayrılığının kusursuz işlemesi demek; yedi düvele borçlu olmamak demek; kendi ülkesinde  üretim araçlarının, bankaların, sigortaların tamamıma sahip olmanın dışında başka ülkelerde yatırım gücüne sahip olmak demek; kapitalist dünyada sömürülmeden sömürmek demek; eğitim-öğretim ve bilim alanlarında öncü olmak demek; dünyanın en iyi üniversitelerinin 25-30’una ev sahipliği yapmak demek; ezilmeyen sendikalı işçinin ve köylünün yıllık gelirinin  en azından 25-30 bin dolar olması demek; bütün üniversitelerin parasız olması ve bütün öğrencilerin devlet yurtlarında barınması demek!

AKP hükümeti kefen giymeye heveslenmekten başka saydığımız kalemlerin bir tekinde bile başarılı mı? Değil ki değil!

5- “TÜRKİYE’nin 2023 – 2071 vizyonları bizimle birlikte çok daha farklı bir şekilde tüm kardeşlerimizin aydınlık geleceğinin müjdecisidir. Ecdadımızın yolundan gidelim. Alparslan’ın ve Malazgirt’te aslanlar gibi savaşan ecdadın ruhunu bu şekilde yad edebiliriz” diyor AKP’nin genel başkanı. Gene damardan hamaset!

2002-2017 arasında Türkiye’yi  üçüncü sınıf bir ülke haline getiren, ülkenin sanayi ve tarımını batıran, üretim araçlarını, liman ve havaalanlarını yabancıya peşkeş çeken, vergi vermez bir lümpen burjuvazi ve müteahhit kitlesi yaratan, anayasa ve yasa tanımaz bir yönetim anlayışının günü kurtarmaktan başka bir hedefi olamaz. Ham hayalleri, saçma düşünceleri olur.

Kendilerinin, çok olumlu bir haslet olduğunu sandıkları “la vision” sözcüğünün “görme” dışındaki bütün anlamları olumsuzdur: Saplantı; boş düşünce, ham hayal,saçma düşünce; peygamber ya da ermişlerin gizli şeyleri görmesi;gizli görüntü; “vizyon sahibi olmak”= Saçmalamak, zırvalamak, hayal görmek…

Vizyon” sözcüğünü büyülü sanıyorlar ve bol bol kullanıyorlar ama ne anlama geldiğini bilmiyorlar. ” Türkiye’nin 2023 – 2071 vizyonları”nın anlamı şudur: AKP’nin olabilir ama Türkiye’nin 2023-2071 saplantıları, ham hayalleri, boş ve saçma düşünceleri olamaz. Türkiye’nin hedefleri vardır. O hedefler Devrim Yasaları’nda ve  anayasanın 2.maddesinde yazılıdır: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Bu çağdaş. çağcıl  ve somut  hedeflerin yerine vizyonlara saplanırsanız onu sadece yıkarsınız. Zaten ilan edilmiş vizyonları de Cunhuriyet’i yıkmak  değil mi?

 “Bir ülkede kimilerinin bilgisi ötekilerin cehaletini telafi edemez. İnsanlık her zaman kendini en cahillerin düzeyine göre ayarlamıştır. Cehalet dünyaya egemen olur ve her şeyi bildiği, her şeyi istediği, her şeyi yapabileceği bir evreye ulaşır” demiştim.İnsanlık, cehaleti ancak bilimsel ve rasyonel bilgi devrimiyle yenebilir. Batı’yı bir yana bırakalım, Japonya, Kore ve Çin cehaleti bilgi devrimleriyle yenerek ekonomik ve toplumsal alanda çağdaşlaşma mucizeleri yarattılar. Ülkemizde gelince: “2023, 2053, 2071 kendisine Kızıl Elma” [iv] yaptığını ilan eden AKP ise cehaleti katmerlendirmekten başka bir şey yapmıyor. Kızıl Elma’nın bilgiye ihtiyacı yoktur, cehaletten beslenir. “Kızıl Elma” gerçekleşmeyen hayal, varılmayan hayal anlamına gelir. Demek ki AKP’nin 2023, 2053, 2071 hedefleri, ham hayalden başka bir şey değil. “Kızıl Elma” tehlikeli bir kavramdır. Belagat uğruna asla kullanmayın!

İmam-Hatip okullarından kaynaklanan günümüzün ufuksuz iktidarının Cumhuriyet karşısında aşağılık duygusuna kapılması çok doğal. 1923-1950 yılları arasında  Parasız Yatılı (leyli meccani) sınavlarını kazanamayan medrese kafası kendi iktidarında ancak soru çalarak sınav kazandı. Diplomasız cahiller yığışımına diplomalı cahil kitleleri katıldı. Bilimle barışık olmadıkları için bunların ancak vizyonları ve Kızıl Elmaları olur. Öylesine bilinçsiz ve cahiller ki Ulu Hakan’larının açtığı  modern okulları bile kapatıyorlar.

Özdemir İnce,

28 Ağustos 2017

———————————-

[i] 26 Ağustos 2017 akşamı  Halk TV’de konuşan Emekli General Naim Babüroğlu hatırladı!

[ii] Yani “yapılan”.

[iii] Savaş meydanında yapılan askeri törene katılmayan Genel Kurmay Başkanı’nın Malazgirt’te ne işi var?

[iv] Kızıl Elma, Türk mitolojisinde Türkler ve de özellikle Oğuz Türkleri için üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşleri simgeleyen bir ifadedir. Türk milliyetçiliğinin önemli sembollerinden birisi olan Kızıl Elma imgesi, Türk devletleri için bir hedefi ve amacı simgeler.